هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 56. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kaynar su, vakıa 56, hesap günü, içme, vakıa suresi, ziyafet, vakıa suresi 56. ayet, susamış deve
-
Nuzül (نُزُلُ)
İbn Fâris, "n-z-l" kökünün temel anlamının yüksekten aşağıya inmek, bir yere yerleşmek ve konaklamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nuzül" kelimesinin bir misafirin gelişiyle ona sunulan ilk ikramı, hazırlanan azığı ve konaklama yerini ifade ettiğini; ayetin bağlamında sol ehli için zikredilen zakkum ve hamîmin bu kelimeyle nitelenmesinin muazzam bir edebi ironi (tehekküm) barındırdığını, onlara sunulan o feci azabın bizzat "karşılama hediyesi" olarak adlandırıldığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin normalde bir şereflendirme ve misafirperverlik ifadesi olduğunu, ancak cehennem ehli için kullanılmasının onların aşağılanmalarını ve içine düştükleri hüsranı pekiştiren bir istihza (alay) sanatı olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın misafirperverlik semantiğini burada tersyüz ettiğini, bedevi kültüründe "nuzül"ün mutlak bir cömertlik ve koruma göstergesi iken, burada bir ontolojik yıkım ve dehşet başlangıcı olarak kurgulandığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dönemin toplumsal hayatındaki "ilk ikram" anlamının ahiret sahnesinde sol ehli için bir azap mukaddimesine dönüştürüldüğünü, "hazırlanan bu muamele"nin onların dünyadaki inkarlarına verilen sarsıcı bir karşılık olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın sol ehlinin o mekandaki "varoluşsal statüsünü" simgelediğini; sunulanın bir rızık değil, ilahi rahmetten bütünüyle mahrum bırakılmanın o ilk ve yakıcı adımı olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsirlerde bu ifadenin, inkarcılara yönelik bir kınama ve onları küçümseme amacı taşıdığı, gerçek ikramın ise sağ ehline (ashâb-ı yemîn) ait olduğunun zımnen hissettirildiğinde mutabakat sağlandığını belirtir.
Yevm (يَوْمِ)
İbn Fâris, "y-v-m" kökünün zamanın belirli bir dilimini, özellikle güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süreyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramının dilde bazen bilinen 24 saatlik bir günü, bazen de büyük olayların vuku bulduğu çok uzun ve belirsiz zaman evrelerini nitelediğini; ayet bağlamında bu kelimenin, tüm o dehşet verici eskatolojik sürecin zirve noktası olan o "mutlak vakit" olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin burada "ed-dîn" kelimesine bağlanarak belirli hale gelmesinin, o vaktin mahiyetinin bizzat hesap ve ceza ile tanımlandığını, artık zamanın dünyevi akışından bütünüyle koptuğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "yevm" kelimesinin sıradan bir zaman birimi olmaktan çıkıp, beşeri tarihin bittiği ve ilahi adaletin mutlak bir şekilde tecelli ettiği o "Büyük Karar Anı" (The Moment) metaforuna dönüştüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin dönemin muhatapları için kaçışı olmayan, tüm gizli gerçeklerin ve amellerin ortaya çıkacağı o nihai randevuyu ve büyük yüzleşmeyi simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "yevm" kelimesinin burada kronolojik bir süreden ziyade, insanlığın tüm amellerinin bir anda sergilendiği ve varoluşsal bir "hakikat şoku"nun yaşandığı o dikey zaman dilimini ifade ettiğini savunur.
Ed-Dîn (الدِّينِ)
İbn Fâris, "d-y-n" kökünün boyun eğmek, itaat etmek, borçlanmak ve bir amelin karşılığını tam olarak almak (hesaplaşmak) gibi temel etimolojik anlamlara sahip olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "din" kelimesinin bu ayette özellikle "hesap ve karşılık" (cezâ) anlamında kullanıldığını, insanların dünyadaki eylemlerinin ilahi adalet terazisinde tartıldığı o nihai yargılama sürecini nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça köklerinin yanı sıra, Orta Farsça ve Süryanice (dina) gibi dillerdeki "hukuk", "yargı" ve "yasa" anlamlarıyla olan tarihsel ve semantik bağına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu terimi eskatolojik bir "büyük mahkeme" ve "nihai hüküm" anlamında teknikleştirdiğini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "yevme'd-dîn" terkibinin geç antik çağ eskatolojik literatüründe yaygın bir kavram olduğunu ve Kur'an'ın bu ifadeyi tüm insanlık tarihinin ilahi bir hesap günüyle sonlanacağı şeklindeki merkezi dogmayı pekiştirmek için kullandığını savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin etimolojisindeki "borç" (deyn) anlamının, insanın o gün yaratıcısı karşısındaki mutlak sorumluluğunu ve amellerinin bedelini ödeyeceği o kaçınılmaz ontolojik hesaplaşmayı simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin müşriklerin o sorumsuz dünya algısına karşı indirilmiş en kesin cevap olduğunu; "din günü"nün hayali bir kavram değil, mutlak bir "karşılık ve yargılama saati" olarak kurgulandığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ed-dîn" kelimesinin burada evrenin ahlaki bir yasaya tabi olduğunu, hiçbir eylemin karşılıksız kalmayacağı o kâmil adaletin ve dengenin (mizan) tecelli edeceği günü simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu terimin "mükafat ve ceza günü" olarak tam bir mutabakatla kabul edildiğini, insanın özgür iradesiyle yaptığı tercihlerin nihai sonucuna ulaştığı o kadersel günü özetleyen anahtar bir terim olduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla