فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 86. Ayet
Daralt
X
-
86-87. "Madem ki kimsenin hâkimiyeti altında değilmişsiniz; haydi onu (hayatı) geri döndürün, sözünüzde doğruysanız!"
Bazıları şöyle dedi: Mademki kimsenin hâkimiyeti altında değilsiniz, yani iddia ettiğiniz gibi eğer Allah’ın hâkimiyeti altında değilseniz ruhları geri çevirin de görelim! Eğer kimsenin hâkimiyeti altında olmadığınız iddianızda doğru söylüyorsanız, ruhları ait oldukları bedenlere döndürün! Eğer kimsenin hâkimiyeti altında değilseniz, hâkimiyet sizin elinizde demektir. Çünkü insan ya kendisi kendine mâliktir, ya da başkasının hâkimiyeti altındadır; eğer başkasının hâkimiyetinde değilseniz kendiniz kendinize mâliksiniz, dolayısıyla ruhları geri çevirmeye de kadirsiniz demektir. Bunu yapamıyorsanız, o zaman başkasının hâkimiyeti altındasınız demektir. En doğrusunu Allah bilir.
Bazıları şöyle dedi: “Ğayra medînîn” (غَيْرَ مَدِينِينَ) sözü, hesaba çekilmeyecekler, ceza görmeyecekler, yeniden diriltilmeyecekler demektir. Nitekim, inandığın dine göre karşılık görürsün, denilir. Din kelimesi hesap mânasında da kullanılır. Bu âyet iki açıdan onların akılsızlığı ve beyinsizliklerinin gerçekleştiği mânasına gelir. Birincisi, en doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: Eğer hesaba çekilmeyecek ve ceza görmeyecekseniz, ilk yaratılışınıza dönün, ilk yaratılışınızdaki hikmetin ortaya çıkması için kendinizi ona döndürün. Ama ruhları bedenlere (enfüs) döndürmeye sizin gücünüz yetmez. [İkincisi,] ilk yaratılıştaki hikmetin görülmesi için ilk yaratılışı ikinci yaratılışın dışında başka bir yaratılış haline getirin, tâ ki ilk yaratılışın hikmeti ortaya çıksın. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Felevlâ (فَلَوْلَا)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "fe", "lev" ve "lâ" birleşiminden oluştuğunu; buradaki işlevinin muhatabı susturan bir azarlama (tevbîh) ve iddialarını çürüten bir teşvik (tahdîd) olduğunu belirtir. Ayet bağlamında, insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini kullanarak "Madem iddia ettiğiniz gibi bağımsızsınız, o halde neden gereğini yapmıyorsunuz?" şeklinde sarsıcı bir retorik soruya zemin hazırladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu yapının önceki ayetlerde tasvir edilen can çekişme sahnesiyle (83. ayet) doğrudan bağlantılı bir meydan okuma olduğunu; inkarcıların "hesaba çekilmeyecekleri" iddiasını kendi biyolojik acziyetleri üzerinden yıkan bir mantıksal kurgu sunduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'ın polemik dilinde muhatabı kendi iddialarının tutarsızlığıyla baş başa bırakan bir "köşeye sıkıştırma" nidası olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik dil bilimcilerin bu edatı, ilahi otoriteyi inkar edenlerin sahte özgürlük ve otonomi iddialarını sarsan en güçlü retorik araçlardan biri olarak gördüklerini ifade eder.
İn (إِنْ)
İbn Fâris, bu kelimenin bir şart edatı olduğunu ve cümleye "eğer" anlamı katarak bir durumun gerçekleşmesini başka bir şeye bağladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "in" edatının gerçek bir şüpheden ziyade, muhatabın iddiasını "eğer bu iddianızda samimiyseniz" şeklinde sınayan ve onları kendi sözlerinin mantıksal sonucuna zorlayan bir "takrîr" işlevi gördüğünü açıklar. Celaleddin el-Suyuti, edatın burada gelmesinin, muhatapların "bağımsızlık" ve "sorumsuzluk" iddialarını varsayımsal bir zemine oturtarak, bu varsayımın geçersizliğini bir sonraki aşamada (canı geri çevirme) ispatlamak amacı taşıdığını kaydeder.
Kuntum (كُنْتُمْ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "k-v-n" kökünün temel anlamının "olmak", "meydana gelmek", "varlık" ve "sabitlenmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kân" fiilinin bir durumun sürekliliğini veya bir niteliğin öznede yerleşik olmasını ifade ettiğini; ayet bağlamında muhatapların (inkarcıların) kendilerini nasıl tanımladıklarına ve hangi varoluşsal iddia içinde olduklarına işaret ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin ikinci şahıs çoğul (muhatap) kipiyle gelmesinin, inkar ve kibir eyleminin bizzat o topluluğun öz iradesine ve süregelen ahlaki tercihlerine dayandığını tescillediğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "kuntum" hitabının burada muhatapların tarihsel ve toplumsal duruşunu simgelediğini, kendilerini ilahi otoriteden azade görme hallerini betimlediğini belirtir.
Ğayra (غَيْرَ)
İbn Fâris, "ğ-y-r" kökünün temel anlamının "başkalık", "değişim", "istisna" ve "bir şeyi bir şeyden ayırmak/olumsuzlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğayr" kelimesinin burada bir sıfatın veya durumun muhataptan bütünüyle nefyedilmesini (olumsuzlanmasını) sağladığını; muhatapların kendilerini "hesaba çekilmeyecek olanlar" şeklinde konumlandırmalarını ifade eden dilsel bir araç olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik örgüsünde "ğayr" kelimesinin genellikle iki zıt ontolojik kategori (mümin-kafir, sorumlu-sorumsuz) arasında keskin bir sınır çizmek için kullanıldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada muhatapların "biz borçlu değiliz, biz kimseye boyun eğmiyoruz" şeklindeki bağımsızlık iddialarını niteleyen bir olumsuzlama işlevi gördüğünü belirtir.
Medînîn (مَدِينِينَ)
İbn Fâris, "d-y-n" kökünün temel anlamının "borç", "hesap", "ceza/mükafat", "boyun eğme" ve "itaat" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "medîn" kelimesinin hem "borçlu olan" hem de "bir otorite tarafından cezalandırılan/yönetilen" (makhûr) anlamına geldiğini; ayet bağlamında muhatapların "biz bir güce boyun eğmiş değiliz, hesaba çekilecek de değiliz" şeklindeki sahte otonomi iddialarını temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "dîn" kavramının Aramice ve Süryanice "dînâ" (hüküm/yargı) ile olan tarihsel ilişkisine dikkat çekerek, bunun ilahi bir mahkemede yargılanma ve hesap verme mahiyetini niteleyen teknik bir terim olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "medînîn" teriminin geç antik çağ eskatolojisindeki "büyük hesap günü" ve "mutlak yargılama" (judgment) temasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, muhatapların bu yargılamanın dışındaymış gibi davranmalarını eleştirdiğini savunur. Toshihiko Izutsu, "dîn" kavramının Kur'an'daki "mutlak teslimiyet ve karşılıklı borçluluk" sistemini simgelediğini; "medînîn" kelimesinin insanın Allah karşısındaki o kaçınılmaz "hesap verme" konumunu ve dikey hiyerarşideki yerini ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "hesaba çekilecek olanlar" veya "bir otoriteye boyun eğenler" anlamına geldiğini, Mekke aristokrasisinin kendisini hiçbir güce hesap vermez görme biçimine (müstağni) karşı sarsıcı bir kavramsal müdahale olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "medîn" olmanın insanın "ontolojik borçluluğunu" ifade ettiğini; varlığını Allah'a borçlu olan insanın, ölüm anında bu borcun hesabını vereceği o mutlak yargılama alanından kaçamayacağını simgelediğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin burada "makhûrîn" (zorla boyun eğdirilmiş olanlar) anlamını da barındırdığını, yani ölüm karşısındaki çaresizliğin bizzat o otoriteye "medîn" (bağlı/borçlu) olmanın kanıtı olduğunu kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla