مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
"Karşılıklı olarak üstüne oturup kurulmuşlardır.”
Yani onlar mücevheratla işlenmiş ve sıra sıra dizilmiş koltuklara kurulurlar. Karşılıklı otururlar. Yani birbirlerinin ensesine değil yüzüne bakarlar. Dünyadaki meclislerde olduğu gibi birbirlerine yüz çevirmezler ve birbirlerini hor görmezler. Allah, onların âhirette dünyadaki durumlarından farklı halde olacaklarını, hiçbir şekilde birbirlerini üzmeyeceklerini haber vermektedir.
Yorumu Yorumla
-
Muttekiîn (مُتَّكِئِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "v-k-e" kökünün bir şeye dayanmak, ağırlığını vererek yaslanmak ve destek almak gibi temel fiziksel eylemleri ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittikâ" kavramının kişinin rahatlamak, dinlenmek ve huzur bulmak amacıyla güvenli bir yere yaslanması anlamına geldiğini, ayet bağlamında cennet ehlinin tahtlar üzerindeki tam emniyet, yorgunsuzluk ve huzur halini tasvir ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, ism-i fail çoğul kalıbındaki bu kelimenin, cennetliklerin nimetler içindeki sürekli rahatlıklarını ve krallara yaraşır ihtişamlı yaslanma duruşlarını (hey'et) gösterdiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahiret tasvirlerindeki bu fiziksel yaslanma eyleminin, aslında insanın dünyadaki tüm varoluşsal kaygılarından, korkularından ve çabalarından kurtularak ilahi huzurda mutlak bir güven duygusuna kavuşmasını simgeleyen derin bir ontolojik rahatlama durumunu yansıttığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu duruş biçiminin dönemin Arap kültüründe refah, saygınlık ve endişesizlik göstergesi olduğunu, ayette cennetliklerin hiçbir zahmet çekmeden, mutlak bir emniyet ve lüks içinde tahtlarına kurulduklarını ifade eden güçlü bir sosyo-kültürel metafor işlevi gördüğünü belirtir.
Mutekâbilîn (مُتَقَابِلِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "k-b-l" kökünün iki şeyin yüz yüze gelmesi, birbirinin karşısında durması, yönelmesi ve arka dönmenin (idbâr) zıddı olması gibi temel etimolojik anlamlara sahip olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "tekâbül" eyleminin nesnelerin veya kişilerin birbirine bütünüyle dönük olmasını ifade ettiğini, ayette cennetliklerin aralarında hiçbir kin, küslük veya gizli niyet bulunmaksızın tam bir sevgi ve şeffaflıkla yüz yüze oturduklarını bildirdiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, tefâul babından ism-i fail çoğul formunda gelen bu kelimenin yapısındaki "karşılıklılık" (müşareket) anlamına dikkat çekerek, bu oturuş düzeninin cennet nimetlerinin sadece bireysel bir haz değil, aynı zamanda yüksek bir sosyal ve ruhsal paylaşım meclisi olduğunu gösterdiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı ahenk ve yapısındaki karşılıklılık vurgusunun, cennet ehlinin ruhlarındaki tam uyumu, kalp temizliğini ve aralarındaki hiçbir dünyevi engele takılmayan saf, berrak iletişimi edebi bir zarafetle resmettiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu karşılıklı yönelme duruşunun, cennetliklerin sadece bulundukları mekana değil, birbirlerine de ontolojik olarak tam bir açıklıkla yöneldiklerini, aralarındaki manevi bağın en üst düzeyde gerçekleştiği kâmil bir kardeşlik ve muhabbet boyutunu temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu ifadenin, cennet ehlinin kalplerinde zerre kadar dünyevi haset, düşmanlık veya aldatma (ğıll) kalmadığının en somut ve fiziki tezahürü olarak yorumlandığını, birbirlerinin yüzüne bakmanın mutlak manevi güveni tescillediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla