Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 9. Ayet

    وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ashâbu-lmeş-emeti mâ ashâbu-lmeş-eme(ti)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      7-10. "Sizler üç gruba ayrıldığınız zaman: Biri, amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere! Diğeri amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler! Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar;"

      Ashâb-ı Yemin ve Ashâb-ı Şimâl

      Sizler üç gruba ayrıldığınız zaman; bu üç grubun kimler olduğu hemen devamındaki âyetlerde açıklanmaktadır. Biri, amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere! Diğeri amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler! Öbürü de önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar. Âyette sözü edilen üç sınıfın, inkâr edenler, güzel davrananlar ve hayırda önde gidenler olduğu da söylenmiştir.

      Amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere! Amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler! Bu âyet iki şekilde açıklanır. Birincisi, “meymene” (الْمَيْمَنَةِ) kelimesi hayır ve bereket mânasına gelir, “meş’eme” (الْمَشْأَمَةِ) de uğursuz ve hayırsız mânasına gelir. Dolaysıyla amel defterleri sağdan verilenler hayırlı insanlar, soldan verilenler de hayırsız insanlardır demektir. İkincisi, temiz insanlar oldukları için onlara sağcılar diye isim verilmiştir, çünkü “meymene” kelimesi temiz olanlar mânasında da kullanılır. Kâfirlere de solcular denilmiştir, çünkü onlar kirlidirler, sol el de pis işler için kullanılır. Buna göre “Kitabı sağ tarafından verilenler” meâlindeki âyette, onların hesabının kolay olacağı ifade edilmektedir, çünkü onların kitaplarında temiz ve hayırlı işler bulunmaktadır. Kâfirlerin kitaplarında ise çirkin işler bulunduğu için sol taraflarından verilecektir. Şöyle de söylenmiştir: Sağcılar ve solcular ismi, şu âyetlerden dolayı verilmiştir: “Kitabı sağ tarafından verilenler... Kime de kitabı sol tarafından verilirse...”. Böylece kime kitabı sağ tarafından verilirse sağcılardan, sol tarafından verilen de solculardan olur. Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar mealindeki âyet de yine iki şekilde tefsir edilir. Birincisi, hayırda önde olanlar, her türlü hayırda insanların önüne geçenler demektir. İkincisi, Allah’ın ve resülünün davetlerini hemen ve herkesten önce kabul edenler anlamına gelir.

      İnsanların Üç Gruba Ayrılması

      Muhtemeldir ki buradaki hitap, öncekiler ve sonrakiler de dâhil olmak üzere bütün insanlara yapılmıştır. Böylece bütün insanların üç gruba ayrıldığı ifade edilmiş olmaktadır: Hayırda öne geçenler, sağcılar ve solcular (amel defterleri sağdan ve soldan verilenler). Bu âyet-i kerîmenin özellikle Muhammed (s.a.) ümmetine hitap etmiş olması da mümkündür; bu ümmetin içerisinde hayırda öne geçenler vardır, sağcılar vardır, onlar deliller ve âyetler üzerinde düşünen insanlardır. Ayrıca solcular da vardır, onlar da inkâr edenlerdir.

      Amel defteri sağından verilenler; ne mutlu o sağından verilenlere! Bu ilâhî beyan, onlara ikram edilen nimetlerden dolayı Resûlullah (s.a.) için taaccüb anlamına gelir. Yahut Cenâb-ı Hakk’ın onlara verdiği nimetlerin büyüklüğünden dolayı onlar için tâzim anlamına gelir. Amel defteri solundan verilenler; ne bedbaht o solundan verilenler! meâlindeki âyet de yine aynı şekilde onların başına gelen hallerden dolayı taaccüb veya tâzim mânasına gelir. Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar meâlindeki âyet de aynıdır. Meselâ şöyle denilir: Falan adam, onun işi de ne iştir! Hâline ve durumuna tâzim için de şöyle denir: Falan var ya, falan! İşte bu âyet de öyledir.

      Küfür Tek Millettir

      Sizler üç grup idiniz. Bu beyan, küfrü tek millet kabul eden [Hanefî] âlimlerimizin görüşüne delildir. Çünkü Allah Teâlâ, aralarındaki mezhep ve din farklılığına rağmen kâfirleri tek bir grup saymış, müslümanları ise iki gruba ayırmıştır. Böylece hepsini üç grupta toplamıştır. En doğrusunu Allah bilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ashâb (أَصْحَابُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "s-h-b" kökünün temel anlam itibarıyla bir şeye yakın olmak, eşlik etmek, ondan ayrılmamak ve beraber bulunmak eylemlerini kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bağlam çerçevesinde bu kelimenin sıradan bir arkadaşlık veya yoldaşlık değil, kötülük ve uğursuzlukla kurulan varoluşsal ve kopmaz bir bağı ifade ettiğini, bu kişilerin kendi karanlık akıbetleriyle etle tırnak gibi bütünleştiklerini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, terimin "sahip olma" ve "aidiyet" işlevine dikkat çekerek, bu zümrenin ahiretteki konumlarının ve maruz kalacakları azabın onların ayrılmaz bir vasfı ve ebedi kimliği haline geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "ashâb" kelimesini eskatolojik bir tasnif aracı olarak kullandığını, bu bağlamda kelimenin kişilerin dünyadaki ahlaki çöküşlerinin ahirette dönüştüğü mutlak kader ortaklığını ve bu uğursuz yoldaşlığın dehşetini vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çevirisinde bağlamsal derinliğin korunması gerektiğini, burada sadece "halk" veya "grup" anlamından ziyade, kendi hazırladıkları felaketle organik bir şekilde kaynaşmış, o felaketin ayrılmaz bir parçası olmuş bir topluluğun tasvir edildiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın mahşer tablosundaki kesin ayrışmayı ve negatif ahlaki eylemlerin insan varlığına kalıcı bir şekilde nasıl yapıştığını gösteren nihai bir aidiyet mühürü olduğunu belirtir.

        El-Meş'eme (الْمَشْأَمَةِ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini oluşturan "ş-e-m" (şü'm) kökünün sol taraf, uğursuzluk, kötülük ve şanssızlık gibi temel anlamlara geldiğini, "yümn" (sağ/bereket) kavramının tam zıddını teşkil ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "meş'eme" isminin hem amel defterleri sol taraflarından verilecek olan bedbahtları fiziksel bir yön olarak tanımladığını hem de manevi anlamda kendi sonlarını hazırlayan, çevrelerine ve kendilerine yıkım getiren uğursuzluk ehli olma durumunu ifade ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin ahiret hayatında cehenneme sevk edilecek olan inkarcı zümre için kullanılan hususi ve eskatolojik bir isme (alem) dönüştüğünü, kelimenin yapısındaki karanlık ve çaresizlik vurgusunun bu grubun nihai durumunu özetlediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arap kültüründe sol yönün (şimâl) ve "şü'm" kavramının derin bir karamsarlık, kötü alamet ve felaketle ilişkilendirildiğini, Kur'an'ın bu yerleşik dilbilimsel ve kültürel algıyı alıp ahiret sahnelerinde mutlak bir ontolojik çöküşü, ebedi azabı ve ruhsal yıkımı anlatan dehşet verici bir terime dönüştürdüğünü analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayet içerisindeki soru formuyla (istifham) tekrarlanmasının muazzam bir edebi dehşet yarattığını, bu "uğursuzluk ehli"nin maruz kalacağı yıkımın, azabın ve felaketin boyutunun insan tasavvurunun sınırlarını aşan bir hiçlik ve acı olduğunu bildiren sarsıcı bir retorik strateji olduğunu savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir literatüründe bu terimin "solcular" veya "uğursuzlar" olarak ortak bir kabule sahip olduğunu, kelimenin sadece mahşer günündeki bir konumlanmayı değil, hakikati yalanlamanın getirdiği varoluşsal lekeyi, mutlak mutsuzluğu ve hüsranı kapsayan derin bir eskatolojik metafor olarak kullanıldığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X