نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ölüm, vakıa suresi, vakıa suresi 60. ayet, ilahi takdir, yaratıcı, engel olunmazlık, vakıa 60, kader
-
60-61. "Aranızda ölümü biz takdir ettik; sizi benzerlerinizle değiştirmemiz ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmemiz hususunda bizim önümüze asla geçilemez.”
Ölüm, Dünya Hayatının Değişmez Gerçeğidir
Aranızda ölümü biz takdir ettik. Bu beyan farklı mânalara gelir. Birincisi, sizi ve sözünü ettiği varlıkları Allah yarattığına, sonra aranızda ölümü takdir ettiğine ve siz de Allaha dost ve düşman konumunda olduğunuza, Allah'ın da dünyada dost ile düşmanı eşit tuttuğuna, halbuki onların ayırt edilmesi gerektiğine göre bu durum, onların ayırt edileceği başka bir âlemin var olduğuna işaret eder.
İkincisi, Allah ölümü hemen ve gelecekte olacak şekilde takdir etti, yani hepinizin ölümünü tek bir vakitte takdir etmedi, aksine bazınız için hemen, bazınız için daha sonra olacak şekilde takdir etti. Ayrıca şunun ömrünü diğerinden daha uzun takdir etmiştir. Şöyle de denilmiştir: Aranızda ölümü biz takdir ettik, yani aziz olanınızla zelil olanınız, üstün olanınızla alt seviyede olanınız hakkında ölüm olayını eşit kıldık, hiç kimse kendisini ondan kurtaramaz.
Bundan başka ve daha uygun olan bir ihtimal da şudur: Cenâb-ı Hak aranızda ölümü takdir ettiğine ve hiçbirinizin de ölümden hoşlanmadığı halde ondan yakanızı kurtaramadığınıza göre bu durum başka bir gücün varlığına işaret eder, Kahhâr ve Kadir olan bir gücün varlığına! Öyleyse Onun var olduğunu kabul etmek, O’nun emir ve yasaklarına boyun eğmek gerekir.
Öldürülen İnsan Kendi Eceliyle Mi Ölmüştür?
Aranızda ölümü biz takdir ettik. Bu beyan, öldürülen kişi kendi eceliyle ölmemiştir diyen Mûtezile'nin iddialarını reddetmektedir. Çünkü Allah Teâlâ, insanlar arasında ölümü kendisinin takdir ettiğini söylemektedir. Onlara göre ise başkası tarafından öldürülen biri Allah'ın takdiriyle ve kendi eceliyle ölmemiştir. Halbuki Allah ölümü kendisinin takdir ettiğim haber veriyor, bu konuda asla Allah’ın önüne geçilmez: Bizim önümüze asla geçilemez! Eğer Mutezilenin, öldürülen kişi eceli gelmeden ölmüştür iddiası doğru kabul edilirse, onlar şunu demek istiyorlar: Onun için ölüm takdir edilmedi, katil o takdirin önüne geçti, Allah’ın tayin etmiş olduğu ecelin yerine gelmesine, belirlenen o vakte ulaşmasına engel oldu. Böylece onlar, herkesin belirlenen eceline ulaşacağına dair verdiği haberde Cenâb-ı Hakk’ı yalancılıkla itham etmiş olmaktadırlar. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Sizi benzerlerinizle değiştirmemiz hususunda bizim önümüze asla geçilemez! Yani sizi emsallerinizle değiştirme işinde bize asla galip gelinemez. Yahut Allah şunu söylemektedir: Sizi emsallerinizle değiştirmekte hiçbir varlık bizi acze düşüremez. Ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmemiz hususunda. Ebû Bekir el-Esam şöyle dedi: Sizi maymun, domuz ve benzeri kötü ve çirkin suretlere çevirme (mesh) kudretimizin önüne asla geçilemez. Şöyle de denmiştir: Hangi şekilde dilerse öyle yaratır. Bu, ilk yoruma yakın bir ifadedir. Bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmemiz cümlesi, beşerî ilmin ve filozofların görüşlerinin ulaşamadığı üç karanlık içinde sizi var etmemiz mânasına da gelebilir. İşte bu güce sahip olan Allah'ın ölüleri diriltmekten ve daha başka dilediği işleri yapmaktan aciz olması muhtemel değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Nahnu (نَحْنُ)
İbn Fâris, n-h-n kökünün konuşan öznenin kendisini ve beraberindekileri ifade ettiği bir zamir olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu zamirin ilahi fiillerin azametini ve her şeyi kuşatan kudretini temsil ettiğini, ölüm gibi kozmik bir hadisenin bizzat "Biz" (nahnu) tarafından takdir edilmesinin, bu sürecin hiçbir aracı veya tesadüf barındırmayan doğrudan bir ilahi tasarruf olduğunu gösterdiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu kullanımın ilahi otoritenin sarsılmazlığını ve muhatapların bu mutlak güç karşısındaki acziyetini pekiştiren bir yüceltme (tazim) formu olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dikey hitap evreninde "Nahnu" zamirinin, insanın "siz" (entum) ile temsil edilen zayıf ve ölümlü varlığına karşı, mutlak, tek ve her şeye egemen olan o yüce yaratıcı özneyi temsil ettiğini analiz eder.
Kaddernâ (قَدَّرْنَا)
İbn Fâris, k-d-r kökünün temel anlamının bir şeyin miktarını, sınırını ve sonunu belirlemek, bir ölçüye göre inşa etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takdir" eyleminin bir şeye hikmet gereği belirli bir miktar ve yasa vermek olduğunu, ayet bağlamında ölümün biyolojik bir kaza değil, bizzat ilahi bir ölçü ve programla her canlı için özel olarak tayin edildiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin ölümün insanlar arasında belirli bir süre ve nizamla paylaştırılmasını, her ferdin ömrünün ilahi bir taksimatla sınırlandırılmasını ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "kaddernâ" fiilinin ölümün tesadüfi bir son olmadığını, aksine varoluşun ayrılmaz bir parçası olarak kodlanmış ilahi bir yasa (sünnetullah) olduğunu gösterdiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin yaratılmış olan her varlığın ontolojik olarak "sınırlı" ve "sonlu" olduğunu belirleyen dikey bir hüküm olduğunu, insanın bu "ölçüye" (takdir) mahkumiyetini simgelediğini ifade eder.
Beynekum (بَيْنَكُمُ)
İbn Fâris, b-y-n kökünün ayrılma, mesafe ve iki şeyin arasını belirleme anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beyn" kelimesinin burada ölümün tüm muhataplar arasında ortak, kapsayıcı ve kaçınılmaz bir ilişki ağı kurduğunu, hiçbir ferdin bu ilahi taksimatın dışında kalamayacağını ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin ölümün evrenselliğini vurguladığını ve inanan-inanmayan tüm kitleyi aynı akıbet düzleminde eşitlediğini kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ölümün "aranızda" taksim edilmesinin, hayatta olan herkesin bu sürecin potansiyel birer parçası olduğunu ve ilahi hükmün tüm sosyal tabakalara aynı anda nüfuz ettiğini gösterdiğini belirtir.
El-Mevte (الْمَوْتَ)
İbn Fâris, m-v-t kökünün temel anlamının güç, hareket ve hissin yitirilmesi, hayat emarelerinin sönmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mevt" kavramının biyolojik bir bitiş gibi görünmekle birlikte, Kur'an'ın bu bağlamda onu bir "geçiş kapısı" ve başka bir varlık boyutuna geçişi sağlayan planlı bir transformasyon olarak sunduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye zihninde ölümün kör bir zamanın (dehr) yıkıcı etkisi olarak görülmesine karşılık, Kur'an'ın bu kelimeyi "takdir" (ölçü) ile yan yana getirerek ölümü anlamlı, amaçlı ve yaratıcının kontrolünde bir sürece dönüştürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ölümün insanın dünyevi hırslarını ve kibrini yerle bir eden en sarsıcı ontolojik gerçeklik olduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyle muhatabı kendi sonuyla yüzleştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin varoluşsal bir "sınır" olduğunu ve insanın toprak ile ebediyet arasındaki o kritik eşikteki çaresizliğini temsil ettiğini ifade eder.
Bimesbûkîn (بِمَسْبُوقِينَ)
İbn Fâris, s-b-k kökünün birini geçmek, öne çıkmak ve hızıyla bir başkasını geride bırakmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mesbûk" kelimesinin bir iradenin önüne geçilen veya engellenen kimseyi nitelediğini; ayetteki olumsuzlamayla birlikte, Allah'ın dilediği hiçbir fiilde (ölüm veya diriliş gibi) asla önüne geçilemeyeceğini ve O'nun iradesinin hiçbir şekilde mağlup edilemeyeceğini vurguladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin ilahi kudretin mutlak galibiyetini simgelediğini ve insanların ölümü engelleme veya dirilişi durdurma gibi bir güçlerinin olmadığını kesin bir dille ilan ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu terimle "Allah'ın mutlak egemenliği" (sultan) kavramını pekiştirdiğini, hiçbir beşeri veya kozmik gücün ilahi planı geride bırakamayacağını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin ilahi yasaların (sünnetullah) her türlü direncin üzerinde olduğunu ve yaratıcının her an yeni bir yaratma gerçekleştirmeye muktedir olduğunu gösteren retorik bir meydan okuma olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "bimesbûkîn" kelimesinin Allah'ın zamana ve mekana hükmeden aşkın otoritesini simgelediğini, hiçbir yaratılmışın ilahi takdiri aşamayacak bir varoluşsal kapasiteye sahip olmadığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla