Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 11. Ayet

    اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ulâ-ike-lmukarrabûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İşte onlar Allah’a en yakın olanlardır.”

      Onların Allaha yakın olmakla nitelenmesi, muhtemelen dünyada iken hayırda önde gidenlerden oldukları içindir. Hayırda veya İlâhî daveti kabulde önde olduklarından dolayı âhirette makamlar ve ikramlarla Allaha yakın olanlar anlamına da gelebilir. Öne geçmek onların fiili, Allaha yakın olmak ise Cenâb-ı Hak’tan gelen bir lütuf ve ikramdır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-Mukarrebûn (الْمُقَرَّبُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "k-r-b" kökünün uzaklığın zıddı olarak bir şeye mekan, zaman, nesep veya değer bakımından yakın olma temel anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki kullanımın mekansal veya fiziksel bir mesafe kapanmasından ziyade şeref, derece, fazilet ve manevi makam bakımından ilahi huzura yakın olmayı ifade ettiğini; kelimenin ism-i mef'ul (edilgen ortaç - yaklaştırılmış) sîgasında gelmesinin, bu mertebenin kişinin sadece kendi ahlaki çabasıyla değil, ağırlıklı olarak Allah'ın özel bir lütfu, inayeti ve kulu kendisine doğru çekmesiyle gerçekleştiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, bu terimin bir önceki ayette zikredilen "es-Sâbikûn" (öncüler) grubunun ahirette elde edeceği nihai ontolojik makamı belirten eskatolojik bir sıfat olduğunu ve bu zümrenin cennet hiyerarşisinde ilahi ikrama en yakın konumda bulunacağını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik arka planında Aramice ve Süryanice dini metinlerde melekler veya ilahi tahta yakın duran seçkin ruhaniler için kullanılan "mukrebîn" teriminin yattığını, Kur'an'ın bu kavramı Arapça kök yapısı içinde meczederek ahiretteki yüksek dereceli müminleri tanımlamak üzere kendi özgün kelime dağarcığına kattığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "k-r-b" (kurbiyet) kavramının, Yaratıcı ile yaratılan arasındaki devasa ontolojik mesafenin mutlak itaat, takva ve samimiyet ile aşılmasını simgelediğini; "mukarrebûn" kelimesinin kurtuluşa eren sıradan kitleleri değil, ilahi zat ile en yüksek manevi frekansta buluşan ruhsal bir elit sınıfı tanımladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etken bir form olan "yakın olanlar" (kâribûn/mukarribûn) yerine edilgen yapıda "yaklaştırılmış olanlar" (mukarrebûn) şeklinde formüle edilmesinin teolojik bir derinlik taşıdığını, varılan bu nihai zirvenin insan eylemini aşan mutlak bir ilahi rıza ve taltif (cezbe) boyutu taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu isimlendirmenin Vâkıa suresindeki üçlü tasnifin en üst basamağını işaret ettiğini, öncülerin kazandığı bu varoluşsal mertebenin sıradan cennet nimetlerinden öte bizzat "ilahi yakınlık" durumunun kendisine dönüştüğünü ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu kavramın, dönemin geç antik çağ inançlarındaki "Tanrı'ya yakın olan seçilmişler" veya "azizler" motifini devralarak, dünyada her türlü yalanlama ve zorluğa göğüs geren ilk inananlar için yepyeni, sarsılmaz ve sığınmacı bir statü inşası olarak retorik bir işlev gördüğünü savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X