Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 84. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 84. Ayet

    وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve entum hîne-iżin tenzurûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      83-84. "Ama can boğaza gelip dayandığında; işte o zaman siz (çaresiz) bakar durursunuz."

      Bu İlâhî beyanların daha önce geçen âyetlerle hiç alakası yoktur. Ancak kâfirlerin sözlerini belirten “Onlar yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” mealindeki âyetin sılası gibidir. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: Sizin İddianıza göre onlar sizin yanınızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi, öyle mi? Peki, sizin yanınızda oldukları zaman can boğaza gelip dayandığında onu geri çevirsenize! “Onlar yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyerek ileri sürdüğünüz iddianızda eğer doğru söylüyorsanız, onların canlarını bedenlerine döndürsenize! Bu âyetin böyle tefsir edilmesi mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.

      O zaman siz (çaresiz) bakar durursunuz. Bu İlâhî beyan iki şekilde yorumlanır. Birincisi, bakarsınız, yani ruhunun ne zaman çıkacağını beklersiniz. Ruhunu geri döndürmeye gücünüz yetmez, sadece çıkacağı zamanı beklersiniz. İkincisi, buradaki fiil, gerçekten bakmak mânasına gelir, yani siz o zaman benim hükümranlığıma bakar, kudretimi görürsünüz. Şöyle de denilmiştir: Bu kelime, beklemek fiilinden gelmektedir, yani size ölümün gelmesini beklersiniz demektir. Bu, bizim söylediğimiz gibidir. Bu âyetin şöyle tefsir edilmesi de mümkündür: Onlar, sıkıntıya düştüklerinde kendilerine yardım ederler ümidiyle putlara tapıyorlardı. Ancak kendilerine ölüm geldiği zaman sıkıntıya düşüp çaresiz kalıyorlardı, çünkü onlara göre ölümden sonra dirilmek yoktu. Allah şöyle demektedir: Can boğaza dayandığı zaman taptığınız putlar size yardım etseler ve ruhları bulundukları yere tekrar geri döndürseler ya! Eğer bunu yapmaya güçleri yetmiyorsa, onlara nasıl tapıyorsunuz? En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve-entum (وَأَنْتُمْ)

        İbn Fâris, bu zamirin ikinci şahıs çoğul muhatapları temsil ettiğini, sözün muhatabını doğrudan belirleyerek bir topluluğu işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "entum" (sizler) hitabının burada can çekişen kişinin yanı başında duran, onun nefes nefese can vermesine tanıklık eden yakınlarını, dostlarını ve çevresindekileri kastettiğini; insanın en sevdiğini kaybederken bile o ölüm gerçeği karşısında nasıl "başkası" ve "dışarıda" kaldığını simgelediğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, zamirin buradaki vurgusunun, "siz o sırada oradaydınız ve her şeye şahittiniz" anlamını pekiştirerek, inkar edenlerin sorumluluğunu ve o andaki tanıklığını yüzlerine vuran bir "takyîd" (kayıt altına alma) işlevi gördüğünü kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabın insanın toplumsal gücünü ve kalabalıklığını temsil ettiğini, ancak bu kalabalığın ölümün o mutlak otoritesi karşısında hiçbir hükmünün olmadığını, "siz" denilerek o koca kitlenin nasıl bir "hiç"e ve "edilgen seyirciye" dönüştüğünün gösterildiğini analiz eder.

        Hîne-izin (حِينَئِذٍ)

        İbn Fâris, "h-y-n" kökünün temel anlamının zaman, vakit ve bir işin gerçekleştiği süre olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hîn" kelimesinin mutlak bir zamanı değil, bir sınırla belirlenmiş özel ve dar bir vakti ifade ettiğini; buradaki kullanımın ise bir önceki ayette tasvir edilen "canın boğaza dayandığı" o tekil, kritik ve geri dönülemez ana işaret ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, "izin" kelimesinin burada bir muzafun ileyh (tamlayan) yerini tuttuğunu ve "canın boğaza geldiği o vakit" anlamını yüklenerek, zamanı donduran o dehşet saniyesini nitelediğini kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik dil bilimcilerin bu terkibi, ölümün o en soğuk ve en çıplak anını kronolojik bir kesinlikle mühürleyen, muhatabı o anın içine hapseden bir zaman belirleyicisi olarak gördüklerini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin sadece kronolojik bir saati değil, insanın dünyevi zamanının (vakt) bitip ebedi zamanın (ahiret) başladığı o muazzam "ontolojik eşiği" ve varoluşsal kırılmayı temsil ettiğini belirtir.

        Tenzurûn (تَنْظُرُونَ)

        İbn Fâris, "n-z-r" kökünün temel anlamının bir şeye gözle bakmak, onu incelemek ve bir mesele üzerinde derinlemesine düşünmek (tefekkür) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nazar"ın sıradan bir görme (rü'yet) eyleminden farklı olarak, iradeli ve dikkatli bir bakış olduğunu; burada ise canı boğazına gelmiş birine bakıp da elinden hiçbir şey gelmeyen insanların o çaresiz, donakalmış ve sadece "seyirci" konumuna indirgenmiş bakışlarını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "tenzurûn" (bakıyorsunuz) fiilinin burada bir "acziyet aynası" işlevi gördüğünü; her şeyi kontrol ettiğini sanan insanın, o an sadece "bakmakla" yetinen pasif bir nesneye dönüştüğünü, bu bakışın aynı zamanda hakikatin çıplaklığıyla yüzleşme anı olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki "n" ve "z" seslerinin yarattığı o gergin duruşun ve "r" harfiyle biten o uzun tınısının, insanın o dehşet anındaki nutkunun tutulmasını ve çaresiz bekleyişini akustik olarak yansıttığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin "bakıyorsunuz ama müdahale edemiyorsunuz" anlamını barındırdığını, insanın medikal, teknolojik veya fiziksel tüm iddialarının o anki "bakış" karşısında nasıl büyük bir sessizlikle iflas ettiğini gösteren sarsıcı bir retorik olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "tenzurûn" fiilinin burada ölümün bir "âyet" (işaret) haline geldiğini, ancak insanın bu işaretin sadece dış kabuğuna bakabildiğini, ruhun o anki dikey yolculuğuna ve hakikatine nüfuz edemediğini ifade eden ontolojik bir sınır çizgisi olduğunu savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X