اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاًۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Hepiniz dönüp O'nun huzurunda toplanacaksınız, bu Allah'ın gerçek vâdidir. O, baştan yaratır, sonra da yaratmayı tekrar eder ki, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları adaletle ödüllendirsin! İnkâr yolunu tutmaları sebebiyle münkirlerin nasibi kaynar bir içecek ve acı veren bir azaptır.
Hepiniz dönüp O'nun huzurunda toplanacaksınız. Bütün yaratıklar bütün zamanlarda zaten O'nun huzurundadırlar. Fakat Allah burada, huzurunda toplanmayı o güne tahsis etmektedir, çünkü o gün O'nun huzurunda toplanacaklarını bütün yaratıklar bilmektedirler. "Hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar" meâlindeki âyet de bunu ifade etmektedir; yani onlar dünyada da âhirette de O'nun huzurundadırlar, ama o gün onlar O'nun huzurunda olduklarını yakînen bilecek ve O'nun huzurunda toplanarak bunu ikrar edecekler. "O gün hükümranlık yalnız Allah'ındır" meâlindeki âyet de aynı şeyi ifade etmektedir. Mülk dünyada, âhirette ve bütün zaman dilimlerinde sadece Allah'a aittir. Fakat o gün hükümranlık konusunda asla tartışma yapılamayacağı için, bunu o güne tahsis etmektedir. Dünyada hükümranlığın aidiyeti konusunu tartışanlar da, o gün hükümranlığın O'na ait olduğunu ikrar edecekler. En doğrusunu Allah bilir ya, her iki dünyada da hükümranlık O'na ait olmakla ve insanlar daima O'nun huzurunda olmakla birlikte özellikle o güne tahsis edilmesinin anlamı budur. Yahut Allah, öldükten sonra dirilmeyi, kendisine dönmek diye isimlendirmiştir, çünkü insanı yeniden yaratmaktan maksat O'na dönmesidir. Belirttiğimiz gibi bundan dolayı ona bu adı vermiştir. Zira onları yeniden yaratmaktan maksat bu olmasaydı, ilk yaratılış ve yok edişten sonra kendilerini tekrar yaratması abes ve anlamsız olurdu. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Sizi sırf boş yere yarattığımızı ve sizin artık huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"
Bu Allah'ın gerçek vâdidir. Bu cümlenin, belirtildiği üzere ölümden sonra dirilmek anlamına gelmesi muhtemeldir: O, baştan yaratır, sonra da yaratmayı tekrar eder. Başka bir ihtimal de, bu Allah'ın gerçek vâdidir meâlindeki âyetin, âhiretteki mükâfat ve ceza ile ilgili olmasıdır. Güzel işler yapanlar için mükâfat, kötü fiilleri yapanlar için de ceza...
O, baştan yaratır, sonra da yaratmayı tekrar eder. Yani sizi ve bütün mahlukatı ilk defa yaratanın O olduğunu biliyorsunuz, aynı şekilde sizi öldürdükten sonra tekrar yaratacak olan da O'dur. Çünkü bir şeyi örneği olmadan yaratmanın, bir örnek üzerine onu tekrar yaratmaktan çok daha zor olduğunu siz de bilirsiniz. "Varlığı ilkin yaratan, sonra bunu tekrar eden O'dur ve bu O'nun için pek kolaydır". Yani sizce de bir şeyi tekrar yaratmak, ilk yaratmaktan daha kolaydır.
İman, Amel ve Adalet
İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları adaletle ödüllendirsin! Buradaki "kist" (الْقِسْطِ) kelimesi adalet anlamına gelir. Fakat Allah'ın ödüllendirmesi, öyle yapması gerekli olduğu ve insanlar hak ettikleri için değil, ancak kendisinin bir lütfu ve ihsanı olarak gerçekleşecektir. Sonra sözlükte adalet anlamına gelen "kist" (الْقِسْطِ) kelimesi farklı mânalara da gelir. Bunlardan biri Allahın iyi iş yapanlara güzel karşılık, kötü iş yapanlara da kötü karşılık vermesi, yaptıklarına verilecek olan karşılık açısından âhirette dost ile düşmanı ayırması ve dost olana, onu düşmandan ayırdedecek bir alâmet ve işaret koymasıdır. Zira dünyada rızıklandırmak ve nimetler vermek açısından dostlar ile düşmanları ayırdetmemiştir. Allah, dünyada dostu düşmandan ayırdedecek bir alâmet koymamıştır. Bunu ötekinden ayırdetmek için bu alâmeti âhirette koyacaktır. İşte sözünü ettiğimiz adaletten maksat budur, buna benzer şekilde gerçekleşecektir. "Kist (الْقِسْطِ) kelimesinin bir anlamı da ölçü ve tartıdır. Yani Allah onlara, yaptıkları her nevi işe, miktar olarak değil, adaletin gereği ve uygun olan bir karşılık verecektir. Yani bir güzelliğe belli bir miktar karşılık vermeyecek, ona ilâve yapmayacak, fakat hayra hayırla, iyiliğe iyilikle, kötülüğe de kötülükle karşılık verecektir. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar. Bu beyanın da adaletle karşılık verecektir anlamına gelmesi muhtemeldir. Yani Allah, adaletle davrananlara, bunun karşılığını verecektir, çünkü onlar asla haksızlık yapmamışlar, kendileri için çizilen sınırı aşmamışlar, davranışlarında adaletle hareket etmişlerdir. Bu âyette sanki adalet öne geçirilmiş gibi gözükmektedir. Bu itibarla âdil davranarak iman edenlere Allah bunun karşılığını verecektir. Yani onlar iman ettikleri için Allah kendilerine cehennemde azap çektirmeyecektir. Sonra yararlı işler yapan o insanlara Allah, bu yaptıklarının mükâfatını verecek, üstelik lütuf ve keremiyle daha fazlasını da ihsan edecektir. Bundan daha doğru olanı en iyi bilen Allah'tır.
İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları adaletle ödüllendirsin! Yani Allah, dünyada âdil davrananları âhirette ödüllendirecektir. Bu yoruma göre âdil davranmak anlamına gelen "kıst (الْقِسْطِ) sözcüğü, onların bir niteliği demek olur. Bu sözcük şayet Allaha ilişkin ve O'nun bir niteliği sayılırsa, bu durumda çeşitli yorumlar yapılabilir. Birincisi Allah müminlerden bir gruba adaletle karşılık verecek; yani onların yaptıkları iyiliklere iyilikle, kötülüklere de kötülükle karşılık verecek. Bu da, adaletle karşılık vermektir. Ama Allah müminlerden başka bir gruba da lütuf ve ihsanla karşılık verecektir; onların yaptıkları iyiliklere iyilikle karşılık verecek ve kötülüklerini de örtecektir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: "İşte o kimselerin, yaptıklarının güzelini kabul ederiz" . "Allah asla bağışlamaz". İkincisi Allah onlara lütfuyla muamele edecektir. Zira adalet, bir şeyi ait olduğu yere koymaktır; yani Allah lütfunu lâyık olmayan kişilere değil, lâyık olan kişilere tevdi edecektir. Lütfu iman edenlere vermek ise adalettir, çünkü onlar buna lâyık kimselerdir. En doğrusunu Allah bilir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Fazlasını yapan herkese iyiliğinin karşılığını versin". Üçüncüsü de güzelliğin mukabili olan adalettir. Bu ise, zulmün mukabili olan adalet değil, lütuftur. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz”. Zulmün mukabili olan adalette Cenâb-ı Hakk'ın, kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz, deme ihtimali yoktur. Çünkü bu gibi konularda insanların âdil davranmaya güçleri yeter. Bu durumda İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları ödüllendirsin meâlindeki cümle, güzelliğin mukabili olan adaletle ödüllendirsin anlamına gelir, ki bu da lütuftur. Lütfun da dereceleri vardır. Onun aslı, âhiretteki mükâfatların tamamı kazanılmış bir hak ve verilmesi gerekli olan bir şey değildir; lütuftur, ihsandır, ikramdır.
İnkâr yolunu tutmaları sebebiyle münkirlerin nasibi kaynar bir içecektir. Buradaki "hamim (الْحَمِيمُ) kelimesi, sıcaklığı son sınıra ulaşan içecek anlamına gelir.
Yorumu Yorumla
-
merciukum (مَرْجِعُكُمْ)
İbn Fâris, "r-c-a" kökünün temel anlamının "bir şeyin aslına, başlangıç noktasına, geldiği yere veya eski haline dönmesi" olduğunu belirtir. Bu eylem, salt fiziksel bir geriye dönüşü ifade ettiği gibi manevi ve ontolojik bir rücuyu da kapsar.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi insanın dünyevi serüveninin nihai durağı olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımıyla "merci", bütün insanlığın ("cemî'an") ölümden sonra istisnasız ve kaçınılmaz olarak toplanacağı, dünyadaki eylemlerinin hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkacağı teolojik varış noktasıdır.
Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi cahiliye zihniyetinin zaman ve varlık tasavvuruyla karşılaştırmalı olarak analiz eder. İslam öncesi Arap şiirinde insanın kaderinin "Dehr" (körü körüne işleyen, yokedici zaman) tarafından öğütülmek ve yok edilmek olduğu inancına karşı Kuran, "merci" kavramıyla varlığın başıboş olmadığını vurgular. Başlangıcı olan (yaratılan) insanın dairesel bir varoluşla yeniden asıl kaynağına, yani Yaratıcı'sına hesap vermek üzere geri döneceğini belirterek yeni bir eskatolojik (ahiret odaklı) yönelim inşa etmiştir.
yebdeu (يَبْدَأُ)
İbn Fâris, "b-d-e" kökünün aslının "bir şeyi daha önce bir örneği, modeli veya geçmişi olmaksızın ilk defa yapmak, ortaya çıkarmak ve başlatmak" olduğunu ifade eder. Eylemin kökünde "ilk olma ve örneksizlik" (ibda) vurgusu hakimdir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "bir şeyin ilki ve başlangıcı" olarak tanımlayarak ayetteki kullanımını kozmik yaratılışın ilk anı ve varlıkların yokluktan varlık sahnesine ilk çıkarılışı olarak açıklar. İnsanın ve evrenin yaratılışı eşi benzeri olmayan bir "bed" (ilk başlatma) olayıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke dönemindeki teolojik tartışmalar bağlamındaki retorik gücüne dikkat çeker. Müşriklerin ölümden sonra dirilişi (ikinci yaratılışı) rasyonel bulmayarak inkar etmelerine karşılık Kuran, "yebdeu" (O ilk yaratılışı başlatır) fiiliyle ampirik bir gerçekliği (mevcut varoluşu) tartışılmaz bir delil olarak sunar. Bu kullanım, "zor olan ilk yaratmayı yoktan başaranın, çok daha kolay olan ikinci yaratmayı (diriltmeyi) haydi haydi yapabileceği" şeklindeki Kur'ani argümantasyonun temelidir.
yuîduhu (يُعِيدُهُ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "a-v-d" harflerinin "bir şeyin önceki veya asıl durumuna geri gelmesi, bir eylemin tekrarlanması ve yenilenmesi" anlamını taşıdığını belirtir. İade etmek, kopan veya bozulan bir varoluş sürecinin yeniden tesis edilmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, kavramı insanın biyolojik ölümünden sonra bedenin dağılan unsurlarının toplanarak tekrar eski formuna getirilmesi ve diriltilmesi (ba's) olarak izah eder. İlahi planda "iade", "bed" (ilk yaratılış) fiilinin ahiretteki kaçınılmaz ve zorunlu tamamlayıcısıdır.
Angelika Neuwirth, "ilk yaratma" (yebdeu) ile "yeniden yaratma/iade etme" (yuîduhu) arasındaki bu kavramsal ikiliyi Geç Antik Çağ'ın eskatolojik edebiyatı ve teolojik retoriği bağlamında inceler. Kuran, muhataplarına kendi varoluşlarını tefekkür ettirerek, yaratılışın salt tek seferlik, bitmiş bir olay olmadığını gösterir. İlahi iradenin, adaleti tesis etmek amacıyla varlığı geri getirecek (iade edecek) dinamik ve sürekli bir süreci kontrol ettiğini, edebi bir ritim ve zıtlık (bed'-avd) sanatı üzerinden kanıtlar.
bil-kıstı (بِالْقِسْطِ)
İbn Fâris, "k-s-t" kökünün Arap dilinde formuna göre birbirine zıt iki farklı anlama gelebildiğini açıklar. Eğer fiil farklı bir kalıpta kullanılırsa "haktan sapmak, haksızlık yapmak" anlamına gelirken; ayetteki kullanımıyla "kıst" formunda "adaletle hükmetmek, payları eşit ve doğru dağıtmak, dengeyi kurmak" anlamına ulaşır.
Râgıb el-İsfahânî, "kıst" kelimesini "herkese hak ettiği payı, hakkı eksiksiz ve fazlasız bir şekilde tam olarak vermek" şeklinde tanımlar. Ayette ahiretteki ilahi ödüllendirmenin ve yargılamanın mutlak bir hassasiyetle, terazinin kefelerinin tam dengede olduğu bir hakkaniyetle yapılacağını vurgulayan ahlaki ve hukuki bir kavramdır.
Toshihiko Izutsu, "kıst" kavramını cahiliye döneminin keyfi, kan bağına (asabiyet) dayalı ve kabile içi gücün belirlediği adalet (!) anlayışıyla zıtlık içinde ele alır. Ahiret bağlamında iman edip salih amel işleyenlerin "kıst" ile ödüllendirileceğinin belirtilmesi, pagan toplumunun soy ve statüye dayalı hiyerarşisini tamamen yıkar. Yerine, bireysel eyleme dayalı, rasyonel, evrensel ve şaşmaz bir ilahi ahlak nizamı getirilir.
hamîmin (حَمِيمٍ)
İbn Fâris, "h-m-m" kökünün temelinde "şiddetli sıcaklık, ateşin harareti ve terleme" anlamlarının yattığını belirtir. Sosyal ilişkilerde sıcaklığı ve samimiyeti ifade etmek için (yakın dost) de kullanılsa da, eskatolojik bağlamda bu kelime tahammül edilemez derecede ısıtılmış suyu, ateşi temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "sıcaklığı en uç noktaya ulaşmış, haşlayıcı ve yakıcı kaynar su" olarak açıklar. Ahirette gerçekleri inkar edenlere sunulacak olan bu madde, onların dünyadaki tutumlarına (küfürlerine) karşılık ilahi adaletin tecelli ettiği doğrudan bir azap unsurudur.
Celaleddin el-Suyuti, klasik dil ve tefsir birikimini aktarırken, bu kelimenin Kuran'ın ahiret tasvirlerindeki yerini psikolojik ve duyusal bir şiddet unsuru olarak analiz eder. Cehennemliklerin hararetlerine karşılık onlara sunulan bu "hamîm", içildiğinde serinletmek bir yana iç organları parçalayan, azabı dindirmek yerine daha da artıran dehşetli bir karşılıktır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla