Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 18. Ayet

    بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Bi-ekvâbin ve ebârîka veke/sin min ma’în(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kaynaktan doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.”

      "Ekvâb" (بِأَكْوَابٍ) kelimesi, kulpu olmayan baş tarafı yuvarlak testiler demektir. "Ebârik” (وَأَبَارِيقَ) de kulpu ve ucunda suyun çıkış hortumu olan ibrikler anlamına gelir. “Ekvâb” kelimesinden maksadın insanların içmek için kullandıkları kadehler olması da caizdir. Çünkü dünyada İçkicilerin ibrikleri ve kadehleri olur, İbriklerden kadehlere boşaltırlar, içeceklerini ibriklerden değil kadehlerden İçerler. İşte onlara cennette de bunlar vadedilmiştir. Kaynaktan doldurulmuş kâseler. Âyetin metninde geçen “ke's (وَكَأْسٍ) kelimesi, İçecek dolu kadeh anlamına gelir. “Maîn” (مَعِينٍ) kelimesine gelince, bazıları şöyle dedi: O, suyun açıktan akması ve gözle de görülmesi halidir. Çünkü dünya ehli, gözleriyle gördükleri içecekleri içmekten hoşlanır, işte cennet ehline de aynı şey vâdedilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ekvâb (أَكْوَابٍ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "k-v-b" kökünün yuvarlaklık ve toplanma anlamları taşıdığını, "kûb" kelimesinin çoğulu olan bu ismin kulpu ve ibiği (emziği) bulunmayan, yuvarlak ve geniş ağızlı özel kadehler anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kulpu ve tutacak yeri olmayan bu kadeh türünün, cennet içeceklerinin sunumunda görsel bir pürüzsüzlük ve estetik bir saflık ifade ettiğini vurgular. El-Cevâlîkî, bu kelimenin köken olarak Arapça olmadığını, Nebatça veya Süryanice gibi yabancı dillerden Arapçaya geçmiş (mu'arreb) ve zamanla Arapçalaşmış bir kap ismi olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Aramice ve Süryanicedeki "kūbā" veya Nebatçadaki "kūbâ" kelimelerinden ödünçlendiğini, İslam öncesi dönemde Arap şiirinde lüks meclisleri tasvir etmek için kullanıldığını ve Kur'an'ın bu kelimeyi cennetin ziyafet sahnelerini zenginleştirmek üzere kendi terminolojisine kattığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin yabancı kökenli (Nebatça) olduğunu doğrulayarak, Kur'an'daki kullanımının kulpsuz kadehlerin dönemin lüks algısındaki yerini ahiret boyutuna taşıdığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin yedinci yüzyıl Arap toplumunun tahayyülündeki en üst düzey aristokratik ve lüks şölen masalarının değişmez bir unsuru olduğunu, ahiret nimetlerinin muhatabın zihnindeki ihtişam algısına bu tür tanıdık ama kusursuzlaştırılmış eşyalar üzerinden sunulduğunu analiz eder.

        Ebârîk (أَبَارِيقَ)

        İbn Fâris, kelimenin kökensel olarak "b-r-k" (parlamak, şimşek çakmak) köküyle ilişkili göründüğünü, ancak aslında tekili "ibrîk" olan bu ismin kulpu ve sıvı akıtmak için ibiği bulunan özel bir sunum kabı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "berk" (parıltı) ile anlamsal bir bağ kurularak, bu kapların son derece berrak, gümüş veya altın gibi göz kamaştırıcı bir parlaklığa sahip oldukları için bu isimle anıldıklarını açıklar. El-Cevâlîkî, kelimenin kesinlikle Farsça kökenli olduğunu, "su döken" anlamına gelen "âb-rîz" kelimesinin Arapçanın fonetik yapısına uyarlanarak (mu'arreb) "ibrîk" şeklini aldığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Pehlevice (Orta Farsça) "ābrēg" veya "āb-rēz" kelimesinden türediğini, dönemin Sasani saray kültüründen Arap lügatine geçmiş prestijli bir şarap sunum kabı olduğunu ve cennet tasvirindeki zenginliği artırmak için kullanıldığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Farsça kökenli (mu'arreb) kelimeler listesinde yer aldığını ve parlayan yapısıyla cennet ehlinin meclislerindeki görsel ihtişamı tamamladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, akvâb ile birlikte zikredilen bu kelimenin, cennet sunumlarının statik olmadığını; ibriklerin varlığının, sürekli doldurulan, ikram edilen ve etrafa ışık saçan dinamik, estetik ve görsel bir şölen ahengini muhatabın algısına sunduğunu analiz eder.

        Ke's (كَأْسٍ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "k-e-s" kökünün kadeh anlamına geldiğini, ancak dilbilimsel olarak sadece içinde içecek (özellikle şarap/içki) bulunduğu zaman bu isimle anıldığını, boş kadehe ise "ke's" denilmediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ke's" kelimesinin aslen içinde meşrubat bulunan bardak olduğunu, bağlamda cennet ehli için hazırlanan ve içildiğinde sarhoşluk vermeyen, aklı bulandırmayan saf ilahi içeceğin (cennet şarabı) kendisini de mecazen ifade ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramice "kāsā" veya Süryanice "kās" kelimesinden Arapçaya çok erken dönemlerde geçtiğini ve kadim Sami dillerinin ortak lügatinde yer edindiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye şiirinde "ke's" kavramının dünyevi şarabı, sarhoşluğu, kibri ve geçici hazları simgelerken, Kur'an'ın bu kelimeyi alarak tamamen eskatolojik ve ilahi bir düzleme taşıdığını; cennet kadehinin her türlü dünyevi kötülükten, baş ağrısından ve aklı gidermekten arındırılmış saf bir ontolojik haz sembolüne dönüştürüldüğünü analiz eder.

        Me'în (مَعِينٍ)

        İbn Fâris, kelimenin kökeninin suyun yeryüzüne çıkıp akmasını anlatan "m-a-n" kökünden veya göz ve pınar anlamına gelen "a-y-n" kökünden geldiğini, her iki durumda da yüzeye çıkmış, akıp giden ve bitmeyen su/kaynak anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gözle görülebilen, yerin üstünden şırıl şırıl akan ve hiçbir zaman kesilmeyen sürekli bir kaynağı tanımladığını, cennetteki içeceklerin durağan birikintiler değil, taze ve canlı pınarlar olduğunu vurgular. Celaleddin el-Suyuti, ism-i mef'ul veya ism-i fail manasında bir sıfat olan bu kelimenin, cennet şarabının depolanmış fıçılardan değil, doğrudan coşkun ve bitmez tükenmez ilahi bir pınardan sunulduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsirlerde bu sıfatın cennet nimetlerinin zahmetsizliğini ve sürekliliğini temsil ettiğini, dünyadaki içeceklerin aksine tükenme, bozulma veya azalma ihtimali olmayan mutlak ve ebedi bir bereket kaynağını ifade ettiğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X