وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 94. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vakıa 94, kaynar su, sapıklar, kesin gerçek, cehennem, yalanlayanlar, vakıa suresi, vakıa suresi 94. ayet
-
88-91. "Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise; ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi!”
92-94. "Ama yoldan sapmış inkârcılardan ise onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir!”
Allah'a Yakın Olanların Mükâfatı
Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise; ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! Burada sözü edilen bu durumların zamanı ve onların kimler hakkında söylendiğine dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Bu onlara ölüm sırasında söylenecektir, bu sözlerle onlar için cennetin hazırlandığı müjdesi verilmektedir. Bazıları şöyle dedi: Bu sözler, ancak müminler cennete, kâfirler de cehenneme girdikleri sırada söylenecektir. Nitekim âyetin devamında da şöyle buyurulmaktadır: Eğer yoldan sapmış inkârcılardan ise; onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir! Bunun müminlere cennette, Resûlullah’ın (s.a.) huzurunda söylenmesi de mümkündür. Müminler dünyada iken Resûlullah’ın (s.a.) yanında oldukları gibi Cenâb-ı Hak onları cennette de Resûlullah’ın (s.a.) yanında ve yakınında olmakla nitelemektedir. Buna göre hayırda önde gidenler, diğer müminlerden daha yakın olacaklardır. Müminler, dünyada oldukları gibi burada da birbirlerinden ayrılmazlar. Diğer müminlere ise melekler, Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! diyecekler. Yukarıda söylendiği gibi müminlerin ve kâfirlerin ölüm sırasında bahsedilen müjde veya tehditle müjdelenmeleri de mümkündür. Müminler hakkındaki müjde şudur: Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise, ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! Kâfirler hakkındaki müjde de şöyledir: Eğer yoldan sapmış inkârcılardan ise, onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir! Bu sözlerin onlara, cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdikten sonra söylenmiş olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.
Ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır meâlindeki âyetin kırâatinde ve yorumunda ihtilaf edilmiştir. Kıraatindeki ihtilaftan maksat şudur: Rivayet edildiğine göre Hz. Âişe (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.) bu âyeti "ferûhun ve rayhânun” (فَرُوحٌ وَرَيْحَانٌ) diye okurdu. Hasan-ı Basrî’nin de böyle okuduğu rivayet edilir. Dahhâk’ın ise “ravh” (فَرَوْحٌ) diye okuduğu rivayet edilir. Bütün kırâat imamları da böyle okudular. Ebû Ubeyd şöyle dedi: Eğer ümmetin ihtilafı nahoş bir şey olmasaydı, ben de "ferûhun” diye okurdum, ama kırâat imamlarından böyle okuyan birini bilmiyorum, insanlardan ayrılıp tek başına kalmaktan da hoşlanmıyorum. Kaldı ki, Allah Teâlâ da Muhammed (s.a.) ümmetini dalâlette birleştirmez. Âyetin tefsirine gelince; “ferûhun” diye ötreli okunduğunda Hasan-ı Basrî şu mânayı verir: “Rûh” (روح) rahmet demektir, “rayhân” da iki rahmet mânasına gelir. Ebû Ubeyde ise ötreli okunduğunda hayat ve beka anlamına gelir dedi. Dahhâk ise "ravhun" diye üstünlü okunduğunda; "ravh” istirahat, "rayhân” da rızık mânasına gelir dedi. Bazıları şöyle dedi: "Ravh” kelimesi, nimetin sürekliliğinden ve bolluktan kinayedir; “falan ravh içindedir” denince, bolluk ve nimetler içindedir anlaşılır. "Rayhân” da şereften ve üstün konumda olmaktan kinâyedir. Allah katındaki üstün değerinden ve şerefinden dolayı, "falan reyhândır" denilir. Bazıları, “ravh” rahatlıktır, "rayhân” da cennetteki rızıktır dedi. Bazıları da şöyle söyledi: Ötreli olarak "rûh" diye okunduğunda rahmet mânasına, "ravh" diye üstünlü okununca da rahatlık mânasına gelir. Biz deriz ki: Her ikisi de caizdir, üstünlü ve ötreli (ravh ve rûh) okunduğunda da rahmet mânasına gelir, çünkü Allah başka bir âyette bu kelimeyi “ravh" diye üstünlü getirerek şöyle buyurdu: "İnkâr edenlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez!". Buradaki “ravh” kelimesi, rahmet kökünden gelmektedir. Başka bir yerde de “rûh" diye ötreli getirerek şöyle buyurdu: “Allah onları katından bir rûh ile desteklemiştir”. Yani bir rahmet ile desteklemiştir. Cenâb-ı Hak bu âyetlerde mukarrebûndan (Allaha yakın) olanların cennette Allah’ın rahmeti ve nimeti içinde olacaklarını haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! Yukarıda söylediğimiz gibi amel defterleri sağdan verilenler muhtemelen Resûlullaha (s.a.) selâm verecekler ve birbirlerini de selâmlayacaklar. Selâm sana! Yani her türlü âfetlerden ve eziyetlerden selâmete erdin. İbn Mesûd’un (r.a.) kıraatine göre bu âyet şöyledir: “Fe selâmun inneke min ashâbi’l-yemîn” (فَسَلَامٌ إِنَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ) Selâm sana! Sen amel defteri sağdan verilenlerdensin. Eğer bu rivayet sahih ise o zaman bu müjde onlara ölüm sırasında verilecek demektir. En doğrusunu Allah bilir. Melekler onlara selâm verirler de denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Tasliyetu (تَصْلِيَةُ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği s-l-y kökünün temel anlamının ateşe maruz kalmak, ateşin hararetine doğrudan muhatap olmak ve bir şeye (sıcaklığa) yaslanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tasliye" eyleminin bir şeyi ateşe sokmak, onu ateşin alevleri arasına atmak ve yoğun bir hararetle bizzat temas ettirmek anlamına geldiğini; bu ifadenin sadece yanmayı değil, ateşin yakıcılığının bütün hücrelere nüfuz etmesini simgelediğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin "tef'îl" vezninde (tasliye) gelmesinin eylemdeki yoğunluğu, sürekliliği ve bütünselliği ifade ettiğini; yani kişinin ateşin içinde her yönüyle pişirilmesini ve o azapla bütünüyle kuşatılmasını temsil ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur’an’ın semantik dünyasında bu fiilin "isla" fiiline göre daha aktif ve şiddetli bir cezalandırma biçimi olduğunu; insanın fiziksel varlığının o ebedi hararetle girdiği son ve geri dönülemez temas anını nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "cehenneme atılmak" ve "ateşin sıcaklığına bütünüyle teslim edilmek" anlamında kullanıldığını, yalanlayanların dünyadaki inatçı tutumlarının ahiretteki kaçınılmaz ve fiziksel bedeli olarak sunulduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "tasliye"nin bir "ontolojik tasfiye" süreci olduğunu; ruhun ve bedenin hakikatten sapmasının bir karşılığı olarak o dikey ve yakıcı kudretin içinde eritilmesini, varoluşsal bir yanmayı ifade ettiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin "yaslanmak" anlamıyla bağına dikkat çekerek, kişinin artık ateşten başka sığınacağı veya dayanacağı hiçbir zeminin kalmadığını, ateşin onun ayrılmaz bir parçası haline getirildiğini ifade eder.
Cahîm (جَحِيمٍ)
İbn Fâris, c-h-m kökünün temel anlamının "ateşin parlaması", "harlanması" ve "hiddetlenmesi" olduğunu; bu kökten gelen "cahîm"in her türlü harlı, büyük ve derin ateşi niteleyen bir isim olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, çok derin, çok büyük ve alevleri birbirine girmiş en şiddetli ateş türüne "cahîm" denildiğini; kelimenin hem ateşin büyüklüğünü hem de içine düşeni yutan o dipsiz derinliğini simgelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu kabul etmekle birlikte, Habeşçe veya Aramice’deki benzer tınılı kavramlarla olan semantik paralelliklerine dikkat çeker ve Kur’an’da teknik bir eskatolojik terim olarak "dehşetli azap çukuru" manasında yerleştiğini ifade eder. Christoph Luxenberg, terimin Süryanice "Gahinnom" (gehenna) kavramıyla olan yapısal ve kavramsal ses benzerliklerine rağmen, Kur’an terminolojisinde özgün bir "harlı ateş" imgesi olarak kurgulandığını savunur. Toshihiko Izutsu, "cahîm"in Kur’an’ın cehennem coğrafyasında en karanlık, en dar ve en sıcak katmanlardan birini temsil ettiğini; bu kelimenin muhatabın zihninde mutlak bir kuşatılmışlık, boğulma ve kaçışsızlık hissi yarattığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki "c" ve "h" harflerinin birleşiminden doğan o derin ve genizden gelen sesin, ateşin derinliğini ve o muazzam uğultusunu akustik olarak hissettirdiğini, sonundaki "îm" tınısının ise bitmek bilmeyen bir homurtuyu simgelediğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "derin bir çukurda harlanmış büyük ateş" anlamına geldiğini, Mekke dönemi muhatapları için bu tasvirin en somut ve en ürpertici azap mekanını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "cahîm"in ontolojik bir karanlığı ve ilahi rahmetin bütünüyle dışlandığı o mutlak azap merkezini simgelediğini, insanın dünyada yarattığı o karanlık dehlizlerin ahiretteki makamına dönüştüğünü ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla