وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ ل۪ي عَمَل۪ي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْۚ اَنْتُمْ بَر۪ٓيؤُ۫نَ مِمَّٓا اَعْمَلُ وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 41. Ayet
Daralt
X
-
Seni yalanlamaya kalkışırlarsa şöyle de: Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size aittir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim.
Seni yalanlamaya kalkışırlarsa şöyle de: Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size aittir. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun yorumu şöyledir: Size verdiğim haberlerin Allah'tan geldiği konusunda eğer ben yalan söylersem, benim yaptığım banadır, yani size tebliğ ettiklerimde yaptığım tebliğin sorumluluğu bana aittir, yani onun günahı benimdir. Sizin yaptığınız da size aittir. Yani benim size Allah'tan tebliğ ettiğim şeyleri reddetmenizin günahı da size aittir. Nitekim başka bir âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Yoksa, 'Bunu o kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: Eğer onu uydurduysam sorumluluğu bana aittir. Fakat benim sizin işlediğiniz günahtan sorumluluğum yoktur". Yani eğer ben uydurduysam, yaptığım uydurmanın günahı bana aittir. Size Allah'tan tebliğ ettiklerimi reddetmenizin günahı da size aittir.
Siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim. En doğrusunu Allah bilir ya, bu beyanın anlamı şudur: Ben sizin dininizden sorgulanmam, siz de benim dinimden ve yaptıklarımdan sorgulanmazsınız. Nitekim başka âyetlerde Allah şöyle buyurmaktadır: "Onların hesaba çekilmelerinden sana sorumluluk yoktur". "Yine de (ey müşrikler!), söz dinlemezseniz onun (peygamberin) sorumluluğu ona aittir... Resûle düşen yalnızca apaçık bildirip anlatmaktır. "Bizim işlediğimiz suçlardan dolayı siz sorumlu olmayacaksınız".
Yorumu Yorumla
-
kezzebûke (كَذَّبُوكَ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde "k-z-b" kökünün "doğruluğun ve gerçeğin (sıdk) tam zıddı olarak, söylenen sözün veya takınılan tutumun hakikate uymaması ve asılsız olması" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "tekzib" eylemini "bir iddianın veya mesajın yalan olduğunu öne sürmek, gerçeği bile bile örtmek ve reddetmek" olarak tanımlar. Ayetteki "Eğer seni yalanlarlarsa..." (Ve in kezzebûke) kullanımı, peygamberin tebliğ sürecinde karşılaşacağı o mutlak direnci ve inatçı reddiyeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili Kur'an'ın inkar (küfür) psikolojisindeki en aktif eylem olarak inceler. Izutsu'ya göre müşriklerin yalanlaması (tekzib), entelektüel bir tartışmanın sonucunda ortaya çıkan bir fikir ayrılığı değildir; bu, kabilevi statükoyu ve ataların otoritesini korumak için, anlaşılamayan veya işlerine gelmeyen ilahi bir hakikate karşı geliştirilen agresif ve apriori (peşin hükümlü) bir savunma mekanizmasıdır.
amelî (عَمَلِي) / amelukum (عَمَلُكُمْ)
İbn Fâris, "a-m-l" kökünün temel anlamının "bir işi kasten, bir amaca yönelik olarak yapmak ve çaba sarf etmek" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "amel" kavramını, her türlü eylemi ifade eden "fiil" kelimesinden ayırır. Râgıb'a göre amel, "canlı ve şuurlu bir varlıktan, belli bir niyet ve irade sonucu ortaya çıkan kasıtlı eylemdir." Ayette peygamberin "Benim amelim bana, sizin ameliniz size" demesi, her iki tarafın da eylemlerinin tamamen kendi özgür iradelerinin bir sonucu olduğunu gösterir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamaları Mekke döneminin sosyolojisi ve teolojisi üzerinden analiz eder. Kabile (asabiyet) kültüründe bireyin eylemi tüm kabileyi bağlar, kabilenin suçu da bireye yüklenirdi. Kuran, "Benim amelim bana, sizin ameliniz size" diyerek bu kolektif sorumluluk ve kurtuluş inancını kökünden yıkar. Bu ifade, bireysel ve ahlaki sorumluluğun (kimsenin başkasının yükünü çekmeyeceği yasasının) en net şekilde ilan edilmesidir.
berîûne (بَرِيئُونَ) / berîun (بَرِيءٌ)
İbn Fâris, "b-r-e" kökünün asli anlamının "kesip atmak, bir şeyden sıyrılmak, hastalıktan veya bir yükümlülükten kurtularak ilişiği koparmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "berâet" kavramını "insanın hoşlanmadığı, zarar gördüğü veya sorumluluk almak istemediği bir durumdan kendisini tamamen uzaklaştırması ve temizlemesi" olarak açıklar.
Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi Arap toplumunun sosyal yapısında "berâet" kavramının son derece sert bir yaptırım olduğuna dikkat çeker. Bir kişinin kabileden kovulması, himayesinin kaldırılarak çölün ortasında ölüme terk edilmesi (outlaw) "berâet" ilan etmekle olurdu. Kuran, bu ağır sosyolojik "ilişki kesme" kavramını alır ve teolojik bir düzleme taşır. Peygamber ile müşrikler arasındaki berâet, kan bağının veya ticari ortaklığın değil; inanç, ahlak ve ahiret (eskatoloji) bağlamındaki mutlak ve geri dönülemez ontolojik kopuştur.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın polemik ve tartışma metinleri çerçevesinde bu ayeti analiz eder. Neuwirth'e göre, "Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım" şeklindeki formül, diyalogun ve tebliğin tamamen tıkandığı noktada Kuran'ın başvurduğu "adil ayrışma" (fair disengagement) retoriğidir. Peygamber, karşı tarafı hemen oracıkta bir lanetle yok etmeye çağırmaz; bunun yerine ahlaki ve teolojik bir sınır çizer. Bu sınır, her iki tarafın kendi eylemleriyle baş başa kalmasını sağlayan, yargıyı ve akıbeti tamamen nihai mahkemeye (Allah'a) bırakan son derece soğukkanlı ve onurlu bir kopuş beyanıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla