Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 35. Ayet

    اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnâ enşe/nâhunne inşâ-â(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şüphesiz biz onları (eşlerini) yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır.”

      Cennetliklerin Eşleri

      Ebû Bekir el-Esam ve diğerleri şöyle dediler: Bu âyet, “Güzel gözlü hûriler; saklı inciler misali” meâlindeki âyetin sılasıdır. Allah Teâlâ sanki bunu, o âyetlerin hemen peşinde söylemiş gibidir. İbn Kuteybe şöyle dedi: Cenâb-ı Hakk'ın, Kabartılmış döşekler üzerinde” mealindeki âyetten sonra Şüphesiz biz onları (eşlerini) yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır mealindeki âyeti getirmesi, kabartılmış döşekler ifadesinin kadınlardan kinâye olduğunu göstermektedir. Çünkü kocaları için kendilerini kabartırlar. Âyetteki "furuş” kelimesinin tekili ferîş gelir. Deve çiftleşmeyi arzu ettiği zaman “istefreşeti’n-nâle” (استفرشت الناقة) denilir. Bu âyetin, “Güzel gözlü hûriler; saklı inciler misali” mealindeki âyetin sılası olması daha doğru gibidir. Çünkü Allah, güzel gözlü hûriler cümlesini, oturdukları koltuklar ve zevcelerden bahseden âyetten sonra getirmiştir, öyle olmasaydı onları burada belirtmesinin bir mânası olmazdı. Şüphesiz biz onları (eşlerini) yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır. Yani onlar dünya kadınları gibi değildirler, onları başlangıçta kendilerinden istifade edilecek hüviyette yarattık. Bu aynen meyvelerin niteliği ile ilgili olarak hakkında, onlar bitip tükenmez ve yasaklanmaz dediğimiz gibidir; yani o meyveler dünya meyveleri gibi değildir, ilk çıktığı anda da yenilebilecek özelliktedir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Enşe'nâhunne (أَنشَأْنَاهُنَّ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "n-ş-e" kökünün temel anlamının büyümek, yükselmek, bir şeyi yoktan var etmek, icat etmek ve yeni bir duruma başlatmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inşâ" eyleminin bir şeyi aslından, ilk defa ve eşsiz bir biçimde varlık sahnesine çıkarmak anlamına geldiğini; bağlam içerisinde ahiret yurdundaki eşlerin bedensel ve ruhsal olarak her türlü dünyevi eksiklikten münezzeh, yepyeni bir formda yaratılmasını ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin sonundaki "-hunne" (onlar/kadınlar) çoğul dişil zamirinin bir önceki ayette geçen "furuş" (döşekler/eşler) kelimesine döndüğünü, bu yaratılışın insanlık tarihindeki biyolojik doğumlardan tamamen bağımsız, doğrudan ve ilahi bir müdahale ile gerçekleştiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "inşâ" kavramının dünyevi üreme (viladet) kanunlarının mutlak bir zıddı olarak konumlandığını, bu kelimenin eskatolojik sahnede eşlerin doğal bir biyolojik süreç olmaksızın, salt ilahi iradenin dikey bir müdahalesiyle aniden ve en yetkin formda var edilişlerini tasvir ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu eylemin kapsamı hakkında iki temel yaklaşım bulunduğunu; bunun ya ahiret yurdu için hususi olarak yaratılmış varlıkları (huriler) ya da dünyada yaşlanmış, hastalanmış veya fiziksel çöküntü yaşamış inanan kadınların cennette ebedi bir gençlik ve kusursuz bir güzellikle "yeniden inşa edilmelerini" anlattığını belirtir.

        İnşâen (إِنشَاءً)

        İbn Fâris, kelimenin kökenindeki yoktan var etme ve icat etme (n-ş-e) anlamının masdar (isim-fiil) formu olan bu ismin, eylemin mutlaklığına, saflığına ve ortaya çıkan eserin benzersizliğine delalet ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, gramatikal olarak mef'ul-ü mutlak (pekiştirme amacı taşıyan eş köklü nesne) konumunda olan bu kelimenin, yaratılışın (inşâ) sıradan bir var ediş olmadığını; ortaya çıkan formun dünyevi hiçbir örneğe, kıyasa veya biyolojik tecrübeye sığmayacak derecede orijinal ve eşsiz (bîmisal) olduğunu vurgulamak için kullanıldığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki "ş" harfinin barındırdığı yayılma (tefeşşî) özelliği ile uzatma harfinin (med) oluşturduğu akustik genişliğin, bu yeni yaratılışın muazzamlığını ve ihtişamını dinleyicinin zihnine işitsel bir zarafetle kazıdığını, fiilin kendi masdarıyla tekit edilmesinin zihinlerde mutlak bir kesinlik (yakin) inşa etme amacı taşıdığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu vurgulu ifadenin dönemin insanının zihnindeki estetik beklentilere teolojik bir garanti sunduğunu; ahiretteki varoluşun yaşlanma, bozulma veya çirkinleşme gibi dünyevi risklerden tamamen arındırılmış, statik ve ebedi bir "kusursuzluk inşası" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, masdar ile yapılan bu pekiştirmenin, eşlerin sahip olduğu o yeni bedensel ve ruhsal formun sadece görsel bir yenilenme değil, bizzat ontolojik bir "çağ atlama" olduğunu; bu varlıkların cennetin o yüksek ve rafine frekansına tam uyum sağlayacak mutlak bir saflıkla donatıldığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X