Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 63. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 63. Ayet

    اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eferaeytum mâ tahruśûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      63-64. "Ektiğiniz tohumu düşündünüz mü? Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa biz miyiz bitiren?”

      Bu İlâhî beyan iki mânaya gelebilir. Birincisi, az önce geçen “Akıttığınız menîyi düşündünüz mü?” meâlindeki âyetin sılası olması mümkündür. Allah sanki şunu söylemektedir: Ektiğiniz tohumu düşündünüz mü? Onun ekinini siz mi yaratıyorsunuz yoksa biz mi yaratıyoruz? Dolayısıyla yukarıdaki âyette zikrettiğimizle aynı anlama gelir. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, Ektiğiniz tohumu düşündünüz mü? Yani ürünün yetişmesini sağlayan o bitirme işini siz mi yarattınız, yoksa onu yetiştiren biz miyiz?

      Bu âyete müfessirler şöyle mâna verdiler; O tohumun ekinini siz mi yetiştiriyorsunuz, yoksa biz mi yetiştiriyoruz? Bunun aslı bizim söylediğimiz gibidir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Eferaeytum (أَفَرَأَيْتُمْ)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün temel anlamının gözle görme (rü'yet) ile akıl ve kalp yoluyla idrak etme (basiret) arasındaki o kopmaz bağı kurmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki bu görme eyleminin sıradan bir bakışı değil, muhatabı kendi varoluşsal gerçekliği ve dış dünyadaki rızık süreçleri üzerinde derinlemesine bir tefekküre (basiret) davet ettiğini; "gördünüz mü?" ifadesinin "üzerinde düşündünüz mü?" veya "kendi ampirik tecrübenizdeki bu ilahi mucizeyi idrak ettiniz mi?" anlamını taşıdığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, baştaki "e" (istikham/soru) ve "fe" (takip) edatlarının, bir önceki biyolojik yaratılış bahsinden şimdi de dış dünyadaki rızık teminine (ekincilik) geçişi sağlayan retorik bir köprü kurduğunu, inkarcıların her an şahit oldukları bir olayı birer kanıta dönüştürdüğünü kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bu retorik soruyu kullanarak insanın her an şahit olduğu ancak kanıksadığı için mucizevi yönünü fark etmediği ziraat sürecini teolojik tartışmanın merkezine taşıdığını, müşrikleri bizzat rızık kapıları üzerinden susturmayı amaçladığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu görme eyleminin ontolojik bir farkındalık çağrısı olduğunu, insanın toprağı işlerken sergilediği o rutin çabanın aslında bütünüyle ilahi bir lütuf ve kudret eseri olduğunu fark etmesini amaçlayan dikey bir düşünce yöntemi olduğunu ifade eder.

        Tahrusûn (تَحْرُثُونَ)

        İbn Fâris, h-r-s kökünün temel anlamının toprağı yarmak, alt-üst etmek, işlemek ve içine tohum atmak eylemlerine delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hars" kavramının dilde hem toprağa tohum atmayı hem de bu eylem sonucunda elde edilecek faydayı ve ürünü ifade ettiğini; ayet bağlamında insanın rızık elde etmek için gösterdiği o fiziksel çabayı nitelediğini, ancak bu çabanın sınırlarını hatırlattığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin geniş zaman (muzari) kalıbında gelmesinin, insan neslinin geçimini sağlayan bu ziraat faaliyetinin her an, kesintisizce ve belirli bir ilahi nizam çerçevesinde devam ettiğini tescillediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "hars" kelimesinin, bedevi zihnindeki basit bir tarım işçiliği teriminden çıkarak, ilahi kudretin ve Rezzâk isminin toprağın altındaki o gizli mucizeyle birleştiği teolojik bir "ayet" (işaret) haline dönüştüğünü analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki sert "h" ve titreşimli "r" seslerinin, toprağın fiziksel bir zorlukla işlenmesini ve o sert direncin kırılmasını akustik olarak yansıttığını, eylemin zahmetli mahiyetini hissettirdiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, insanın "ekme" (hars) eyleminin sadece tohumu toprağa bırakmak gibi sembolik bir başlangıçla sınırlı olduğunu, o tohumun çatlamasından boy vermesine kadar olan asıl "bitirme" sürecinde insanın hiçbir dahli olmadığını vurgulayan sarsıcı bir kullanım olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanın rızık yolundaki aktif çabasını (sa'y) simgelediğini, ancak bu eylemin meyve vermesinin bütünüyle ilahi iradeye bağlı olduğunu göstererek insanın ontolojik acziyetini deşifre ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir literatüründe bu terimin tam bir mutabakatla, insanın rızkını temin etmek için toprağa müdahale edişini anlattığını, ancak bu sürecin ancak Allah'ın yaratıcılığıyla bir hayata dönüştüğünü vurguladığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X