Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 68. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 68. Ayet

    اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eferaeytumu-lmâe-lleżî teşrabûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      68-70. "İçtiğiniz suyu düşündünüz mü? Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa biz miyiz indiren? Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretmeli değil misiniz?”

      İçtiğiniz suyu düşündünüz mü? Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa biz miyiz indiren? Allah Teâlâ, içmeleri için tatlı su indirdiğini söyleyerek insanlara verdiği nimetleri hatırlatıyor, dileseydi onu canları helak eden ve içilemeyen bir hale getirebileceğini haber veriyor. Başka bir âyette de [toprağa ekilen tohum için] "Dileseydik onu kuru bir çöpe çevirirdik de şaşırır kalırdınız" buyuruyor. Böylece su, insanlara gıda olmaktan çıkardı. Ancak Allah lütfuyla ve rahmetiyle suyu gıda ve içecek hale getirdi, bundan dolayı âyetin sonunda Şükretmeli değil misiniz? buyuruyor. Yani Allah'ın vermiş olduğu nimetlere şükretsenize!

      Mûtezile ve Kulların Fiiline Dair İddiası

      Sonra bu âyetler, Mûtezilenin, kulların fiillerine dair iddiasını reddetmektedir. Çünkü Allah “Akıttığınız menîyi düşündünüz mü? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa biz miyiz yaratan?” buyurmaktadır. Meni getirmek, kulun fiilidir, çünkü menîyi fışkırtan kuldur. Fakat Allah "Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa biz mi? buyurarak menîyi kendisinin yarattığını haber vermektedir. Toprağı sürmek ve tohum ekmek de kulların fiilidir, fakat Allah onları yaratanın kendisi olduğunu bildirmektedir.

      Mûtezile ve Aslah İddiası

      “Dileseydik onu kuru bir çöpe çevirirdik” mealindeki âyetle, Dileseydik onu tuzlu yapardık İlâhî kelâmı da Mutezilenin en uygun (aslah) olanı yaratmak Allah’a vaciptir iddiasını reddetmektedir. Çünkü Allah "Dileseydik onu kuru bir çöpe çevirirdik” ve Dileseydik onu tuzlu yapardık buyurmaktadır. Bu durumda bahsettiği işi yapmaması, ya kullar için en uygun (aslah) olanı yapmadı anlamına gelir, çünkü dileseydi onu şöyle yapardı buyuruyor, ama öyle yapmıyor, bu durumda aslah olanı yapmadı demektir. Yahut da suyun böyle yaratılması kulları için aslah olandır. Bu durumda sanki şöyle söylemektedir: Allah dileseydi hak ve âdil olanı zulme çevirirdi. Cenâb-ı Hak zulmetmeyi dileseydi mutlaka zulmederdi demek ise asla caiz değildir. Hangi mâna verilirse verilsin bu âyetler Mutezilenin iddiasını çürütmektedir. Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa biz miyiz indiren? cümlesinde geçen “müzn” (الْمُزْنِ) kelimesinin manasında ihtilaf edilmiştir. Müfessirlerin geneli ve edebiyatçılar, bunun bulut anlamına geldiğini söylediler. Ebû Bekir el-Esam, "müzn” tatlı sudur dedi. Buna göre âyetteki “min” harf-i cerri sıladır, sanki şunu söylemektedir: Tatlı suyu siz mi indirdiniz? Fakat zâhir olan, müfessirlerin ve edebiyatçıların söyledikleridir, çünkü su buluttan inmektedir. En doğrusunu Allah bilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Eferaeytum (أَفَرَأَيْتُمْ)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün temel anlamının hem gözle görmek hem de akıl ve kalp yoluyla bir şeyi idrak etmek, kavramak ve üzerinde düşünmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki soru formunun sıradan bir bakışı değil, muhatabı kendi yaşam kaynağı olan su üzerinde derinlemesine bir tefekküre (basiret) davet ettiğini; "gördünüz mü?" ifadesinin "bu mucizenin farkında mısınız?" veya "üzerinde hiç düşündünüz mü?" anlamını taşıdığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, baştaki "e" (istikham/soru) ve "fe" (takip) edatlarının, önceki ayetlerdeki ziraat ve toprak bahsinden sonra rızkın diğer temel direği olan suya geçişi sağlayan retorik bir köprü kurduğunu, inkarcıları bizzat her an kullandıkları bu nesne üzerinden susturmayı amaçladığını kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin hitap kipinde ve çoğul olarak gelmesinin, soruyu sadece o anki muhataplara değil, suyun biyolojik ve kimyasal yapısına şahitlik eden tüm insanlığa yöneltilmiş evrensel bir meydan okumaya dönüştürdüğünü savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bu retorik soruyu kullanarak insanın her an şahit olduğu ancak kanıksadığı için mucizevi yönünü fark etmediği su nimetini teolojik tartışmanın merkezine taşıdığını, müşrikleri hayatta kalmalarını sağlayan en basit ve en temel unsur üzerinden teolojik bir teslimiyete zorladığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu görme eyleminin ontolojik bir farkındalık çağrısı olduğunu, suyun varlığının bir tesadüf değil, bizzat ilahi bir tasarım ve lütuf eseri olduğunu fark etmeyi amaçlayan dikey bir düşünce yöntemi olduğunu ifade eder.

        El-Mâe (الْمَاءَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "m-v-h" kökünden türediğini ve temel anlamının akışkanlık, her şeye hayat veren sıvı, saflık ve berraklık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ" kavramının yeryüzündeki tüm canlı hayatın aslı ve kaynağı olduğunu; ayet bağlamında bu kelimenin belirlilik takısıyla (el-) gelmesinin, muhatapların bildiği, içtiği ve muhtaç olduğu o "biricik yaşam sıvısına" doğrudan işaret ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça köklerinin yanı sıra İbranice (mayim) ve Süryanice (mayyâ) gibi Sami dillerindeki kökenleriyle olan tarihsel bağına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu kadim kelimeyi ilahi rahmetin (rahmet) fiziksel bir tezahürü olarak konumlandırdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ilk muhatapları olan bedevilerin zihninde suyun (mâ) mutlak bir "hayat" ve "varoluş" imgesi olduğunu; çöl ekolojisinde suyun varlığının ilahi bir lütuf, yokluğunun ise mutlak bir ölüm (helak) anlamına geldiğini, bu kelimenin muhatabın en hassas yaşam damarına dokunduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sadece biyolojik bir sıvı olarak değil, ilahi bir iradeyle indirilmiş (münzel) bir mucize olarak sunulduğunu, insanın bu nesne üzerindeki mutlak mülkiyet iddiasının bu ayetle sarsıldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "el-mâe" kelimesinin varoluşsal bir "rahmet" olduğunu ve evrendeki hayat nizamının bu sıvı üzerine kurulduğunu, insanın suya olan ontolojik muhtaçlığının aslında yaratıcıya olan muhtaçlığının bir sembolü olduğunu ifade eder.

        El-Lezî (الَّذِي)

        Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin bir ism-i mevsul (sıfat-fiil kuran zamir) olduğunu ve kendisinden sonra gelen "teşrabûn" (içtiğiniz) fiiliyle birleşerek suyun mahiyetini ve işlevini muhataba has kıldığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "el-lezî" kelimesinin burada vurguyu artırdığını, rastgele bir sudan değil, bizzat muhatabın bedenine giren, susuzluğunu gideren ve hayatını devam ettiren o özel nimeti tanımladığını, böylece ilahi lütfun kişiselleştirildiğini ifade eder.

        Teşrabûn (تَشْرَبُونَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "ş-r-b" kökünün temel anlamının bir sıvıyı içine çekmek, susuzluğu dindirmek ve bir maddeyi akışkan halde tüketmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şürb" eyleminin canlıların en temel fizyolojik ihtiyacı olduğunu, ancak bu ayetin bağlamında bu eylemin sadece biyolojik bir süreç olarak değil, ilahi bir nimetin (su) insan bünyesine dahil edilmesi ve hayat bulması olarak sunulduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, "içme" (teşrabûn) eyleminin Kur'an'ın semantik dünyasında insanın edilgen ve muhtaç konumunu simgelediğini; insanın suyu "yaratan" değil, sadece onu hazır bulup "tüketen" bir varlık olduğunu, bu fiilin insanın rızık karşısındaki mutlak pasifliğini deşifre ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin geniş zaman (muzari) kalıbında ve muhatap kipiyle gelmesinin, bu nimetten yararlanma eyleminin her an, her saniye devam ettiğini ve muhatabın her yudumda ilahi bir mucizeye ortak olduğunu akustik ve retorik bir süreklilikle yansıttığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin insanın hayatta kalma güdüsüne hitap ettiğini; dünyada büyük bir iştahla içilen suyun, asıl kaynağının (ilahi irade) unutulmasına yönelik sarsıcı bir uyarı taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "teşrabûn" eyleminin insanın doğa ile olan dikey ilişkisini simgelediğini, insanın suyu bünyesine alarak hayata tutunmasının aslında her yudumda ilahi lütfa "evet" demek olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X