فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 53. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vakıa suresi, vakıa 53, karın doyurma, sapıklar, zakkum ağacı, vakıa suresi 53. ayet, yalanlayanlar
-
"Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.”
Cenâb-ı Hak, onların yedikleri ve içtikleri şeylerle mutlaka karınlarını dolduracaklarını, ama zakkum ve benzeri yiyeceklerden yemelerinin açlıklarını gidermeyeceğini haber vermektedir. İçtikleri kaynar su da onların susuzluklarını gidermeyecek, aksine açlıkları ve susuzlukları daha da artacaktır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Mâliûne (فَمَالِئُونَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "m-l-e" kökünün temel anlamının bir boşluğu bütünüyle doldurmak, bir kapta hiç boş yer bırakmamak ve tam bir doygunluğa ulaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mele" eyleminin fiziksel bir nesneyi doldurmayı ifade etmesinin yanı sıra, ayet bağlamında sol ehlinin (ashâb-ı şimâl) içine düştüğü o kaçınılmaz ve şiddetli açlık hissiyle, o iğrenç zakkum bitkisini çaresizce ve tıka basa midelerine indireceklerini vurgular; bu eylemin bir haz değil, bizzat azabın fiziksel bir zorunluluğu olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, ism-i fâil (etken ortaç) çoğul kalıbında gelen bu kelimenin, zakkumun tadının iğrençliğine ve yakıcılığına rağmen cehennemliklerin karınlarını bu maddeyle tamamen dolduracaklarını, hiçbir boşluk bırakmayacak kadar bu eylemi gerçekleştireceklerini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "doldurmak" eyleminin cennetteki sınırsız rızık ve doyum (fâkiheh) algısına karşılık, cehennemde "iğrenç olanla dolmak" şeklinde trajik bir tersyüz edilmeye uğradığını; bu kelimenin sol ehlinin yaşadığı o korkunç ontolojik açlığı ve bu açlığın ancak daha büyük bir acı veren maddeyle giderilmeye çalışılmasındaki eskatolojik paradoksu simgelediğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki o geniş ve yayılımcı seslerin, mideye indirilen o ağır ve kaba maddenin yarattığı o şişkinlik ve rahatsızlık hissini akustik bir zarafetle yansıttığını, eylemin sürekliliğini ve şiddetini vurguladığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu vurgulu kullanımın dünyada haram ve haksız kazançla midelerini dolduranların, ahiretteki simetrik ceza biçimini gösterdiğini; dünyadaki doymak bilmez iştahın burada bir "azap maddesiyle doyurulma" formuna dönüştüğünü belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu doldurma eyleminin sadece biyolojik bir doygunluk olmadığını, inkarın ve dünyevi hırsların insan ruhunda açtığı o devasa boşluğun ahirette yakıcı bir maddeyle (zakkum) somut bir şekilde doldurulmasını anlatan derin bir varoluşsal karşılık olduğunu ifade eder.
El-Butûn (الْبُطُونَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "b-t-n" kökünün temel anlamının bir şeyin iç kısmı, gizli olan özü ve canlılarda sindirim sisteminin yer aldığı karın bölgesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "batn" kelimesinin çoğulu olan bu ismin, insan doğasındaki en temel fizyolojik ihtiyaçların ve şehvetlerin merkezi olduğunu; ayet bağlamında cehennem azabının sadece dışsal bir yanma değil, bizzat insanın "iç dünyasına", en derin ve hassas organlarına (midelerine) sirayet eden dikey bir yıkım olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin belirlilik takısıyla (el-) ve çoğul olarak kullanılmasının, azabın tüm sol ehlinin her bir ferdini ve her birinin iç organlarını tek tek kapsayan kuşatıcı bir mahiyette olduğunu gösterdiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, "batn" kavramının Kur'an'ın etik yapısında çoğu zaman maddi hırsın, açgözlülüğün ve biyolojik zorunluluğun sembolü olarak konumlandığını; bu ayette "butûn" kelimesinin zikredilmesinin, dünyada sadece karınlarını ve dünyevi arzularını düşünenlerin ahiretteki o en hassas noktalarından (içlerinden) yakalanacaklarını gösteren semantik bir işaret olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki "u" (vav) harfinin sağladığı o derin ve tok tınının, midenin o karanlık ve içbükey yapısını akustik olarak çağrıştırdığını, zakkumun o derinliğe inişindeki o ağır ve boğucu süreci zihinlere kazıdığını savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "el-butûn" kelimesinin azabın mekanını belirlediğini; ilahi gazabın dış kabuktan öteye geçip insanın bizzat yaşam merkezine, o "içsel boşluğa" yerleştiğini ve azabın artık kişinin ayrılmaz bir parçası (içselleştirilmiş cezası) haline geldiğini simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsirlerde bu çoğul kullanımın, cehennemdeki her bireyin o dayanılmaz açlık sebebiyle zakkumu adeta birer vahşi hayvan iştahıyla, ancak büyük bir acı içinde midelerine dolduracakları bir perişanlık tablosu olarak yorumlandığını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla