Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 48. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 48. Ayet

    اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eve âbâunâ-l-evvelûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      47-48. "Şöyle diyorlardı: Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken yeniden mi diriltilecekmişiz? Üstelik gelip geçmiş atalarımız da mı?”

      Onlar bu sözü alay etmek ve tekrar dirilmenin imkânsız olduğunu belirtmek amacıyla söylüyorlardı. Görmez misin ki, Cenâb-ı Hak onlara şu cevabı vermektedir: (Vakıa, 50​)​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âbâ' (آبَاؤُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "e-b-v" kökünün temel anlamının baba, ata, besleyip büyüten ve köken olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eb" kelimesinin sadece biyolojik babayı değil, geriye doğru tüm dedeleri ve geçmiş kuşakları kapsadığını; ayetin bağlamında inkarcıların, bedenleri çoktan yok olup toprağa karışmış uzak geçmişteki atalarını öne sürerek yeniden dirilişin imkansızlığını kendi akıllarınca pekiştirmeye çalıştıklarını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, müşriklerin kendi dirilişlerini (ba's) uzak bir ihtimal olarak görürken, asırlar önce ölmüş atalarının diriltilecek olmasını çok daha akıl dışı bulduklarını ve bu soruyu alaycı, meydan okuyan bir inkarla sorduklarını kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye kültüründe "âbâ" (atalar) kavramının mutlak otorite, gelenek (sünnet) ve kabilevi gurur kaynağı olduğunu; müşriklerin, atalarının mutlak ve geri dönülmez ölümünü peygamberin eskatolojik iddialarına karşı ampirik bir kanıt ve mantıksal bir kalkan olarak kullandıklarını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekkeli müşriklerin bu kelime üzerinden retorik bir polemik geliştirdiklerini, "Eğer ahiret iddian doğruysa, asırlar önce çürümüş atalarımızı gözümüzün önünde geri getir" şeklindeki o kibirli itirazın ve ampirik ispat talebinin merkezinde bu sarsılmaz ata kültünün yattığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ataların bu şekilde zikredilmesinin müşrikler için sosyo-psikolojik bir savunma mekanizması olduğunu, kendi materyalist inkarlarını meşrulaştırmak için geçmiş kuşakların o ontolojik yok oluşunun arkasına sığındıklarını ifade eder.

        El-Evvelûn (الْأَوَّلُونَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "e-v-l" kökünün zaman veya sıra bakımından en başta bulunan, ilk olan ve kendisinden önce başka bir şeyin bulunmadığı başlangıç durumu anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, tekili "evvel" olan bu ismin zaman açısından en eskiye dayananları ifade ettiğini; ayette "âbâ" kelimesini niteleyerek, isimleri ve izleri bütünüyle silinmiş, yeryüzünün en kadim, en eski kuşaklarına işaret ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin muazzam bir zamansal derinliği ve kronolojik uzaklığı vurguladığını, aradan geçen zaman ne kadar uzunsa ve bedensel çürüme ne kadar mutlaksa, materyalist aklın diriliş fikrini o kadar imkansız ve saçma bulduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, pagan bedevi zihninde zamanın (dehr) her şeyi yiyip bitiren mutlak bir yok edici güç olduğuna inanıldığını, "evvelûn" (ilkler/öncekiler) kelimesinin zaman tarafından en kusursuz biçimde silinmiş, zerrelerine ayrılmış kitleyi temsil ettiğini; dolayısıyla onların diriltilmesi fikrinin müşrik aklı için ontolojik ve mantıksal bir absürtlük barındırdığını analiz eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu "önceki atalar" motifinin müşriklerin standart bir polemik malzemesi olduğunu, inkarcıların ahiret inancını itibarsızlaştırmak için peygamberden sürekli olarak bu "kadim" ölülerin diriltilmesini talep ederek teolojik tebliği imkansız bir tarihsel/fiziksel teste tabi tuttuklarını savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir literatüründe bu ifadenin tam bir mutabakatla inkarcıların inat ve şüpheciliğindeki zirve noktasını temsil ettiğini, sadece kendi bedenlerinin değil, insanlık tarihinin en uzak köşesindeki toz olmuş ölülerin bile ilahi kudretin kapsama alanında (yeniden yaratılışta) olduğunun müşrikler tarafından küçümseyici bir dille reddedildiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X