فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
Allah hakkında yalan uyduran veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimse var mıdır? Günah yoluna sapanların kurtuluşu yoktur.
Allah hakkında yalan uyduran veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimse var mıdır? Bu âyet de sanki "Bize bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir" meâlindeki âyetin sılası gibidir. Yani yalanın çirkin ve ahlâksızca bir şey olduğunu bildiğiniz halde benden başka bir Kur'ân getirmemi ve hükümlerini değiştirmemi nasıl istersiniz? Allah'a iftira etmemi ve O'nun âyetlerini yalanlamamı nasıl beklersiniz? Bu âyetin, Hz. Peygamber'in (s.a.) Kur'ân'ı kendi kafasından uydurup Allah'a isnat ettiği şeklindeki iddialarına ilişkin cümlenin sılası olması da muhtemeldir. Buna göre Resûlullah (s.a.) şöyle demektedir: Ben sizin aranızda bir ömür geçirdiğim halde sizler şimdiye kadar beni yalan söylemekle hiç itham etmediniz, Allah'a yalan isnat etmenin ne kadar çirkin ve ahlâksızca bir şey olduğunu da bildiğiniz halde benim Allah'a yalan isnat ettiğimi nasıl söylersiniz? Bu âyetin, önceki âyetlerle alakası olmayan müstakil bir âyet olması da muhtemeldir. Sonra Allah hakkında yalan uydurandan daha zâlim kimse var mıdır? Bu kelâmın bir soru cümlesi olduğunu söylemiştik. Bu sorunun cevabı müfessirlerin söyledikleri şu sözdür: Kötülüğü ve ahlâksızlığı, Allah hakkında yalan uydurandan zulmü daha açık olan kimse yoktur. Onların söylemiş olduğu bu söz, bu âyetin tefsiri değildir. Biz bu hususu değişik yerlerde açıklamıştık.
Veya O'nun âyetlerini yalanlayan. Allah'a iftira etmek, O'nun âyetlerini yalanlamaktır. O'nun âyetlerini yalanlamak da Allah'a iftira etmektir.
Yorumu Yorumla
-
azlemu (أَظْلَمُ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga adlı eserinde "z-l-m" kökünün "bir şeyi hak ettiği ve olması gereken yerden başka bir yere koymak, noksanlaştırmak ve karanlık" anlamlarına geldiğini belirtir. Zulüm, ilahi ve fıtri nizamın sınırlarını ihlal ederek eşyanın veya kavramların yerini değiştirmektir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta bu kelimeyi insanın hem kendisine hem de başkalarına karşı işlediği haksızlıklar bağlamında inceler. Ayette "azlemu" (daha zalim) formunda, istifham-ı inkâri (inkâra dayalı soru) kalıbıyla kullanılması, Allah'a iftira atandan "daha zalim kimsenin olamayacağını", bu eylemin zulmün zirvesi ve en karanlık noktası olduğunu kesin bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "zulüm" kavramını Kuran'ın teolojik yapısında merkezi bir yere oturtur. Izutsu'ya göre ayetteki bu kullanım, zulmü yatay (insanlar arası) bir haksızlık olmaktan çıkarıp dikey (insan ile Tanrı arasındaki) ontolojik bir ihanete dönüştürür. Allah adına yalan uydurmak, evrendeki en büyük gerçeği (tevhidi) yerinden etmeye çalışmak olduğu için, Kuran semantiğinde bu kişi "en zalim" (azlemu) olarak kategorize edilir.
ifterâ (افْتَرَى)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "f-r-y" kökünün temel anlamının "bir şeyi kesmek, yarmak, deriyi biçmek ve aslı olmayan bir şeyi yoktan uydurmak" olduğunu ifade eder. Deriden bir eşya yapmak için onu ölçüp biçen ve şekil veren kişiye atfen, zihninde bir yalanı kurgulayıp üreten eyleme de "iftira" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, iftirayı "kasıtlı olarak, tasarlayarak ve uydurarak yalan söylemek" şeklinde tanımlar. Ayette "Allah'a karşı yalan uyduran" ifadesindeki "ifterâ" fiili, basit bir yanılgıyı veya cehaleti değil; müşriklerin kendi çıkarları, putları veya kabilevi statükoları için ilahi bir otorite kurgulamalarını, yani bilinçli bir teolojik sahtekârlığı ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke döneminin tarihsel bağlamında bu kelimeyi analiz eder. Müşriklerin melekleri Allah'ın kızları saymaları, putları şefaatçi kabul etmeleri veya Kuran'ın beşer kelamı olduğunu iddia etmeleri Kuran tarafından "iftira" (bilinçli kurgulanmış yalan) olarak nitelendirilir. Bu eylem, vahyin otoritesini sarsmak için üretilmiş sistematik bir karşı-propaganda faaliyetidir.
keziben (كَذِبًا) / kezzebe (كَذَّبَ)
İbn Fâris, "k-z-b" kökünün "doğruluğun ve gerçeğin zıddı; söylenen sözün vakıaya, eyleme veya niyete uymaması" anlamına geldiğini belirtir. Gerçekle bağdaşmayan her türlü beyan bu kökten türetilir.
Râgıb el-İsfahânî, "kizb" (yalan) ve "tekzib" (yalanlama) eylemlerini bir arada inceler. Ayetteki "Allah'a yalan (keziben) uyduran veya O'nun ayetlerini yalanlayan (kezzebe)" ikili kurgusu, suçun iki farklı boyutunu gösterir: Birincisi, dinde olmayan bir şeyi varmış gibi Allah'a isnat etmek (aktif uydurma); ikincisi ise Allah'tan gelen gerçek ayetleri/delilleri yok saymak ve reddetmektir (reaktif yalanlama).
Toshihiko Izutsu, "tekzib" (yalanlama) eylemini "küfür" (inkar) kavramının en belirgin psikolojik ve dışa vurumcu eylemi olarak değerlendirir. Izutsu'ya göre müşriklerin ayetleri "yalanlaması", zihinsel bir ikna olmama durumundan ziyade; peygamberin getirdiği gerçeği inatla, kibirle ve sözlü saldırganlıkla bertaraf etme girişimidir. Bu, Kuran'ın retoriğinde inkarın en aktif ve provokatif halidir.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın dini polemik dili çerçevesinde bu ayetteki yapıyı inceler. Neuwirth, "yalan uydurmak" ve "gerçeği yalanlamak" şeklindeki bu ikili karşıtlığın, dönemin teolojik tartışmalarında rakiplerin epistemolojik (bilgisel) iflasını ilan etmek için kullanılan güçlü bir edebi formül olduğunu belirtir. Rakipler sadece gerçeği reddetmekle kalmaz, aynı zamanda sahte bir gerçeklik üretirler.
yuflihu (يُفْلِحُ)
İbn Fâris, "f-l-h" kökünün asli anlamının "yarmak, kesmek ve toprağı işlemek" olduğunu belirtir. Toprağı yarıp tohum ektiği için çiftçiye "fellâh" denir. Metaforik olarak "felâh", kişinin önüne çıkan engelleri, zorlukları ve perdeleri yararak/aşarak istediği sonuca, başarıya ulaşmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "felâh" kavramını "dünyevi ve uhrevi (ahirete ait) gayelere ulaşmak, korkulan şeylerden kurtulup güvenliğe ermek" olarak açıklar. Ayette, Allah'a iftira atanların ve ayetleri yalanlayanların asla "felaha eremeyecekleri" (lâ yuflihu) belirtilerek, onların engelleri aşıp ebedi kurtuluşa ulaşmalarının ontolojik olarak imkansız olduğu kesin bir teolojik hükme bağlanır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde, kelimenin Arapça kök yapısındaki tarımsal (toprağı yarmak) geçmişine dikkat çeker. Kuran, son derece maddi ve dünyevi bir çabayı ifade eden bu kökü alıp, onu insanın eskatolojik (ahiret) kurtuluşunu, cehennemden sıyrılıp cennete ulaşmasını ifade eden en üst düzey dini bir terim haline getirerek kavrama yeni bir semantik derinlik kazandırmıştır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı cahiliye döneminin başarı algısıyla kıyaslar. Müşrikler için "felâh", savaşta galip gelmek, kervan ticaretinden kâr etmek veya kabile itibarını korumaktı. Kuran ise "asla felaha eremezler" diyerek; yalan ve iftira üzerine kurulu bir zihniyetin, dünyada ne kadar güç ve servet elde ederse etsin, mutlak hakikat terazisinde tamamen başarısızlığa ve yıkıma mahkum olduğunu ilan eder.
el-mucrimُونَ (الْمُجْرِمُونَ)
İbn Fâris, "c-r-m" kökünün temelinde "kesmek, koparmak ve meyveyi dalından ayırmak" anlamının bulunduğunu söyler. Suç işlemeye "cürm" denmesi, eylemi yapan kişinin kendisini haktan, hakikatten ve iyilikten kesip atması nedeniyledir.
Râgıb el-İsfahânî, "mücrim" kelimesini "ilahi sınırları aşarak günah işleyen ve bu sebeple kendini rahmetten koparan kimse" olarak tanımlar. Bu ayetin bağlamında mücrimler, basit toplumsal hatalar yapanlar değil; doğrudan Allah'a yalan isnat eden ve O'nun ayetlerini yalanlayarak tevhidi sistemi yıkmaya çalışan en büyük suçlulardır.
Toshihiko Izutsu, ayetin kendi iç bütünlüğündeki "mücrim" tanımına odaklanır. Izutsu'ya göre ayet, kimlerin mücrim (suçlu) olduğunu önceki cümlede açıkça tanımlamıştır: İftira atanlar ve yalanlayanlar. Kuran, "cürm" (suç) kavramının içini kabilevi ihanetler veya maddi hırsızlıklarla değil; tamamen teolojik bir isyan ve epistemolojik bir sahtekârlıkla doldurmuştur. Böylece suçun tanımı sosyal alandan kozmik ve ilahi alana taşınır.
Gabriel Said Reynolds, "mücrim" kavramını Kuran'ın eskatolojik yargı sahnesi (ahiret mahkemesi) bağlamında ele alır. Reynolds'a göre bu ayetteki mücrimler, ilahi otoriteyi gasp etmeye çalışan teolojik isyankârlardır. Kendi ürettikleri yalanları dine mal ederek (iftira) adeta kendilerini yasa koyucu yerine koyarlar. İlahi adaletin (felahın) onlardan tamamen esirgenmesinin sebebi, bu cürümlerinin doğrudan Tanrı'nın mülküne ve sözüne (ayetlerine) yapılmış bir tecavüz olmasıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla