وَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا عَذَاباً دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tûr Sûresi, 47. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bilmemezlik, tur 47, yardımsızlık, tur suresi, tuzak faydasızlığı, tur suresi 47. ayet, zalimlere azap, azap, zulüm, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Şüphesiz o zulmedenlere bundan başka (dünyada başlarına gelecek) bir azap daha var; fakat çoğu bunu bilmez."
Şüphesiz o zulmedenlere bundan başka (dünyada başlarına gelecek) bir azap daha var. Müfessirler bu âyeti şöyle tefsir etti: Mekke müşrikleri için cehennem azabından önce başka bir azap daha vardır ve o da Bedir günü kılıçla öldürülmeleridir. Şüphesiz o zulmedenlere sözü, kâfirlere anlamına gelebilir, buna göre o kafirler için Dehşete kapılacakları gün ile yüz yüze gelinceye kadar meâlindeki âyette kıyâmet günü geleceği belirtilen azaptan önce dünyada da bir azap vardır, anlamına gelir: Sonra Allah onlar için azaptan başka bir azap buyurmaktadır; yani küfre devam ettikleri sürece sürekli azap içinde olacaklar, korku, zillet ve aşağılanmış halde yaşayacaklar. Bütün bunlar da Allah'ın azabıdır. En doğrusunu Allah bilir. Fakat çoğu bunu bilmez; yani çoğu bildiklerinden yararlanmaz yahut bilgi alma vasıtalarına aldırmadıkları için hakikati bilmezler, onlar üzerinde düşünüp yaptıklarından vazgeçmeye çalışmazlar.
Yorumu Yorumla
-
Zalemû (ظَلَمُوا)
İbn Fâris, z-l-m kökünün temel manasının bir şeyi kendi asıl ve doğru yerinden başka bir yere koymak, hakkını eksiltmek ve noksanlaştırmak olduğunu; aynı kökten gelen "zulmet" kelimesinin karanlık manasına gelişinin de hakkın üzerinin örtülmesinden kaynaklandığını dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "zulm" kavramını haddi aşmak, birinin hakkına tecavüz etmek ve ilahi sınırları çiğnemek olarak tanımlar; fiilin bu ayetteki kullanımının, sadece sosyal bir adaletsizliği değil, şirk koşarak ve peygamberi inkar ederek mutlak gerçeğe karşı işlenen o en büyük teolojik haksızlığı (şirki) nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğinde "iman" ve "adalet" kavramlarının ontolojik zıddı olduğunu analiz eder; Kur'an'ın ahlak sisteminde zulmün, insanın kendi varoluş gayesine ihanet etmesi, yaratıcısına karşı kibre kapılması ve böylece bizzat kendi nefsine zarar vermesi eylemi olduğunu derinlemesine inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, z-l-m kökünün bu ayetteki bağlamının, Mekke dönemindeki inkarcıların hem tevhidi reddetmelerini (inançsal zulüm) hem de hakikate direnen o inatçı ve kaba hallerini kapsayan geniş bir isyan durumunu ifade ettiğini anlambilimsel olarak değerlendirir.
Azâben (عَذَابًا)
İbn Fâris, a-z-b kökünün aslen bir şeyi men etmek, engellemek ve insanın ağız tadını bozmak anlamlarına geldiğini, hayatın doğal akışını ve konforunu kesintiye uğratan şiddetli elem manasını buradan kazandığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi insana ağır gelen, onu bitkin düşüren ve bedensel veya ruhsal huzurunu tamamen ortadan kaldıran ceza olarak tanımlar; ayetteki belirsiz (nekra/tenvinli) kullanımının, bu cezanın şiddetine, çeşitliliğine ve inkarcıların hiç beklemedikleri bir mahiyette olacağına dikkat çektiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin bu ayetteki bağlamının nihai eskatolojik (uhrevi) yargılamayı değil, tarihsel ve dünyevi bir cezalandırmayı nitelediğini; o mutlak günden önce, bizzat dünya hayatında yaşanacak olan ontolojik bir çöküşü, mağlubiyeti (Bedir gibi) veya bedensel bir felaketi ifade eden sarsıcı bir ilahi ihtar olduğunu anlambilimsel bir düzlemde detaylandırır.
Dûne (دُونَ)
İbn Fâris, d-v-n kökünün temel anlamının bir şeyin aşağısında olmak, yakınlık, öncelik ve bir derece geride bulunmak olduğunu dil bilimsel kurallarla izah eder. Râgıb el-İsfahânî, "dûne" kelimesini mekân, zaman veya mertebe açısından bir şeyden daha aşağıda veya ondan daha önce (beride) olanı niteleyen bir zarf olarak tanımlar; bu ayetteki kullanımının, bir önceki ayette bahsedilen o büyük ve nihai ahiret günündeki (sa'k/çarpılma) azaptan zaman olarak "önce" (dünyada veya kabirde) gerçekleşecek olan, derecesi daha düşük bir ön cezalandırmayı ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, edatın taşıdığı bu "berisinde/öncesinde" vurgusunun, ilahi adaletin sadece ahirete ertelenmediğini, zalimlerin dünyevi hayatlarında da bu mutlak adaletin yıkıcı müdahaleleriyle karşılaşacaklarını anlambilimsel bir kesinlikle ortaya koyduğunu ifade eder.
Ekserahum (أَكْثَرَهُمْ)
İbn Fâris, k-s-r kökünün temel manasının azlığın (kıllet) zıddı olarak bir şeyin sayıca, miktarca veya hacimce çok olması, artması ve çoğalması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bir topluluğun veya nesnenin büyük çoğunluğu, kahir ekseriyeti olarak tanımlar; ayetteki zamirle (hum/onların) birleşerek, zulmeden o kitlelerin neredeyse tamamına yakınını kapsayan sosyolojik bir genelleme yaptığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve sosyolojik bağlamını inceleyerek; cahiliye toplumunun sürekli kendi kalabalıklarıyla, kabile nüfuslarıyla ve sayısal çokluklarıyla (ekseriyetle) övünmelerine karşılık, Kur'an'ın bu "çokluk" kavramını genellikle bilgisizlikle, idraksizlikle ve nankörlükle eşleştirdiğini, bu ayette de sayısal çoğunluğun hakikatin veya bilgeliğin ölçüsü olamayacağını semantik bir tezatla vurguladığını detaylandırır.
Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün temel anlamının bir şeyin izini sürmek, nişan koymak ve bir nesnenin mahiyetini kesin ve şüphesiz bir şekilde kavramak olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramını bir şeyin hakikatini olduğu gibi, her türlü şüphe ve cehaletten uzak olarak idrak etmek olarak tanımlar; fiilin başındaki olumsuzluk edatıyla (lâ ya'lemûn) kullanımının, müşriklerin dünyevi konularda ne kadar zeki olurlarsa olsunlar, ilahi yasalara, ilahi adaletin işleyişine ve başlarına gelecek o ön azaba dair mutlak bir epistemolojik körlük içinde olduklarını belirttiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğindeki ağırlığını analiz eder; buradaki "bilmeme" (cehalet) durumunun salt bir bilgi eksikliği değil, hakikate karşı bilinçli bir inat ve ontolojik bir idraksizlik hali (cahiliye psikolojisi) olduğunu, müşriklerin kendi sonlarını hazırlayan o ilahi mekanizmayı kavrayacak teolojik ufuktan tamamen yoksun olduklarını derinlemesine inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, a-l-m kökünün bu olumsuz formunun, ayetin başındaki "zalimler" (zalemû) sıfatıyla doğrudan nedensel bir bağ kurduğunu; zulmün kaynağının aslında bu derin varoluşsal bilgisizlik ve idraksizlik olduğunu, insanın ancak ilahi gerçekliği kavramadığı zaman sınırları aşıp zulme sapabileceğini anlambilimsel bir sentezle ortaya koyduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla