وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vakıa suresi, öncekiler, naim cenneti, sonrakiler, yakınlık, öncüler, vakıa 14, vakıa suresi 14. ayet
-
13. "Çoğu önce gelip geçmişlerden;”
14. "Birazı da sonrakilerdendir.”
Bu beyanın anlamına dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Çoğu önce gelip geçmişlerden sözü ile Resûlullah’ı (s.a.) gören ve ona yakın olan insanlar kastedilmiştir. Birazı da sonrakilerden cümlesi ile de bu ümmetten Resûlullah’ı (s.a.) görmeyen, onunla sohbet edemeyen ve onun zamanına yetişemeyen insanlar kastedilmiştir. Allaha yakın olanlardan birazı sonrakilerdendir. Resûlullah’ın (s.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır, sonra onların arkasından gelenler, sonra da onların arkasından gelenlerdir”. Ayrıca ‘İçinizden fetihten önce harcayan ve savaşanlar ötekilerle bir değildir” mealindeki âyet de bunu teyit etmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları şöyle dedi: Çoğu önce gelip geçmişlerden, yani önceki ümmetler arasında iman edenlerden bir grup. Birazı da sonrakilerden sözü de bu ümmetten olanlar anlamına gelir. Buna göre bu ümmetten iman edenler ile önceki ümmetlerden iman edenler bir araya gelse, bunlar onlardan daha az olurlar. Aynı şekilde önceki ümmetlerden hayırda önde gidenlerin, bu ümmetin hayırda önde giderek Allaha yakın olanlarından daha çok olması da muhtemeldir. Çünkü bütün peygamberler, önceki ümmetler arasından çıkmıştır.
Müfessirler şöyle derler: Bu iki âyet geldiği zaman Resûlullah’ın (s.a.) ashabı, çok azımız cennete girecek diyerek çok üzüldüler. Bunun üzerine “Onların bir kısmı öncekilerdendir, bir kısmı da sonrakilerdendir” mealindeki âyetler geldi. Fakat böyle bir ihtimal olmaz, çünkü bu bir haberdir, haberlerde ise nesih caiz değildir, halbuki onların yaptıkları bu açıklama neshe işaret etmektedir. Dolayısıyla âyetin yorumu bizim söylediğimiz gibidir. “Onların bir kısmı öncekilerdendir, bir kısmı da sonrakilerdendir” meâlindeki âyetlerin, öncekilerden ve sonrakilerden ashâb-ı yemin olanların hepsi için söylenmiş olması mümkündür; yani öncekilerden büyük bir cemaat, sonrakilerden de büyük bir cemaat. Âyette geçen öncekilerin ve sonrakilerin, hepsinin bu ümmetten olmaları da muhtemeldir. Öncekilerin geçmiş ümmetlerden, sonrakilerin ise bu ümmetten olmaları da mümkündür, bunlardan maksat da mümin olanlardır. Çoğu öncekilerden, birazı da sonrakilerden meâlindeki âyetlerin, özellikle Allaha yakın olanlar (mukarrebûn) hakkında gelmiş olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kalîl (قَلِيلٌ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "k-l-l" kökünün miktar veya sayı olarak az olma, nadir bulunma ve eksiklik gibi temel anlamları ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıllet" kavramının çokluğun (kesret) zıddı olarak niceliksel azlığı anlattığını, ayetin bağlamında ise "öncüler" (sâbikûn) sınıfına dahil olacak manevi seçkinlerin sonraki nesiller içindeki sayısal nadirliğini ve bulunması zor, istisnai bir zümre olduklarını vurguladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin bir önceki ayetteki "sülle" (büyük kalabalık) ifadesiyle kurduğu tezat üzerinden, zaman ilerledikçe bu en üstün manevi mertebeye ulaşanların sayısındaki dramatik düşüşü ve bu yüce makamın elde edilmesinin sonraki çağlarda ne kadar zorlaştığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu niceliksel daralmanın edebi ve retorik bir tezat oluşturarak eskatolojik tasnifte "yaklaştırılmış olanlar"ın (mukarrebûn) sonraki kuşaklarda ne kadar az ve nadide bir topluluk haline geldiğini muhatabın zihninde somutlaştıran tarihi ve sosyolojik bir tespit olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin zamanın akışıyla birlikte manevi yetkinliğin nadirleşmesini simgelediğini, "öncüler" makamının sonraki dönemlerde ancak çok kısıtlı sayıda insanın ulaşabileceği son derece yüksek ve istisnai bir ruhsal zirveye dönüştüğünü belirtir.
El-Âhirîn (الْآخِرِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "e-h-r" kökünün bir şeyin sonu, geriye kalanı, sonradan geleni ve başlangıcın/ilkin (evvel) mutlak zıddı olma gibi temel etimolojik anlamlara delalet ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, tekili "âhir" olan bu ismin zaman, mekan veya mertebe açısından daha sonra var olanı ifade ettiğini; ayet bağlamında ise kronolojik olarak tarih sahnesine daha geç çıkmış, insanlık veya ümmet ağacının son dönemlerinde yaşamış olan kuşakları tanımladığını vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin zamansal bir ardışıklığa işaret ederek, inanç tarihinde "evvelîn" (öncekiler) grubundan sonra gelen nesilleri, yani zamanın son evrelerine doğru yaşayan toplulukları anlattığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın doğrusal tarih ve zaman mefhumu içerisinde "âhirîn" kavramının, insanlık serüveninin son kısımlarını temsil ettiğini, kelimenin önceki ayetteki "evvelîn" ile birlikte tüm tarihi eskatolojik bir düzlemde iki ana bloğa bölen, insanın varoluşsal zaman çizelgesini netleştiren yapısal bir terim işlevi gördüğünü analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir literatüründe bu kavramın kapsamının kimleri içerdiği konusunda detaylı tartışmalar bulunsa da, kelimenin anlamsal olarak kesin bir tarihsel ardışıklığı, ilklerden sonra gelenleri ve zamanın sonuna doğru dünyada var olan kitleleri ifade eden kuşatıcı bir kronolojik kategori olduğunda mutabakat sağlandığını belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla