ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vakıa suresi, vakıa 13, öncekiler, vakıa suresi 13. ayet, naim cenneti, sonrakiler, yakınlık, öncüler
-
13. "Çoğu önce gelip geçmişlerden;”
14. "Birazı da sonrakilerdendir.”
Bu beyanın anlamına dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Çoğu önce gelip geçmişlerden sözü ile Resûlullah’ı (s.a.) gören ve ona yakın olan insanlar kastedilmiştir. Birazı da sonrakilerden cümlesi ile de bu ümmetten Resûlullah’ı (s.a.) görmeyen, onunla sohbet edemeyen ve onun zamanına yetişemeyen insanlar kastedilmiştir. Allaha yakın olanlardan birazı sonrakilerdendir. Resûlullah’ın (s.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır, sonra onların arkasından gelenler, sonra da onların arkasından gelenlerdir”. Ayrıca ‘İçinizden fetihten önce harcayan ve savaşanlar ötekilerle bir değildir” mealindeki âyet de bunu teyit etmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları şöyle dedi: Çoğu önce gelip geçmişlerden, yani önceki ümmetler arasında iman edenlerden bir grup. Birazı da sonrakilerden sözü de bu ümmetten olanlar anlamına gelir. Buna göre bu ümmetten iman edenler ile önceki ümmetlerden iman edenler bir araya gelse, bunlar onlardan daha az olurlar. Aynı şekilde önceki ümmetlerden hayırda önde gidenlerin, bu ümmetin hayırda önde giderek Allaha yakın olanlarından daha çok olması da muhtemeldir. Çünkü bütün peygamberler, önceki ümmetler arasından çıkmıştır.
Müfessirler şöyle derler: Bu iki âyet geldiği zaman Resûlullah’ın (s.a.) ashabı, çok azımız cennete girecek diyerek çok üzüldüler. Bunun üzerine “Onların bir kısmı öncekilerdendir, bir kısmı da sonrakilerdendir” mealindeki âyetler geldi. Fakat böyle bir ihtimal olmaz, çünkü bu bir haberdir, haberlerde ise nesih caiz değildir, halbuki onların yaptıkları bu açıklama neshe işaret etmektedir. Dolayısıyla âyetin yorumu bizim söylediğimiz gibidir. “Onların bir kısmı öncekilerdendir, bir kısmı da sonrakilerdendir” meâlindeki âyetlerin, öncekilerden ve sonrakilerden ashâb-ı yemin olanların hepsi için söylenmiş olması mümkündür; yani öncekilerden büyük bir cemaat, sonrakilerden de büyük bir cemaat. Âyette geçen öncekilerin ve sonrakilerin, hepsinin bu ümmetten olmaları da muhtemeldir. Öncekilerin geçmiş ümmetlerden, sonrakilerin ise bu ümmetten olmaları da mümkündür, bunlardan maksat da mümin olanlardır. Çoğu öncekilerden, birazı da sonrakilerden meâlindeki âyetlerin, özellikle Allaha yakın olanlar (mukarrebûn) hakkında gelmiş olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Sulle (ثُلَّةٌ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "s-l-l" kökünün temel anlam itibarıyla bir bütünün içinden ayrılıp çıkarılmış, koparılmış büyük parça veya kalabalık bir grup anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sülle" kelimesinin esasen yapağıdan koparılmış bir yün tutamını anlattığını, ancak bağlam içerisinde bu kök anlamdan yola çıkarak sayısız insandan oluşan muazzam büyüklükteki bir zümreyi ve yoğun insan kalabalığını ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin ayette cennet ehlinin bu seçkin sınıfını tanımlamak için kullanıldığını ve grubun sayısal olarak çokluğunu, ihtişamını ve yoğunluğunu vurgulayan bir nitelik taşıdığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sadece sıradan bir grubu değil, tarihi süreç içerisinde iman, ahlak ve fedakarlıkta öne çıkmış, niceliksel olarak devasa bir kitleyi ifade ettiğini, ahiret tasnifindeki bu zümrenin ağırlığını yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu terimin sayısal büyüklüğü ve sosyolojik bir bütünlüğü ifade ettiğini, "sabikun" (öncüler) grubunun tarihi geçmişteki yoğunluğuna ve bu manevi elitlerin geçmiş dönemlerdeki çokluğuna dikkat çeken kurani bir isimlendirme olduğunu analiz eder.
El-Evvelîn (الْأَوَّلِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "e-v-l" kökünün, bir şeyin başlangıcı, ilki, kendisinden önce başka bir şeyin bulunmadığı durum veya zaman anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, tekili "evvel" olan bu ismin zaman, mekan veya mertebe olarak önde bulunmayı ifade ettiğini; ayetin bağlamında ise Hz. Muhammed öncesi peygamberlerin ümmetlerini veya kronolojik olarak tarih sahnesinde daha önce yer almış, vahye ilk muhatap olmuş geçmiş kuşakları tanımladığını vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin zamansal bir önceliğe işaret ettiğini ve geçmiş peygamberlerin ümmetlerinden olup hakikate ilk tabi olan imanlı zümreleri temsil ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın doğrusal zaman algısı içerisinde "evvelîn" kavramının sadece kuru bir kronolojik sıralama olmadığını, aksine vahyin saf ve ilk anlarına tanıklık eden, inancın temellerini atan ve bu yüzden de eskatolojik olarak özel bir ayrıcalığa sahip olan kurucu kuşakları tanımladığını analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu kelimenin kapsamı hakkında farklı görüşler bulunmakla birlikte, terimin hem önceki peygamberlerin ümmetlerini hem de İslam ümmetinin ilk, öncü ve fedakar nesillerini içine alacak şekilde geniş bir tarihi derinliği ve zaman eksenini kapsadığını belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla