فَلَمَّٓا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْۙ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 23. Ayet
Daralt
X
-
(Allah) onları kurtardığında bir de görürsün ki bulundukları yerde hak hukuk tanımazlar! Ey İnsanlar! Taşkınlığınız ancak sizin zararınızadır. Dünya hayatının geçici menfaati... Sonra gelişiniz bizedir, geldiğinizde size yaptıklarınızın ne olduğunu bildireceğiz.
Cenâb- Hak, bu durumdan kurtardıktan sonra tekrar eski hallerine dönmelerinden dolayı onların akılsızca davrandıklarını haber vermekte ve (Allah) onları kurtardığında bir de görürsün ki bulundukları yerde hak hukuk tanımazlar! diye buyurmaktadır. Onların âdeti böyledir. Ölüm korkusu duyduklarında ve tanrı diye taptıkları putlardan ümitlerini kestiklerinde hemen Allah'a sığınırlar ve gönülden bir samimiyetle O'na dua ederler. Söz konusu belâ başlarından kalkıp gidince de daha önceki hallerine, yeryüzünde taşkınlık yapmaya, yani bozgunculuğa dönerler.
Ey İnsanlar! Taşkınlığınız ancak sizin zararınızadır. Dünya hayatının geçici menfaati... Buradaki kendi zararınızadır meâlindeki söz, birbirinizin zararınadır anlamına gelebileceği gibi taşkınlığınızın neticesi size dönecektir anlamına da gelebilir. Taşkınlık, zulüm demektir. Taşkınlığınız ancak sizin zararınızadır meâlindeki beyan, eğer taşkınlığınızın neticesi sonunda size dönecektir anlamında ise, bu söz onlar için tamamen tehdit anlamına gelir. Eğer birbirinizin zararınadır anlamı verilirse, o zaman tehdit mânasının, sonra gelişiniz bizedir meâlindeki cümlede olduğu söylenebilir.
Sonra gelişiniz bizedir, geldiğinizde size yaptıklarınızın ne olduğunu bildireceğiz. Bu cümleyi daha önce açıklamıştık. Bu da bir tehdit cümlesidir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
encâhum (أَنْجَاهُمْ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga adlı eserinde "n-c-v" kökünün temel anlamının "yüksek ve güvenli bir yer (necv), bir şeyden sıyrılmak ve tehlikeden kurtularak yüksek bir tepeye çıkmak" olduğunu belirtir. Kökün özünde, etrafı saran bir felaketten dikey bir hareketle (veya mecazen statüsel bir yükselişle) güvenli alana geçiş yatar.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "necat" kavramını "darlıktan, tehlikeden ve yıkımdan kurtarılarak güvenli ve geniş bir alana çıkarılmak" olarak tanımlar. Ayetteki bağlamıyla bu fiil, denizde fırtınaya yakalanıp ölümü bekleyen insanların, Allah'ın mutlak müdahalesiyle boğulmaktan kurtarılıp güvenli karaya ulaştırılmalarını ifade eden fiziksel ve ontolojik bir kurtuluş anıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili Kuran'ın kriz teolojisi ekseninde okur. Öztürk'e göre Allah'ın "onları kurtarması" (encâhum), müşriklerin çaresizlik içinde ihlasla yaptıkları duaya ilahi bir icabettir. Ancak bu kurtuluş, insanın nankör fıtratını sınamak için verilen geçici bir mühlettir; zira insan tehlike geçip karaya ayak bastığı an, bu "kurtarılma" eyleminin ilahi kaynağını hızla unutma eğilimindedir.
yebğûne (يَبْغُونَ) / bağyukum (بَغْيُكُمْ)
İbn Fâris, "b-ğ-y" kökünün Arap dilinde "bir şeyi şiddetle talep etmek, arzu etmek" ile "haddi aşmak, taşkınlık yapmak ve zulmetmek" şeklinde iki temel anlama sahip olduğunu belirtir. İnsanın sınırlarını bilmeyerek, başkasının hakkına veya ilahi sınırlara tecavüz etmesi bu kökün olumsuz boyutudur.
Râgıb el-İsfahânî, "bağy" kelimesini "adaletin ve itidalin sınırlarını geçerek haksızlık yapmak, kibre kapılmak" olarak açıklar. Ayette denizden kurtulanların karaya çıkar çıkmaz "yebğûne" (taşkınlık yapmaya başlarlar) fiilini işlemeleri, onların fıtri ihlas durumundan çıkıp yeniden kabilevi egolarına, zulme ve şirke dönmelerinin dramatik bir ifadesidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kelimeyi cahiliye döneminin "istiğna" (kendi kendine yettiğini zannetme) kibriyle zıtlık içinde inceler. İnsan denizde aczini tatmışken, kurtulduğunda doğa ve toplum üzerinde tekrar tahakküm kurabileceğini sanır. Izutsu'ya göre "bağy", varoluşsal bir nankörlüğün sosyal alana yansıyan saldırgan ve hadsiz tutumudur.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "taşkınlığınız/bağyınız sadece kendi aleyhinizedir" vurgusunu Kuran ahlakı çerçevesinde analiz eder. İnsan, Allah'ın nizamına veya yaratılmışlara karşı taşkınlık yaptığını zannederken, ilahi adalet terazisinde aslında ontolojik olarak sadece kendi varlığını (nefsini) zehirlemekte ve kendi eskatolojik (ahiret) felaketini hazırlamaktadır.
el-hakkı (الْحَقِّ)
İbn Fâris, "h-k-k" kökünün "istikrar, kesinlik, bir şeyin sabit olması ve inkar edilemezliği" anlamlarına geldiğini belirtir. Gerçekliği sarsılmaz bir şekilde ortada duran, haklılığı tartışılmayan her olgu bu kökle ifade edilir.
Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kavramını "bir şeyin vakıaya, gerçeğe, hikmete ve adalete tam olarak uygun olması" şeklinde tanımlar. Ayette "haksız yere" (bi ğayri'l-hakk) ifadesinin kullanılması, denizden kurtulan insanların yeryüzündeki taşkınlıklarının hiçbir meşru, ahlaki veya akli mazereti olmadığını, tamamen batıl ve keyfi bir zulüm ürettiklerini tesciller.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın anlamsal evreninde "hakk" kelimesini "batıl"ın (yok olmaya mahkum, asılsız şeyin) tam karşısına yerleştirir. Müşriklerin taşkınlıkları tevhidi hakikatten beslenmediği için ontolojik olarak değersizdir, temelsizdir ve "hakkın dışında" kalmaya, yani nihayetinde silinip gitmeye mahkumdur.
enfusikum (أَنْفُسِكُمْ)
İbn Fâris, "n-f-s" kökünün temelinde "nefes almak, bir şeyin özü, cevheri ve en kıymetli kısmı" anlamının yattığını belirtir. İnsanın varlığını sürdürmesini sağlayan soluk ile onun zatı (kendisi) aynı kökte birleşir.
Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kelimesini "insanın ruhu, canı, iradesi ve bizzat kendi hakikati" olarak açıklar. Ayette "taşkınlığınız kendi nefislerinizedir" (alâ enfusikum) buyrulması, ahlaki eylemin yönünün bumerang gibi failine dönmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran psikolojisinde insanın kendi "nefsine zulmetmesi" temasını bu kelime üzerinden inceler. Cahiliye insanı, düşmanına zarar verdiğinde kazançlı çıktığını düşünür. Oysa Kuran, günahkarın eyleminin Allah'a veya evrensel hakikate zarar veremeyeceğini; bu zulmün doğrudan doğruya kişinin kendi ruhsal yapısında (nefsinde) onarılmaz bir tahribat yaratarak onu cehenneme sürüklediğini belirtir.
metâa (مَتَاعَ)
İbn Fâris, "m-t-a" kökünün "yolcunun azığı gibi geçici, kısa süreli fayda sağlayan, tükenmeye mahkum eşya ve menfaat" anlamına geldiğini belirtir. Kalıcılığı ve ebediliği olmayan, anlık haz veya kullanım sunan şeylerdir.
Râgıb el-İsfahânî, "metâ" kavramını "az ve geçici olarak faydalanılan, sonra da yok olan şey" olarak tanımlar. "Dünya hayatının metâı" tamlaması, insanın uğruna taşkınlık yaptığı, kibirlendiği ve başkalarını ezdiği o büyük güç ve servet tutkusunun, ilahi zaman diliminde son derece değersiz, kısa bir tüketim maddesinden ibaret olduğunu hatırlatır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), et-Tefsîru'l-Beyânî usulüyle Kuran'ın edebi örgüsünü incelerken "metâ" kelimesine dikkat çeker. Kuran dilinde bu kelime daima ahiretin (el-âhire/el-bekâ) mutlak ebediliği ile kontrast oluşturacak şekilde, dünyayı küçültücü, sınırlandırıcı ve insanın sahte hırslarını alaya alıcı bir retorik araç olarak kullanılır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kavramın sosyolojik etkisine değinir. "Metâ" kelimesi, dünyevi otoritenin ve zenginliğin kutsiyetini elinden alır. Yeryüzünde (el-ard) taşkınlık yapanlar, elde ettikleri siyasi veya ekonomik gücü ebedi bir hak sanırken; Kuran onlara bunun sadece yolda tüketilecek sıradan bir "azık/metâ" olduğunu bildirerek onların sahte tanrısallık iddialarını yıkar.
el-hayâti (الْحَيَاةِ) / ed-dunyâ (الدُّنْيَا)
İbn Fâris, "h-y-y" kökünün "canlılık, dirilik, hareket ve ölümün/yok oluşun zıddı" anlamına geldiğini; "d-n-v" kökünün ise "bir şeye mekansal veya zamansal olarak yakın olmak, aynı zamanda değer bakımından aşağılık/düşüklük" anlamlarını barındırdığını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "hayat" kelimesinin bitkisel canlılıktan meleklerin veya Allah'ın diriliğine kadar geniş bir yelpazede kullanıldığını, ancak "dunyâ" sıfatıyla birleştiğinde, insanın içinde bulunduğu bu geçici, eksik, haz odaklı ve ahirete kıyasla çok "aşağıda" kalan biyolojik ve sosyal yaşam serüvenini ifade ettiğini belirtir. İnsanın taşkınlığı (bağy), sadece bu "aşağı/yakın" hayatla sınırlı bir fayda sağlar.
merciukum (مَرْجِعُكُمْ)
İbn Fâris, "r-c-a" kökünün "bir şeyin aslına, başladığı yere, kaynağına veya eski haline geri dönmesi" olduğunu belirtir. Fiziksel bir geri dönüşü kapsadığı gibi, hesap vermek üzere başlangıç noktasına rücu etmeyi de ifade eder.
Toshihiko Izutsu, bu kelimenin cahiliye dönemi zaman algısında yarattığı teolojik kırılmayı inceler. Pagan Araplar için insan hayatının sonu, zamanın (Dehr) yok ediciliğiyle biten karanlık bir hiçlikken; Kur'an "merciukum" (Dönüşünüz bizedir) ifadesiyle varoluşun sonuna mutlak ve bilinçli bir hesap verme makamını yerleştirmiştir. Bu, insan eylemlerini rastgelelikten kurtarıp, başı ve sonu Allah'a bağlı dairesel ve anlamlı bir ontolojik sürece dönüştürür.
nunebbiukum (نُنَبِّئُكُمْ)
İbn Fâris, "n-b-e" kökünün temelinde "bir yerden başka bir yere önemli, dikkat çekici ve büyük bir haber ulaştırmak, bir durumu kesin olarak bildirmek" anlamının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nebe" kelimesini sıradan bir bilgiden ayırır; onun "içinde yalan ihtimali barındırmayan, insanın durumunu değiştirecek çapta kesin ve büyük bir haber" olduğunu açıklar. Ayette "Size haber vereceğiz" (nunebbiukum) fiili, Allah'ın ahiret gününde insanlara kendi dünyevi amellerini, niyetlerini ve gizledikleri taşkınlıklarını tüm çıplaklığıyla, inkar edilemez bir "büyük haber/kayıt" olarak yüzlerine çarpmasıdır.
Gabriel Said Reynolds, "haber verme" motifini Geç Antik Çağ'ın eskatolojik (ahiret) mahkeme sahneleri bağlamında ele alır. Dönemin Ortadoğu inançlarında, İlahi Yargıç'ın insanlara dünyada yaptıklarının gizli kayıtlarını "okuması/haber vermesi", yargılamanın en dramatik anıdır. Kuran, "nunebbiukum" fiiliyle bu kozmik mahkeme sahnesini inşa ederek, dünyada (metâ' olarak) yapılan hiçbir haksızlığın silinmeyeceğini ve nihai mahkemede insanın kendi eylemleriyle kesin bir şekilde yüzleştirileceğini ilan eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla