Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 32. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 32. Ayet

    فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feżâlikumu(A)llâhu rabbukumu-lhakk(u)(s) femâżâ ba’de-lhakki illâ-ddalâl(u)(s) feennâ tusrafûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İşte O Allah sizin gerçek Rabb'inizdir. Gerçeğin dışında sapkınlıktan başka ne olabilir ki? Nasıl yoldan çıkarılabiliyorsunuz?

      İşte O Allah sizin gerçek Rabb'inizdir. Yani bu sözü edilen hususlar, sizin gerçek Rabb'inizin Allah olduğunu delillerle ve kanıtlarla gösteriyor. Gerçeğin dışında ne olabilir? Yani O, delillerle ve kanıtlarla haktır, gerçektir. Ancak sapıklık olabilir; çünkü delili ve kanıtı olmayan şey sadece sapıklık olur. Nasıl yoldan çıkarılabiliyorsunuz? Yani O'na kulluktan yüz çevirip başkasına kulluğa nasıl gidebiliyorsunuz? Yahut nimetleri verene şükretmekten vazgeçip nimetleri vermeyene şükretmeyi nasıl kabul edebiliyorsunuz? Veyahut sözü edilen hususların hükümranlığı ve idaresi elinde bulunanı bırakıp elinde hiçbir şey olmayana nasıl dönebiliyorsunuz? En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        rabbukum (رَبُّكُمُ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde "r-b-b" kökünün temel anlamının "bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek, ona sahip olmak ve bir şeyi yavaş yavaş kemaline/hedefine ulaştırmak" olduğunu belirtir. Kökünde salt bir mülkiyet değil, koruyucu ve yetiştirici bir efendilik yatar.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "rabb" kavramını "bir şeyi ilk halinden alıp, kademe kademe geliştirerek nihai ve en mükemmel durumuna getiren terbiye edici/yaratıcı" olarak tanımlar. Önceki ayette rızık veren, dirilten ve evreni yöneten olduğu itiraf edilen Allah'ın, bu ayette "İşte sizin Rabbiniz" şeklinde takdim edilmesi, Rablık sıfatının soyut bir yaratıcılıktan ibaret olmadığını, evrendeki her zerreyi her an besleyen, yaşatan ve yöneten aktif bir sistem olduğunu tesciller.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan adlı çalışmasında bu kelimeyi cahiliye döneminin sosyal yapısıyla kıyaslayarak inceler. İslam öncesi Arabistan'da "rabb", kölelerin sahibi veya kabilenin koruyucu efendisi için kullanılan tamamen yatay (insanlar arası) ve hukuki bir kavramdı. Kuran, bu kelimeyi alıp dikey (ontolojik) bir boyuta taşır. Müşrikler putlarını şefaatçi sanırken, Kuran onlara gerçek, tek ve mutlak "Efendi/Yetiştirici"nin (Rabb) sadece Allah olduğunu bildirerek kavramın içini devasa bir teolojik otoriteyle doldurur.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde "r-b-b" kökünün ortak Semitik (Sâmî) bir kök olduğunu, ancak kelimenin "İlahi Efendi / Yüce Tanrı" anlamında dini bir terminoloji olarak Araplar arasında yerleşmesinde, Aramice ve Süryanice konuşan komşu dini toplulukların (Yahudi ve Hristiyanların) kullandığı "Rabbâ" unvanının kavramsal etkisinin bulunduğunu ifade eder.

        el-hakku (الْحَقُّ)

        İbn Fâris, "h-k-k" kökünün "istikrar, bir şeyin sabit olması, değişmezlik, kesinlik ve şüphe götürmez gerçeklik" anlamlarına geldiğini belirtir. Gerçekliği sarsılmaz bir şekilde ortada duran, inkarı imkansız olan her olgu bu kökle ifade edilir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kelimesini "bir inancın, varlığın veya sözün hikmete, amaca ve ontolojik gerçeğe mutlak surette uygun olması" şeklinde tanımlar. Ayette Allah'ın "el-Hakku" (Mutlak Gerçek) sıfatıyla anılması, O'nun varlığının ve rabliğinin hiçbir şüphe barındırmayan, evrenin en değişmez ve en somut realitesi olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın anlamsal evreninde "Hakk" kavramını "Batıl"ın (asılsız ve sahte olanın) tam zıddı olarak konumlandırır. Izutsu'ya göre müşriklerin inanç sistemindeki şefaatçiler ve putlar zihinsel kurgulardan (batıl) ibarettir. Kuran, Allah'ı "el-Hakk" olarak tanımlayarak, O'nun dışındaki tüm ilahlık ve otorite iddialarını varoluşsal olarak değersizleştirir ve hiçliğe mahkum eder.

        ed-dalâlu (الضَّلَالُ)

        İbn Fâris, "d-l-l" kökünün asli anlamının "doğru yoldan çıkmak, sapmak, kaybolmak ve bir şeyin asıl mekanından ayrılarak yitip gitmesi" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "dalâlet" kavramını "bilerek veya bilmeyerek hidayet yolundan (doğru hedeften) sapmak" olarak açıklar. Ayette "Haktan sonra dalâletten başka ne vardır?" şeklindeki istifham-ı inkari (inkara dayalı soru) formu, meselenin ciddiyetini ortaya koyar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu ikili (Hakk ve Dalâlet) kurguyu Mekke döneminin uzlaşmacı (müdâhene) zihniyeti üzerinden analiz eder. Müşrikler, İslam ile kendi pagan inançları arasında orta bir yol, melez bir sentez arayışındaydılar. Kuran, "Haktan sonra sadece dalâlet (sapıklık) vardır" diyerek teolojik bir gri alanın, esnekliğin veya sentezin imkansız olduğunu ilan eder. Hakikat parçalanamaz; tevhidi terk eden bir zihin zorunlu olarak tamamen "dalâlet" (kayboluş) karanlığına düşer.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın epistemolojik (bilgi felsefesi) sisteminde bu ayetin oluşturduğu keskin ikileme dikkat çeker. Kuran, hakikati (hakk) ve sapkınlığı (dalâlet) birbirini dışlayan iki mutlak kategori olarak sunar. İnsan aklı (rızkı verenin Allah olduğunu bilen akıl), bu rasyonel gerçekten (hakk) saptığı an, artık sadece ahlaki bir hata yapmış olmaz, bütün bilgi sistemini çökertip mutlak bir ontolojik karanlığa ve irrasyonaliteye (dalâlet) yuvarlanmış olur.

        tusrafûne (تُصْرَفُونَ)

        İbn Fâris, "s-r-f" kökünün temel anlamının "bir şeyi asıl yönünden çevirmek, geri döndürmek, defetmek ve başka bir tarafa yönlendirmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sarf" eylemini "bir şeyi bulunduğu durumdan başka bir duruma veya yola kaydırmak" olarak açıklar. Ayette bu eylemin "fe ennâ tusrafûn" (öyleyse nasıl/nereye çevriliyorsunuz?) şeklinde meçhul (edilgen) kalıpta kullanılması büyük bir psikolojik tespit barındırır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu edilgen (pasif) fiilin Kuran'ın şirk psikolojisine dair yaptığı en derin vurgulardan biri olduğunu ifade eder. Allah'ın her şeyin Rabbi (yöneticisi ve rızık vereni) olduğu şeklindeki apaçık "Hakk" (gerçek) ortadayken, insanın bundan sapması mantıklı, iradi ve şuurlu bir tercih olamaz. Edilgen yapı (tusrafûne), müşriklerin kendi akıllarıyla hareket etmediklerini; kabile baskısı, ataların körü körüne taklidi (gelenek), şeytani vesveseler ve kendi hevaları (arzuları) gibi dış ve iç etkenler tarafından adeta savrulduklarını, iradeleri ellerinden alınmışçasına hakikatten "çevrildiklerini/sürüklendiklerini" çok çarpıcı bir biçimde resmeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X