Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 2. Ayet

    لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Leyse livak’atihâ kâżibe(tun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Artık onun vukuunu yalan sayacak kimse kalmayacaktır."

      Bazıları bu âyete şöyle mâna verdi: O, dönüşü ve geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gündür. “Ona yükledi, o da yalanlamadı” denilince, dönmedi mânasına gelir. Bazıları da şöyle mâna verdi: O haktır, yalan değildir. Bazıları ise şöyle dedi: Onun vukuunu kimse yalanlayamaz, o insanların dünyada gözleriyle gördükleri ve mûcize olduğunu bildikleri halde yalanladıkları mûcizeler gibi değildir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de ‘Herhalde gözlerimiz perdelendi, hatta bize büyü yapılmış olmalı!’ derler”. Buna benzer âyetlerde buyurulduğu üzere onlar, mûcize olduğunu bildikleri halde onu inkâr ediyorlardı. Allah Teâlâ şunu söylemektedir: Onlar kıyâmeti gördükleri zaman onu ikrar ve tasdik ederler, inkâr etmezler. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamamen başka, rızana uygun işler yapalım, diye feryat ederler”. Bunun gibi başka İlâhi beyanlar da vardır. Artık onun vukuunu yalan sayacak kimse kalmayacaktır cümlesinin, onun vukuunu ve mutlaka gerçekleşeceğini bildiren haberler yalan değildir, aksine doğrudur mânasına gelmesi de muhtemeldir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vak'ati (وَقْعَتِ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "v-k-a" kökünün düşmek, yerleşmek ve sabit olmak temel anlamlarına işaret ettiğini, bağlamda ise bu kozmik olayın kesin ve tekil bir şekilde gerçekleşmesini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vak'a" kelimesinin burada bir eylemin tek bir defa gerçekleştiğini bildiren masdar (bina-i merre) formunda olduğunu, bu büyük sarsıntının ve yıkımın tekrarı, ertelemesi veya şüphesi olmayan tek ve nihai bir vuruşla meydana geleceğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin bir önceki ayetteki "el-Vâkıa" ismine atıfta bulunan bir masdar olarak kullanıldığını, felaketin aniden başa çökmesinin kaçınılmazlığını pekiştirici bir işlev gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin anlamsal ağırlığının ve fonetik yapısının muhatabın zihninde apokaliptik bir çarpışma hissi uyandırdığını, olayın ontolojik gerçekliğinin ve dehşetinin bu vurgulu kelime seçimiyle zihinlere adeta kazındığını analiz eder.

        Kâzibeh (كَاذِبَةٌ)

        İbn Fâris, "k-z-b" kökünün doğrunun zıddı, bir şeyin beklenildiği gibi gerçekleşmemesi, yalan ve aldatma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bağlamına göre masdar (yalan, asılsızlık) veya ism-i fail (yalanlayan kimse/nefis) olarak anlaşılabileceğini; birinci durumda kıyametin kopmasında hiçbir aldatmaca ve yalan payı olmadığını, ikinci durumda ise o gün geldiğinde bu gerçeği inkar edebilecek hiçbir yalanlayıcının kalmayacağını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, "kâzibeh" kelimesinin ism-i fail kalıbında olmasına rağmen burada tıpkı "kizb" veya "tekzib" gibi masdar (yalan, yalanlama) anlamında kullanılan bir sıfat olduğunu, olayın vuku bulmasının mutlak bir hakikat olup içinde zerre kadar asılsızlık barındırmadığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "k-z-b" kökünün inkarcıların vahye ve ahirete karşı takındıkları temel reddiye tutumunu temsil ettiğini, bu ayette "kâzibeh" kelimesinin tamamen olumsuzlanarak kıyametin o sarsıcı fiziksel gerçekliğinin, Mekkeli müşriklerin başvurduğu tüm psikolojik inkar ve yalanlama mekanizmalarını ontolojik olarak paramparça ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin sonundaki müenneslik (dişilik) takısının (tâ-i te'nîs) mübalağa (anlamı güçlendirme) işlevi gördüğünü, bu sayede tehdidin kuru bir gürültü veya yanılsama olma ihtimalinin kökünden sökülüp atıldığını ve olayın sarsılmaz objektif gerçekliğinin edebi bir mükemmellikle tescillendiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsirlerde bu kelimeye "yalanlayan bir nefis" veya "yalanın bizzat kendisi" şeklinde iki farklı anlam verilmekle birlikte, bağlamsal olarak kıyamet gerçeğinin o kadar mutlak ve kuşatıcı bir şekilde gerçekleşeceğini, bu durum karşısında yalanlama eyleminin veya yalan kavramının var olma ihtimalinin tamamen ortadan kalkacağını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X