لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا تَأْث۪يماًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 25. Ayet
Daralt
X
-
"Orada ne boş bir söz işitirler ne de günaha sokacak bir şey.”
Cennet Şarabı
Bu âyet de cennet ehlinin şaraplarının niteliği ile ilgilidir. Yani cennette, dünyadaki şaraplar gibi aklını kaybetmek, boş konuşmak, hezeyanda bulunmak ve benzeri âfetler yoktur. İnsanlar dünyada içki içtikleri zaman bu türlü sözleri dillerine dolarlar ve kendilerini günaha sokacak davranışlarda bulunurlar. İnsanlar dünyada içecek maddelerini arzu ettiklerinden dolayı Allah Teâlâ onlara cennette her türlü içeceğin bulunduğunu söylemekte ve arzu ettikleri içecekleri onlara vâdetmektedir, ancak bunun için dünyada iken haram kılınan içeceklerden kaçınmalarını emretmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yesme'ûn (يَسْمَعُونَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "s-m-a" kökünün sesi algılamak, işitmek ve kulak vermek gibi temel fiziksel eylemleri ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sem'" kavramının ayet bağlamında yalnızca akustik bir işitme değil, aynı zamanda maruz kalma ve muhatap olma anlamı taşıdığını, cennet ehlinin kulaklarının her türlü olumsuz sesten mutlak surette korunduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin geniş/şimdiki zaman (muzari) kipiyle ve olumsuzluk edatıyla (lâ) kullanılmasının, bu korunaklı durumun geçici değil, cennet hayatının sonsuzluğu boyunca kesintisiz devam eden ebedi bir sessizlik ve psikolojik huzur hali olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, işitme eyleminin olumsuzlanmasının mekana dair sıradan bir tasvir olmadığını, ahiret yurdundaki estetik ve ruhsal konforun kusursuzluğunu, oradaki sosyal iletişimin ulaştığı yüksek seviyeyi muhatabın algısına sunan güçlü bir edebi araç olduğunu analiz eder.
Lagven (لَغْوًا)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "l-ğ-v" kökünün hiçbir faydası ve anlamı olmayan boş söz, hata, saçmalık ve dikkate alınmaya değmeyen konuşmalar anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "lagv" kavramının akli, ahlaki veya estetik hiçbir değer taşımayan sığ iletişim biçimlerini kapsadığını, cennet ehlinin meclislerinde bu tür değersiz ve yorucu sözlerin asla bulunmayacağını vurgular. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye kültüründe ve şiirinde şarap meclislerinin ayrılmaz bir parçasının sarhoşlukla gelen anlamsız gürültü ve boş konuşmalar (lagv) olduğunu, Kur'an'ın bu dünyevi tecrübeyi yapıbozuma uğratarak eskatolojik ziyafet sahnesinden her türlü laf kalabalığını ve zihinsel bulanıklığı söküp attığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısının barındırdığı yutkunma ve boğukluk hissinin, anlamsız sözcüklerin o rahatsız edici gürültüsünü akustik olarak yansıttığını, cennet tasvirinde bu kelimenin olumsuzlanarak mutlak bir sükûnetin ve ruhsal dinginliğin edebi bir tezatla inşa edildiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin sıradan bir sessizlik talebi değil, cennetliklerin varoluşsal onuruna ve ulaştıkları yüksek manevi frekansa yakışmayan her türlü sığ, bayağı ve enerjiyi düşüren iletişimden uzak olma (ontolojik arınmışlık) halini temsil ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin kullanımının dönemin dünyevi şölenlerindeki gevezeliklere karşı retorik bir tezat oluşturarak ahiret şöleninin aşkın (müteâl) saflığını vurguladığını ifade eder.
Te'sîmâ (تَأْثِيمًا)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "e-s-m" (ism) kökünün kişiyi hayırdan alıkoyan, yavaşlatan, günaha sürükleyen her türlü eylem ve kötülük anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "te'sîm" kelimesinin tef'il babında bir masdar olduğunu ve birini günahkâr saymak, suçlamak veya doğrudan günaha sokan, incitici söz söylemek anlamına geldiğini; ayetin bağlamında cennet yurdunda insanların birbirlerini yargılamaktan, suçlamaktan ve ahlaki ağırlık yaratan her türlü negatif diyalogdan tamamen azade olduklarını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin yalan, iftira, sövme ve kınama gibi insana günah yükleyen tüm sözlü eylemleri kapsadığını, bu tür ifadelerin cennet meclislerine asla giremeyeceğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "ism" (günah) kavramının diğer Sami dillerinde de benzer etik ihlalleri anlatan köklerle (Aramice/Süryanice) ilişkili olduğunu, ancak "te'sîm" formunun Kur'an'ın kendi ahlaki ve eskatolojik sözlüğünde "suçlama/günaha sokma" anlamıyla özgün bir ağırlık kazandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, önceki kelime "lagv" ile birlikte zikredilen bu kavramın, cenneti sadece fiziksel nimetlerle dolu bir mekan olmaktan çıkarıp, her türlü psikolojik şiddetten, dünyevi travmadan ve suçluluk duygusundan arındırılmış kusursuz bir sosyo-psikolojik ortam olarak muhatabın tasavvuruna sunduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu terimin tam bir mutabakatla karşılıklı suçlamaların, gıybetin, kalp kırmanın ve ruhsal gerilim yaratan her türlü zehirli iletişimin yokluğu olarak yorumlandığını, bunun ahiretteki sosyal ilişkilerin mutlak güvenliğini (emniyet) tescillediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla