Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 22. Ayet

    وَحُورٌ ع۪ينٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve hûrun ‘în(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      22-23. "Güzel gözlü hûriler; saklı inciler misali.”

      Hûriler

      Güzel gözlü hûrilerin incilere benzetilmesi, iki şekilde yorumlanır. Birincisi, inci ve yakuttan daha saf hiçbir nesne yoktur; güzel gözlü hûriler de saf, temiz ve beyaz tenli olduklarından dolayı incilere benzetilmiş olabilir. Yoksa cennette vâdedilen hûrilerin incilere benzetilmesinin ne anlamı olur? İkincisi, inci ve yakutun Araplar’da fazla bir değeri ve önemi vardı, hemen akla gelecek o ölçüde değerli başka bir nesne yoktur; işte o değere sahip başka bir nesne akla gelmediğinden dolayı onları incilere benzetmiştir. Bu husus, şu İlâhî beyanda belirtildiği gibidir: “Allah’a ortak koşan kişi, gökten düşüp parçalanan ve kuşların kapıştığı nesnelerden farksızdır”. Allah’a ortak koşmak çok daha büyük bir suç olduğu halde Cenâb-ı Hak onu gökten düşüp parçalanan nesnelere benzetmektedir. Fakat onların gözünde yedinci kat gökten düşmekten daha büyük ve daha imkânsız bir olay yoktu. İşte açıklamaya çalıştığımız âyet de bu anlamdadır. En doğrusunu Allah bilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hûr (حُورٌ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "h-v-r" kökünün geri dönmek, beyazlaşmak ve gözdeki beyazlığın şiddeti ile siyahlığın yoğunluğu arasındaki zıtlık gibi temel anlamlara delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin erili "ahver", dişili "havrâ" olan ismin çoğulu olduğunu, göz akının son derece beyaz ve göz bebeğinin son derece siyah olmasını ifade ettiğini; eskatolojik bağlamda cennet ehli için yaratılmış, göz kamaştırıcı bir saflığa ve eşsiz bir güzelliğe sahip varlıkları tanımladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu ismin cennetliklere eşlik eden, kusursuz yaratılışları ve tertemiz doğaları ile öne çıkan varlıkları niteleyen hususi bir eskatolojik terim olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik arka planında beyazlık ve saflık bildiren Pehlevice veya Aramice köklerin bulunabileceğini, Arapçaya erken dönemde geçerek Kur'an'ın ahiret ödülleri terminolojisinde eşsiz bir saflık sembolü olarak yerleşiklik kazandığını ifade eder. Christoph Luxenberg (Pseudonym), Süryani-Arami dil köklerine dayandırdığı alternatif okumasında "hûr" kelimesinin siyah gözlü huriler anlamına gelmediğini, aslen "beyaz üzümler" (hur/hûrâ) anlamına geldiğini ve ayetin tamamen botanik bir cennet tasviri sunduğunu iddia eder. Gabriel Said Reynolds, Luxenberg'in botanik tezini tartışmakla birlikte, kelimenin "cennet eşleri/arkadaşları" şeklindeki geleneksel anlayışının geç antik çağ Hristiyan metinlerindeki uhrevi ödül tasvirleriyle ve Kur'an'ın genel kurgusuyla ontolojik olarak daha uyumlu olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinde bu motifin, zorluk çeken ilk inananlara sunulan estetik ve psikolojik bir karşı-imge (teselli) olarak retorik bir işlev gördüğünü, dönemin geç antik çağ cennet algısını yansıttığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin yedinci yüzyıl Arap toplumunun sahip olduğu ideal güzellik ve zarafet algısını yansıttığını, soyut ahiret nimetlerinin muhatabın dünyevi estetik kavrayışı üzerinden somutlaştırılarak anlatıldığını analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu terimin tam bir mutabakatla cennetin tertemiz, sarsılmaz bir güzelliğe sahip yoldaşlarını ifade eden mutlak bir ödül metaforu olarak kabul edildiğini belirtir.

        İyn (عِينٌ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "a-y-n" kökünün temel anlam itibarıyla göz, su gözesi (pınar) ve bir şeyin özü/kıymetlisi olduğunu, bu formda ise gözün iri ve güzel olması halini ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "aynâ" (iri gözlü dişi) ve "a'yen" (iri gözlü erkek) kelimelerinin çoğulu olan bu ismin, gözlerin genişliğini, berraklığını ve büyüleyici yapısını anlattığını, bir önceki "hûr" kelimesini estetik olarak tamamlayan bir sıfat işlevi gördüğünü vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin doğrudan bu varlıkların göz yapısındaki genişliğe ve kusursuzluğa işaret ettiğini, ahiret varlıklarının fiziki güzelliklerinin bu sıfatla zirveye taşındığını kaydeder. Christoph Luxenberg (Pseudonym), "beyaz üzüm" tezinin bir devamı olarak "iyn" kelimesinin Süryanicedeki "aynâ" (kristal berraklığı/mücevher) kelimesinden geldiğini, bunun gözleri değil, üzümlerin elmas gibi parlayan şeffaf görünümünü niteleyen bir sıfat olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi dönemden itibaren Arap şiirinde ve kültüründe "göz"ün güzelliğin, duygusal derinliğin ve estetiğin en temel odak noktası olduğunu, Kur'an'ın bu yerleşik kültürel estetiği alarak uhrevi boyutta her türlü dünyevi kusurdan arınmış mutlak bir saflık ve varoluşsal sükûnet sembolüne dönüştürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, gözlerdeki bu irilik ve güzellik vurgusunun yalnızca fiziki bir estetiği değil, aynı zamanda bu varlıkların manevi şeffaflığını, kâmil idraki ve her türlü dünyevi kötülükten arınmış ontolojik berraklığı simgelediğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X