فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 74. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vakıa suresi 74. ayet, tesbih, vakıa suresi, yıldızların yeri, yüce rab, vakıa 74, büyük yemin, rab
-
73-74. "Biz onu çöl yolcularına ve açlık çekenlere bir işaret ve nimet kıldık. Öyleyse ulu Rabb'inin ismini teşbih et.”
Biz onu işaret kıldık. Bazı müfessirler şöyle mâna verdi: Biz onu büyük ateş için, yani âhiretteki ateş için bir işaret kıldık. Şöyle mâna verilmesi de mümkündür: Biz bu mevcut nimetleri, vâdedilen nimetler için bir işaret kıldık. Yahut dünyada çekilen bu zorlukları ve belâları, uyarılmış oldukları âhiretteki zorluklar için işaret kıldık. En doğrusunu Allah bilir. Çöl yolcularına nimet kıldık. Bazı müfessirler buna yolculara nimet yaptık anlamı verdiler. Yolcular ıssız yerlerden geçtikleri için âyette geçen “mukvîn” (لِلْمُقْوِينَ) kelimesini özellikle yolculara tahsis ettiler. Bu, İbn Kuteybe’nin sözüdür. Bu kelimeye, faydalananlar mânası da verilmiştir. Ebû Avsece buna, kimsesiz mânasını verdi. Kimsenin yaşamadığı ıssız yere düşen mânası da verilmiştir. Ebû Ubeyd şöyle dedi: Yanında azığı olmayan kişinin ateşe, azığı olandan daha çok ihtiyacı olduğu kanaatinde değilim, aksine azığı olan ateşe daha çok ihtiyacı vardır. Güçlü ve sağlam biniti olan kişi için de “raculün mukvin” denilir.
Yorumu Yorumla
-
Fesebbih (فَسَبِّحْ)
İbn Fâris, s-b-h kökünün temel anlamının suda veya havada hızla geçmek, yüzmek olduğunu; tesbih eyleminin ise Allah’ı her türlü noksanlıktan uzak tutmak için zihinsel ve dilsel bir "hızla uzaklaşma" ve tenzih etme eylemi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tesbihin Allah’ı şanına yakışmayan her şeyden arındırmak olduğunu, bunun dilde "yüzmek" (sebh) ile olan bağının, kişinin batıl düşüncelerden hızla uzaklaşarak hakikat denizinde mesafe alması anlamına geldiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, baştaki "fe" harfinin önceki ayetlerde zikredilen o muazzam yaratılış ve rızık delillerine dayalı bir sonuç (takibiyye) bildirdiğini, yani "madem bu nimetleri Biz veriyoruz, o halde O’nu yücelt" mesajı taşıdığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur’an’ın semantik sisteminde "tesbih"in sadece bir söz değil, bütün bir kâinatın kendi lisan-ı haliyle katıldığı ontolojik bir "ritüel" olduğunu, bu ayetteki emir kipinin insanın bu kozmik koroya bilinçli katılımını simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emir formunun önceki ayetlerdeki polemiklerin ardından gelen kesin bir tevhidi mühür olduğunu, muhatabın şüphelerini bir kenara bırakıp mutlak kudret sahibine teslimiyetini ifade etmesi gerektiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, tesbihin insanın kendi acziyetini fark edip Allah’ın aşkınlığını (transendans) tasdik etmesi olduğunu, varoluşsal bir "hizalanma" eylemi olduğunu ifade eder.
Bi-ismi (بِاسْمِ)
İbn Fâris, s-m-v kökünden türeyen bu kelimenin temel anlamının yükseklik, yücelik ve bir şeyi diğerlerinden ayıran nişane olduğunu, ismin isimlendirileni yücelttiğini ve tanınır kıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ismin bir şeyin hakikatini zihne taşıyan bir "vasıta" olduğunu, Allah’ın ismini zikretmenin O’nun azametini ve sıfatlarını hazır kılmak anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "şem", Süryanice "şmâ") kadim kökenlerine dikkat çekerek, Kur’an’ın bu terimi ilahi kimliğin ve otoritenin en üstün temsilcisi olarak kullandığını ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "bi-ismi" kalıbının geç antik çağ dini literatüründe bir eyleme başlamadan önce veya bir otoriteyi çağırmak için kullanılan kutsal bir formül olduğunu ve Kur’an’ın bu yapıyla tevhidi otoriteyi perçinlediğini savunur. Toshihiko Izutsu, Kur’an’da "İsim" (İsm) kavramının sadece bir etiket olmadığını, bizzat isimlendirilenin (Allah) kudretini yansıtan semantik bir enerji alanı oluşturduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsirlerde "bi" edatının burada "yardım isteme" (istiane) veya "beraberlik" (mülâbeset) ifade ettiğini, yani tesbihin bizzat o yüce ismin bereketiyle ve o isme dayanarak yapılması gerektiğini belirtir.
Rabbike (رَبِّكَ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün temel anlamının "ıslah etmek", "malik olmak", "efendi olmak" ve bir şeyi kemale erene kadar gözetmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramının yaratılanları belirli bir hikmet ve nizamla evre evre olgunlaştıran (terbiye) yegane otoriteyi ifade ettiğini, kelimenin sonundaki "ke" (senin) zamiriyle bu otoritenin doğrudan muhatapla kurduğu o özel, kuşatıcı ve koruyucu ilişkiyi vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi dönemdeki kısıtlı "efendi" (Rabb) algısının Kur’an ile birlikte evrensel, mutlak ve ahlaki bir "Yaratıcı-Rızık Verici" kimliğine dönüştüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin önceki ayetlerde zikredilen "insanı yaratma, ekin bitirme, su indirme ve ateş çıkarma" gibi tüm hayati süreçlerin gerçek yöneticisi olan "Sahip" anlamında kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Rabb" isminin Allah’ın kulları üzerindeki "merhametli otoritesini" simgelediğini, insanın bu isme muhatap olmasının ona varoluşsal bir değer kattığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki o şeddeli "b" sesinin barındırdığı güven ve sağlamlık tınısının, ilahi himayenin sarsılmazlığını akustik olarak yansıttığını savunur.
El-Azîm (الْعَظِيمِ)
İbn Fâris, a-z-m kökünün temel anlamının "kemik", "sertlik" ve "büyüklük" olduğunu; "azîm" kelimesinin ise gücü ve mertebesi sarsılmaz olan, her şeyi kuşatan muazzam varlığı nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Azîm" sıfatının Allah için kullanıldığında fiziksel bir boyutu değil, akılların kavrayamayacağı derecedeki yüksek mertebeyi, mutlak kudreti ve aşkın şanı ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin belirlilik takısıyla (el-) gelmesinin, gerçek ve kâmil manada büyüklüğün sadece Allah’a mahsus olduğunu (hasr) tescillediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur’an’ın semantik dünyasında "Azîm" isminin, insanın Allah karşısındaki o mutlak küçülüğünü ve O’nun sarsıcı görkemini (Heybet) vurgulayan merkezi bir sıfat olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu nitelemenin, önceki ayetlerde sergilenen o muazzam kozmik fiillerin (yaratma, yağmur, ateş) doğal bir sonucu olarak "En Büyük" olanın kimliğini netleştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin varoluşun zirve noktasını temsil ettiğini ve tesbih eyleminin yönelmesi gereken o mutlak mükemmelliği (Kemâl) simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir literatüründe "El-Azîm" isminin zikrinin, kulu kibrinden arındırıp onu sonsuz kudret karşısında edebe ve secdeye davet eden nihai bir "sıfat-ı kemâliye" olarak yorumlandığını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla