فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثاًّۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Vâkıa Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
"Toz duman haline geldiği;”
Denildi ki: “Hebâ” kelimesi, ateş söndüğü zaman kor parçalarının üzerinde biriken toz zerrelerine denir. “Münbessen” (مُنْبَثًّا) de dağılmış demektir. Bu âyete, dağılıp uçuşan toz parçaları diye mâna verilmiştir. Atın tırnaklarından yayılan tozlar mânasına geldiği de söylenmiştir. Tahtaların arasından sızan güneşte görülen toz zerrecikleri anlamı da verilmiştir. Hâsılı bu âyet, o günün ne kadar zorlu ve korkunç olduğunu haber vermektedir. Son derece sağlam olmalarına ve Allah Teâlâ’ya itaat etmelerine rağmen dağlara böyle yapılırsa, dağlardan daha zayıf olan ve üstelik Allah’ı inkâr edip O’na isyan eden sizin haliniz ne olur ey âdemoğlu?! En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Hebâen (هَبَاءً)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "h-b-e" kökünün, ancak bir pencereden veya delikten süzülen güneş ışığında belirginleşen, havada asılı kalan ve elle tutulması mümkün olmayan son derece ince toz zerrecikleri anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hebâ" kelimesinin gözle görülebilen ancak hiçbir fiziksel ağırlığı, dayanıklılığı veya yapısal bütünlüğü bulunmayan cisimleri tanımlamak için kullanıldığını, ayette yeryüzünün en sağlam kazıkları olan dağların kütlesel ağırlıklarını tamamen yitirerek ontolojik bir hiçliğe ve ağırlıksızlığa bürünmesini ifade ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin dağılıp yok olmaya yüz tutmuş zerreleri imlediğini ve yeryüzünün sarsılmaz unsurlarının maruz kalacağı bu mutlak parçalanmanın kıyametin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde "hebâ" sözcüğünün, insanın katı ve güvenilir zannettiği maddi dünya gerçekliğinin bir anda ağırlıksız, zayıf ve bir yanılsama (illüzyon) benzeri duruma geçişini anlatan sarsıcı bir kavramsal işlev gördüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, devasa boyutlardaki sarsılmaz dağların (cibâl) "hebâ"ya, yani asıltı halinde uçuşan toza dönüşmesinin bir zıtlık (tezat) üzerinden kurulan son derece çarpıcı bir edebi tasvir olduğunu, bu sayede muhatabın evrene duyduğu fiziksel güvenlik algısını yerle bir eden eskatolojik bir yıkım tablosunun çizildiğini ifade eder.
Munbessâ (مُنْبَثًّا)
İbn Fâris, kelimenin kök harfleri olan "b-s-s" (peltek se ile) kökünün bir şeyi geniş bir alana yaymak, dağıtmak, saçmak ve her tarafa savurmak gibi temel eylemlere delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin bir bütünü oluşturan parçaları bir daha asla bir araya gelemeyecek ve eski formunu kazanamayacak şekilde birbirinden ayırmak anlamına geldiğini, "munbess" kelimesinin ise bu savrulmanın en uç ve son noktasını, yani toz haline gelen dağların boşlukta kontrolsüzce her yöne dağılışını anlattığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin infiâl babından ism-i fail kalıbında gelerek eylemin dışarıdan bir etkiyle başlamasına rağmen sonrasında kendiliğinden ve durdurulamaz bir şekilde devam eden bir yayılışı temsil ettiğini, ufalanan kütlelerin fırtınaya kapılmışçasına savrulduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin morfolojik yapısının süreklilik ve geniş bir ufka yayılma anlamı taşıdığını, bu durumun görsel tahayyülü en üst seviyeye çıkararak kıyamet günündeki yıkımın dehşetini muhatabın zihninde sinematografik bir sahne gibi çok boyutlu olarak canlandırdığını analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin fonetik yapısındaki ardışık "b" ve peltek "s" seslerinin oluşturduğu ahengin, ufalanmış toz zerreciklerinin havada dağılırken çıkardığı o hafif, yayılan ve sinsi hışırtıyı akustik olarak taklit ettiğini, Mekke dönemi surelerindeki bu ses sembolizminin kozmik yıkımın etkisini retorik açıdan zirveye taşıdığını savunur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla