Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 34. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 34. Ayet

    قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul hel min şurakâ-ikum men yebdeu-lḣalka śümme yu’îduh(u)(c) kuli(A)llâhu yebdeu-lḣalka śümme yu’îduh(u)(s) feennâ tu/fekûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O sizin tanrılaştırdığınız varlıklar arasında, bir şeyi ilk defa yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden biri var mı? diye sor. De ki: İlkten yaratan da yaratmayı tekrar eden de Allah'tır. Şu halde nasıl gerçeğin dışına saptırılıyorsunuz!

      O sizin tanrılaştırdığınız varlıklar arasında, bir şeyi ilk defa yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden biri var mı? diye sor. Bütün tefsirciler, sonra yaratmayı tekrar eden ibaresine, ölümden sonra insanları dirilten anlamı verdiler. Yani sizin tanrılaştırdığınız ve taptığınız varlıklar arasında, bir şeyi ilk defa yaratan, sonra onu ölümden sonra tekrar dirilten kimse yoktur. Bazı müfessirler şöyle dediler: Sonra yaratmayı tekrar eden meâlindeki beyan, ölümden sonra dirilmek anlamına gelmez, çünkü onlar ölümden sonra dirilmeyi kabul etmiyorlardı. Dolayısıyla bunun onlara delil gösterilmesi muhtemel değildir. Ancak sonra yaratmayı tekrar eden meâlindeki ifade, insandan başka varlıklar hakkındadır. Çünkü onlar, insanın tekrar diriltileceğini inkâr ediyorlar, fakat insandan başka varlıkların tekrarını; meselâ gece ile gündüzün tekrarını, yağmurun ve bitkinin yaratılışının tekrar edip durduğunu ve bizzat gördükleri diğer şeylerin tekrar yaratıldığını inkâr etmiyorlardı. Yani Cenâb-ı Hak geceyi, aynı gece olarak tekrar getiriyor, gündüzü de aynı gündüz olarak tekrar getiriyor. Diğer yaratıklar da bu şekilde sona eriyor, sonra da aynı şekilde tekrar ortaya çıkıyorlar. İnsanın dışındaki diğer yaratıklarda bu durum ortaya çıkınca, aynı şey insan için de söz konusudur. Bize göre her iki anlam da muhtemeldir, yani ölümden sonra dirilmek ve nesnelerin benzer şekilde ortaya çıkması anlamı da kastedilmiş olabilir; çünkü bunlar Allah'tan insanlara gelen bir bildiridir. Görmez misin ki Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: De ki: İlkten yaratan da yaratmayı tekrar eden de Allah'tır. Şu halde nasıl gerçeğin dışına saptırılıyorsunuz! Bu son cümleye şöyle anlam verilmiştir: Varlıkları ilk defa yaratanın, sonra da yaratmayı tekrar edenin Allah olduğunu, başka birinin buna muktedir olmadığını bildiğiniz halde Allah'ın birliğini nasıl yalanlıyorsunuz? Görmez misin ki Cenâb- Hak bu konuda onlara şu meâldeki âyeti delil getirmektedir: "Allah'ı nasıl inkâr edebiliyorsunuz?"​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yebdeu (يَبْدَأُ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga adlı eserinde "b-d-e" kökünün temel anlamının "bir şeye ilk defa başlamak, daha önce bir örneği ve modeli olmaksızın bir işi ilk kez ortaya koymak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde bu fiili "bir şeyi yokluktan varlık sahnesine çıkarmak ve ona bir başlangıç vermek" olarak açıklar. Ayette, putların (şürekâ) acziyetini kanıtlamak için sorulan "Yaratılışı ilk baştan kim başlatıyor?" sorusundaki bu eylem, varlığın tesadüfi bir döngü olmadığını, mutlak ve bilinçli bir "ilk başlatıcı"ya muhtaç olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kelimeyi cahiliye döneminin pagan evren tasavvuruyla zıtlık içinde inceler. Pagan aklı, evrenin ebedi bir maddeden geldiğini veya kendi kendine var olduğunu (Dehr inancı) düşünmeye meyilliydi. Kuran, "yebdeu" (ilk olarak başlatır) fiiliyle evrenin statik veya ezeli olmadığını; zamanın, mekanın ve maddenin doğrudan Allah'ın aktif bir eylemiyle "başlatıldığını" ilan ederek tevhidi bir ontoloji kurar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki polemik kurgusuna dikkat çeker. Kuran, müşrikleri kendi kabulleri üzerinden köşeye sıkıştırır. Müşrikler, taptıkları cansız putların gökleri ve yeri "ilk baştan yaratamayacağını" zihnen ve mantıken zaten biliyorlardı. Kuran, bu kelimeyi kullanarak onların Yaratıcı (Allah) ile aracı/put (şürekâ) arasındaki o devasa güç farkını itiraf etmelerini sağlayan sarsıcı bir diyalektik inşa eder.

        el-halka (الْخَلْقَ)

        İbn Fâris, "h-l-k" kökünün asli anlamının "bir şeyi pürüzsüz hale getirmek, ölçüp biçmek, ona belirli bir şekil vermek ve miktarını takdir etmek" olduğunu ifade eder. Lügatte yaratmak eylemi, rastgele bir üretim değil, son derece hassas bir matematiksel ölçülendirme ve tasarımdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "halk" kavramını "bir şeyi büyük bir hikmet ve ölçüyle yoktan veya var olan bir maddeden inşa etmek" olarak tanımlar. Ayette "el-halk" (yaratılış) kelimesi, sadece insanın biyolojik varlığını değil; evrendeki tüm sistemleri, yıldızları, doğayı ve yaşamı kapsayan o muazzam, ölçülü kozmik bütünü ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın ayetteki dinamik kullanımına değinir. Yaratılış, Kuran'a göre geçmişte olup bitmiş ve Tanrı'nın kenara çekildiği (deist) bir süreç değildir. Fiil formlarıyla (yebdeu) desteklenen "el-halk", her an yenilenen, ilahi ölçülendirmenin her saniye devrede olduğu aktif ve süreğen bir var etme eylemidir.

        yu'îduhu (يُعِيدُهُ)

        İbn Fâris, "a-v-d" kökünün "bir şeyin aslına, eski haline veya başladığı noktaya geri dönmesi, tekrarlanması" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "iâde" eylemini "dağılıp bozulan bir varlığı yeniden toparlayarak ilk ve asli formuna döndürmek" olarak açıklar. Ayette Allah'ın yaratılışı başlattıktan sonra onu "iade edeceği" (tekrarlayacağı/geri döndüreceği) vurgusu, doğrudan ahiret inancının (Ba's/Yeniden Diriliş) ontolojik temelini oluşturur.

        Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın teolojik söylemleri bağlamında bu ikili kullanımı ("başlatır ve iade eder") analiz eder. Neuwirth'e göre bu eşzamanlı formül, dönemin Ortadoğu dini metinlerinde Tanrı'nın zaman ve madde üzerindeki mutlak hakimiyetini özetleyen retorik bir kalıptır. İlk yaratılışı (başlangıcı) yapabilen bir gücün, aynı malzemeyi ikinci kez toparlaması (iadesi) aklen çok daha kolaydır; Kuran bu mantıksal argümanı ahireti inkar edenlere karşı en güçlü silah olarak kullanır.

        Gabriel Said Reynolds, Hristiyan ve Süryani apolojetik (savunma) edebiyatındaki "yaratılış ve diriliş" tartışmaları ışığında kelimeyi değerlendirir. Paganlar için bedenin çürüdükten sonra diriltilmesi imkansız bir efsaneydi. Kuran, "yu'îduhu" kelimesiyle dirilişi akıl dışı bir sihir olarak değil, zaten işleyen bir sistemin (ilk yaratılışın) son derece doğal, mantıksal ve yasal bir "tekrarı" olarak sunarak muhatabın itiraz zeminini yıkar.

        tu'fekûn (تُؤْفَكُونَ)

        İbn Fâris, "e-f-k" kökünün temelinde "bir şeyi ters yüz etmek, altüst etmek, asıl yönünden saptırmak ve doğrunun zıddına çevirmek" anlamının yattığını belirtir. Yalan söylemeye "ifk" denmesi, gerçeği baş aşağı çevirmesinden dolayıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ifk" kavramını "bir şeyin haktan batıla, doğrudan yalana doğru çevrilmesi" olarak açıklar. Ayette bu eylemin "tu'fekûn" (çevriliyorsunuz/döndürülüyorsunuz) şeklinde meçhul (edilgen) kalıpta gelmesi, insanın hakikat karşısındaki savrulmasını ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, bu fiili cahiliye insanının epistemolojik (bilgisel) şizofrenisi üzerinden analiz eder. Müşrik akıl, gökleri ve yeri yaratanın Allah olduğunu kabul eder; ölümün ve yaşamın O'nun elinde olduğunu bilir. Ancak tam bu büyük gerçeğe teslim olması gerekirken, aniden epistemolojik bir ters yüz olma (ifk) yaşayarak cansız putlara yönelir. Kuran, "fe ennâ tu'fekûn" (Öyleyse nasıl oluyor da haktan çevriliyorsunuz?) sorusuyla, bu durumun rasyonel bir tercih olmadığını, zihnin tamamen irrasyonel bir şekilde "ters döndüğünü" ve hakikatten koptuğunu sarsıcı bir ironiyle vurgular.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin edilgen yapısına (çevriliyorsunuz) dikkat çeker. Tevhid inancı (yaratılışın ve dirilişin Allah'a ait olduğu gerçeği) insan fıtratının en doğal eksenidir. İnsanın bu eksenden çıkıp şirke düşmesi, doğasına aykırı bir savrulmadır. Ayet, şirk koşan zihnin aslında kendi aklını kullanmadığını; kabile taassubu, ataların kör taklidi veya kendi bencil arzuları (hevası) tarafından adeta "baş aşağı çevrildiğini" (ifk) ve aldatıldığını ortaya koyar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X