فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vakıa suresi 8. ayet, bedbahtlık, soldakiler, mutluluk, vakıa suresi, sağdakiler, vakıa 8
-
7-10. "Sizler üç gruba ayrıldığınız zaman: Biri, amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere! Diğeri amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler! Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar;"
Ashâb-ı Yemin ve Ashâb-ı Şimâl
Sizler üç gruba ayrıldığınız zaman; bu üç grubun kimler olduğu hemen devamındaki âyetlerde açıklanmaktadır. Biri, amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere! Diğeri amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler! Öbürü de önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar. Âyette sözü edilen üç sınıfın, inkâr edenler, güzel davrananlar ve hayırda önde gidenler olduğu da söylenmiştir.
Amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere! Amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler! Bu âyet iki şekilde açıklanır. Birincisi, “meymene” (الْمَيْمَنَةِ) kelimesi hayır ve bereket mânasına gelir, “meş’eme” (الْمَشْأَمَةِ) de uğursuz ve hayırsız mânasına gelir. Dolaysıyla amel defterleri sağdan verilenler hayırlı insanlar, soldan verilenler de hayırsız insanlardır demektir. İkincisi, temiz insanlar oldukları için onlara sağcılar diye isim verilmiştir, çünkü “meymene” kelimesi temiz olanlar mânasında da kullanılır. Kâfirlere de solcular denilmiştir, çünkü onlar kirlidirler, sol el de pis işler için kullanılır. Buna göre “Kitabı sağ tarafından verilenler” meâlindeki âyette, onların hesabının kolay olacağı ifade edilmektedir, çünkü onların kitaplarında temiz ve hayırlı işler bulunmaktadır. Kâfirlerin kitaplarında ise çirkin işler bulunduğu için sol taraflarından verilecektir. Şöyle de söylenmiştir: Sağcılar ve solcular ismi, şu âyetlerden dolayı verilmiştir: “Kitabı sağ tarafından verilenler... Kime de kitabı sol tarafından verilirse...”. Böylece kime kitabı sağ tarafından verilirse sağcılardan, sol tarafından verilen de solculardan olur. Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar mealindeki âyet de yine iki şekilde tefsir edilir. Birincisi, hayırda önde olanlar, her türlü hayırda insanların önüne geçenler demektir. İkincisi, Allah’ın ve resülünün davetlerini hemen ve herkesten önce kabul edenler anlamına gelir.
İnsanların Üç Gruba Ayrılması
Muhtemeldir ki buradaki hitap, öncekiler ve sonrakiler de dâhil olmak üzere bütün insanlara yapılmıştır. Böylece bütün insanların üç gruba ayrıldığı ifade edilmiş olmaktadır: Hayırda öne geçenler, sağcılar ve solcular (amel defterleri sağdan ve soldan verilenler). Bu âyet-i kerîmenin özellikle Muhammed (s.a.) ümmetine hitap etmiş olması da mümkündür; bu ümmetin içerisinde hayırda öne geçenler vardır, sağcılar vardır, onlar deliller ve âyetler üzerinde düşünen insanlardır. Ayrıca solcular da vardır, onlar da inkâr edenlerdir.
Amel defteri sağından verilenler; ne mutlu o sağından verilenlere! Bu ilâhî beyan, onlara ikram edilen nimetlerden dolayı Resûlullah (s.a.) için taaccüb anlamına gelir. Yahut Cenâb-ı Hakk’ın onlara verdiği nimetlerin büyüklüğünden dolayı onlar için tâzim anlamına gelir. Amel defteri solundan verilenler; ne bedbaht o solundan verilenler! meâlindeki âyet de yine aynı şekilde onların başına gelen hallerden dolayı taaccüb veya tâzim mânasına gelir. Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar meâlindeki âyet de aynıdır. Meselâ şöyle denilir: Falan adam, onun işi de ne iştir! Hâline ve durumuna tâzim için de şöyle denir: Falan var ya, falan! İşte bu âyet de öyledir.
Küfür Tek Millettir
Sizler üç grup idiniz. Bu beyan, küfrü tek millet kabul eden [Hanefî] âlimlerimizin görüşüne delildir. Çünkü Allah Teâlâ, aralarındaki mezhep ve din farklılığına rağmen kâfirleri tek bir grup saymış, müslümanları ise iki gruba ayırmıştır. Böylece hepsini üç grupta toplamıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ashâb (أَصْحَابُ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "s-h-b" kökünün bir şeye yakın olmak, eşlik etmek, ayrılmaz bir şekilde beraber bulunmak ve onu korumak gibi temel anlamlara delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tekili "sâhib" olan bu kelimenin zaman veya mekan boyutunda birisine veya bir şeye sıkı sıkıya bağlanan, fiziksel ya da manevi anlamda ondan ayrılmayan kimseleri ifade ettiğini; ayette ise kişilerin kendi nihai kaderleriyle ve bulundukları manevi mertebeyle kurdukları ontolojik ve kalıcı bağı gösterdiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, bu terimin mutlak bir aidiyet ve ayrılmazlık bildirdiğini, bahsedilen zümrenin temsil ettikleri vasıfla (meymene) aralarında kopmaz bir bağ bulunduğunu ve bu sıfatın onların ahiretteki ebedi kimliği haline geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "ashâb" kelimesinin sıradan bir arkadaşlık veya yoldaşlık ilişkisini aşarak eskatolojik bir kader ortaklığını ve varoluşsal bir aidiyeti simgelediğini, bu insanların varlıklarının ahiretteki konumlarıyla tamamen bütünleştiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çevirilerde sıklıkla "halkı" veya "yaranı" şeklinde karşılanmasının bağlamın derinliğini tam yansıtmadığını, kelimenin asıl vurgusunun bu insanların sahip oldukları manevi statüyle etle tırnak gibi kaynaşmaları ve o statünün ayrılmaz bir parçası olmaları gerçeğine dayandığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu isimlendirmenin mahşer günündeki devasa tasnif tablosunda belirli bir grubun ontolojik olarak kazandığı yeni kimliği belgelediğini ve ahlaki eylemlere dayalı mutlak bir aidiyeti temsil ettiğini belirtir.
El-Meymene (الْمَيْمَنَةِ)
İbn Fâris, kelimenin kökeni olan "y-m-n" kökünün bedenin sağ tarafını (yemîn) ifade etmenin yanı sıra, etimolojik olarak bereket, uğur, hayır ve mutluluk (yümn) temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "meymene" kelimesinin hem fiziksel olarak hesap gününde "sağ tarafta bulunanlar" anlamına hem de sağ elin güç, şeref ve uğurla özdeşleştirilmesinden ötürü manevi olarak "bereket, kutluluk ve kurtuluş ehli" anlamına geldiğini, ayetin bu iki boyutu da kapsayacak bir zenginlikte kullanıldığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, terimin ahirette amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan bahtiyar, şanslı ve kutlu insanları tanımlamak üzere özel bir eskatolojik isimlendirmeye (kavrama) dönüştüğünü kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap kültüründe sağ (yemîn) ve sol (şimâl) yönlerinin derin bir psikolojik sembolizme sahip olduğunu, sağ tarafın her zaman iyi alamet, şans ve kutsiyetle ilişkilendirildiğini; Kur'an'ın bu kültürel ve dilbilimsel zıtlığı devralarak insanın nihai kurtuluşunu (meymene) ve felaketini anlatan ontolojik ve eskatolojik bir kategoriye dönüştürdüğünü analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayet içindeki retorik tekrarlı (istifham-ı takriri) yapısıyla kullanımının, bu zümrenin sahip olacağı nimetlerin, kutlu makamın ve kurtuluşun insan idrakini ve tahayyülünü aşan devasa boyutunu vurgulamak için seçilmiş eşsiz bir edebi tasvir olduğunu savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir geleneğinde bu terimin üzerinde tam bir mutabakatla durulduğunu, kelimenin sadece mahşer yerindeki fiziksel bir konumu ve yönü bildirmekten ziyade kişilerin ahlaki arınmışlıklarını, hak ettikleri ilahi lütufları ve ebedi saadetlerini simgeleyen kapsamlı bir "kurtuluş" metaforu olarak değerlendirildiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla