بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 67. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mahrumiyet, vakıa suresi, şaşkınlık, vakıa suresi 67. ayet, borçlanma, vakıa 67, kuru ot, haram
-
66-67. "‘Doğrusu çok zarara uğradık! Daha doğrusu büsbütün mahrum kaldık’ (derdiniz).”
Çok zarara uğradık derdiniz. Âyetteki “muğramûn” (لَمُغْرَمُونَ) kelimesinin işaret ettiği mânaya dair ihtilaf edilmiştir. “Onun azabı bitip tükenme bilmez mealindeki âyete dayanarak bunun azap edildik anlamına geldiği söylenmiştir. Biz kötülüğe düşerek yerildik anlamı da verilmiştir. Ancak “ğurm” (غرم) kelimesinin mânası açıktır; malında hüsrana uğrayan veya malını kaybeden insan, başkasına muhtaç olduğu için “ğurm” konumuna düşmüştür, yani zarara uğramış ve mahvolmuştur. İşin aslı şudur: En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak burada şunu söylemektedir: Eğer Allah ektiğiniz tohumu çer çöp haline getirip ondan yararlanamasaydınız şöyle derdiniz: Biz çok zarara uğradık. Sonra Daha doğrusu büsbütün mahrum kaldık (derdiniz) mealindeki âyette geçen “mahrûm” (مَحْرُومُونَ) kelimesine, kendisinden mal engellenen yahut yararlanmasına mani olunan anlamı verilmiştir. Bazıları da sınırlandık diye mâna verdi. Kendilerinden esirgendi anlamı da verilmiştir. Ancak "mahrûm” kelimesinin mânası açıktır, yoruma ihtiyacı yoktur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Bel (بَلْ)
İbn Fâris, bu kelimenin bir şeyi iptal edip yeni bir söze başlamak veya önceki sözü daha güçlü bir ifadeyle pekiştirmek (idrâk) amacıyla kullanılan bir edat olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bel" edatının burada bir "doğrulama ve geçiş" işlevi gördüğünü; sol ehlinin (veya ekinleri yok olanların) "biz borçlandık/zarara uğradık" şeklindeki ilk tepkilerinden, asıl büyük felaket olan "biz bütünüyle mahrum bırakıldık" gerçeğine geçişi temsil ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu edatın söze yeni bir boyut kattığını, durumun sadece maddi bir borçlanma (mağram) değil, rızkın kaynağından bütünüyle kesilme (hırmân) noktasına ulaştığını tescillediğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada muazzam bir psikolojik kırılmayı ifade ettiğini; insanın başına gelen felaketi önce bir "hesap hatası" veya "zarar" olarak algılamaya çalıştığını, ancak "bel" edatıyla bu savunma mekanizmasının yıkılıp mutlak ve onarılmaz bir "mahrumiyet" itirafına dönüştüğünü analiz eder.
Nahnu (نَحْنُ)
İbn Fâris, n-h-n kökünün konuşmacının kendisini ifade ettiği çoğul bir zamir olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu zamirin burada o büyük felakete uğrayan grubun kolektif çaresizliğini ve teslimiyetini temsil ettiğini; dünyada "bu hasat bizimdir, biz yaptık" diyen o kibirli "benliğin" (ene), ahirette veya büyük yıkım anında "biz mahvolduk" diyen bir "bizliğe" (nahnu) evrildiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, ayetteki bu "Nahnu" kullanımının, 59. ve 60. ayetlerde Allah'ın azametini temsil eden o yüce "Biz" nidasına karşıt olarak, insanın mutlak acziyetini ve toplu yıkılışını gösteren dramatik bir yansıma olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik örgüsünde bu zamirin burada "desperat bir öznellik" (çaresizliğin öznesi) olarak konumlandığını; tüm o "mütref" (şımarık) kitlelerin tek bir feryat içinde nasıl eşitlendiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanın rızık ve kudret konusundaki sahte özerklik iddiasının yerle bir oluşunu simgelediğini; "Nahnu" diyenlerin artık bir güç değil, sadece birer "mahrumiyet nesnesi" olduklarını ifade eder.
Mahrûmûn (مَحْرُومُونَ)
İbn Fâris, h-r-m kökünün temel anlamının "yasaklamak", "engellemek", "men etmek" ve bir şeyin sınırına ulaşılmasını engellemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hırmân" kavramının bir canlının ulaşması gereken hayırdan, faydadan ve rızıktan bütünüyle yoksun bırakılmasını ifade ettiğini; ayet bağlamında ekinleri yok olanların artık rızık dairesinin bütünüyle dışına itildiklerini (yasaklandıklarını) açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin ism-i mef'ul (edilgen ortaç) çoğul kalıbında gelmesinin, bu mahrumiyetin bir kaza değil, ilahi bir iradeyle "engellenmişlik" hali olduğunu ve bu durumun sürekliliğini tescillediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, "mahrûm" kelimesinin Kur'an'ın rızık terminolojisinde en uç noktayı temsil ettiğini; bunun sadece "yoksulluk" değil, ontolojik olarak "rahmetten ve lütuftan kesilmek" anlamına gelen sarsıcı bir eskatolojik durum olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki o tok "h", titreşimli "r" ve ardından gelen uzun "mûn" sesinin, insanın içindeki o derin boşluğu ve bitmek bilmeyen feryadı akustik olarak yansıttığını, sesin bizzat "yoksunluk ve ıssızlık" hissini duyurduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "elimiz bütünüyle boş kaldı, nasipsiz bırakıldık" anlamına geldiğini; insanın dünyada kendi emeğine duyduğu o mutlak güvenin, ilahi bir dokunuşla nasıl "mutlak bir nasipsizliğe" dönüşebileceğini gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mahrûmûn" sıfatının inkarın ve dünyevi kibrin nihai meyvesi olduğunu; rızkı kendinden bilen insanın, rızkın asıl sahibi tarafından o rızıktan bütünüyle "yasaklanmasını" simgeleyen varoluşsal bir mahkumiyet hali olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir literatüründe bu terimin "rızkımız kesildi, nasibimiz bitti, çaresiz ve ümitsiz kaldık" şeklindeki kolektif hüsranın en üst perdesi olarak yorumlandığını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla