ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vakıa 12, vakıa suresi 12. ayet, vakıa suresi, öncekiler, sonrakiler, öncüler, naim cenneti, yakınlık, cennet, nimet
-
"Onlar nimetlerle dolu cennetlerdedirler."
Bütün cennetler nimettir, çünkü içi nimetlerle doludur. Allah Teâlâ neye, nasıl isterse öyle isim verme hakkına sahip olduğu için cennetlerden birine naîm cenneti, diğerine adn cenneti, öbürüne fırdevs, ötekine de me’vâ cenneti adını vermiştir.
Yorumu Yorumla
-
Cennât (جَنَّاتِ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "c-n-n" kökünün temel anlamının örtmek, gizlemek ve bir şeyi gözden saklamak olduğunu; "cennet" kelimesinin ise ağaçlarının sıklığı ve gürlüğü sebebiyle toprağı ve içindekileri örten bahçe anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tekili "cennet" olan bu kelimenin dünyevi bağlamda bitki örtüsüyle yeri gizleyen bahçeleri ifade ettiğini, ahiret bağlamında ise muhtevası ve mahiyeti bu dünyadaki insan algısından tamamen gizlenmiş olan mutlak mükafat yurdunu tanımladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin çoğul (cennât) formunda kullanılmasının, ilahi yakınlığa mazhar olan seçkin zümre için hazırlanan nimetlerin çeşitliliğini, mekanın devasa genişliğini ve makamların çokluğunu gösterdiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramice ve Süryanicedeki "bahçe" anlamlarına gelen "gantā" sözcüğüyle akraba olduğunu, ancak Arapça "c-n-n" kök yapısıyla tam bir bütünleşme sağlayarak Kur'an'ın eskatolojik terminolojisine özgün bir biçimde yerleştiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ilk muhataplarının içinde yaşadığı kurak çöl ekolojisi göz önüne alındığında, gür ağaçlarla gölgelenmiş ve örtülmüş alanları ifade eden bu terimin, psikolojik olarak en üstün kurtuluş ve huzur idealini temsil eden sarsıcı bir eskatolojik sembol olarak kullanıldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, çoğul kipinin burada sıradan bir sayısal çokluktan ziyade, insan tahayyülünü aşan sınırsızlıkta, çok boyutlu ve eşsiz bir varoluşsal mekanı imlediğini, öncüler sınıfının layık görüldüğü ontolojik statünün bu sonsuzluk vurgusuyla tescillendiğini belirtir.
En-Na'îm (النَّعِيمِ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "n-a-m" kökünün temel anlamının yumuşaklık, rahatlık, bolluk, refah ve iyi yaşantı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "na'îm" kavramının her türlü keder, zorluk ve kesintiden arınmış, saf ve sürekli nimet anlamına geldiğini; bu terimin ahirette elde edilecek hem fiziksel lezzetleri hem de ilahi rızadan kaynaklanan kusursuz manevi huzuru kapsadığını vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin mübalağa (abartı) bildiren bir ism-i sıfat kalıbında gelerek, nimetlerin hiçbir zaman tükenmeyeceği, eksilmeyeceği ve en üst düzeyde kesintisiz bir biçimde deneyimleneceği mutlak bir zevk durumunu anlattığını kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısına ve ismin kalıbının sağladığı anlamsal sürekliliğe dikkat çekerek, bu kelimenin barındırdığı yumuşak ve akıcı seslerin, ahiret yurdundaki nimetlerin kesintisizliği ve pürüzsüzlüğü hissini edebi bir mükemmellikle muhatabın algısına sunduğunu savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu kelimenin "cennât" ismiyle oluşturduğu tamlama yapısının, mekanı salt fiziksel bir bahçe olmaktan çıkarıp varoluşsal bir mutlak haz ve lütuf merkezine dönüştürdüğünü, yaklaştırılmış olanların elde edeceği ontolojik doygunluğun bu sıfatla zirveye taşındığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla