Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 20. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 20. Ayet

    وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve fâkihetin mimmâ yeteḣayyerûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Beğendikleri meyvelerle.”

      Cennetin bütün meyveleri beğenilir, ama burada bu kelimenin iki anlamı olabilir. Birincisi, cennetin bütün meyveleri insanların beğenecekleri şekildedir. İkincisi, meyveler tek bir tür ve tek bir renkte değil, muhtelif tür ve renktedirler, insanlar hangi tür ve rengi beğenirler, canları ister ve severlerse onu alırlar.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fâkiheh (فَاكِهَةٍ)

        İbn Fâris, "f-k-h" kökünün temel anlamının sevinç duymak, neşelenmek ve zevk almak olduğunu, meyvenin de yenildiğinde insanın doğasına ferahlık ve haz vermesi sebebiyle bu kökten türetilerek isimlendirildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin zorunlu beslenmeden ziyade insanın ruhuna ve bedenine keyif veren, neşe katan her türlü rızkı ve fazladan nimeti ifade ettiğini, bağlam içerisinde cennet ehlinin gıda ihtiyacından değil salt lezzet ve sevinç için tattıkları sayısız meyve türünü anlattığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin belirsiz (nekre) formda kullanılmasının, ahiret yurdundaki bu nimetlerin dünyevi algı sınırlarını aşan bir çeşitliliğe, hayal edilemez bir çokluğa ve insan tahayyülünün ötesinde benzersiz lezzet formlarına sahip olduğunu gösterdiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın cennet tasvirlerinde "fâkiheh" kullanımının, ahiret yurdunun temel karakterinin ontolojik bir neşe ve kesintisiz haz durumu olduğunu muhatabın dünyevi meyve tecrübesi üzerinden somutlaştırdığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin mekana dair sıradan bir yiyecek tasviri olmanın ötesinde, cennetliklerin sahip olduğu mutlak refah düzeyini ve kendilerine sunulan ilahi lütfun estetik inceliğini yansıtan psikolojik ve varoluşsal bir kavram olduğunu belirtir.

        Yetehayyerûn (يَتَخَيَّرُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "h-y-r" (hayr) kökünün bir şeyin en iyisini, en üstününü ve en güzelini yönelip seçmek temel anlamına delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tehayyür" eyleminin insanın arzuları ve eğilimleri doğrultusunda sunulan sayısız alternatif arasından en çok hoşuna gideni serbestçe alması anlamına geldiğini, ayette cennetliklerin diledikleri nimetlere hiçbir kısıtlama olmaksızın ulaşabilme özgürlüğünü ifade ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, tefe'ul babındaki bu fiilin geniş/şimdiki zaman (muzari) kipiyle kullanılmasının, cennetteki nimet seçiminin ve bu haz alımının kesintiye uğramayan, her an yenilenen ve sürekli devam eden dinamik bir irade süreci olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, dünyevi hayatta insanın arzularına ulaşmasının önündeki bedensel, mekansal ve zamansal engellerin ahiret boyutunda tamamen ortadan kalktığını, bu fiilin cennet ehlinin mutlak bir seçim özgürlüğüne kavuşarak sınırsız bir ontolojik tatmin yaşadığı kâmil bir durumu simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu eylemin cennetliklere sunulan ikramın zorunlu, standart veya tek tip olmadığını; bizzat kişinin kendi zevkine, anlık isteğine ve özel tercihine göre şekillenen, insani iradeyi ve hazzı onurlandıran kusursuz bir ağırlanma biçimi olarak değerlendirildiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X