Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tûr Sûresi, 43. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tûr Sûresi, 43. Ayet

    اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em lehum ilâhun ġayru(A)llâh(i)(c) subhâna(A)llâhi ‘ammâ yuşrikûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yoksa onların Allah’tan başka bir tanrıları mı var? Allah onların yakıştırdıkları ortaklardan tamamıyla münezzehtir.”

      Yoksa onların Allah’tan başka bir tanrıları mı var? Yani onların Resûlullah (s.a.) hakkında ileri sürdükleri iddiaları dile getirmelerini kendilerine emreden tanrıları mı var? Yahut onları Allah’ın azabından engelleyecek Allah’tan başka tanrıları mı var? Yani onlar için böyle biri yok! Bu âyet, şu mânaya da gelebilir: Onların, Resûlullah’ın (s.a.) Allah’a iftira ettiği iddiasını kendilerine emreden yahut buna onları muttali kılan başka tanrıları mı var? Onlara bu bilgiyi veren başka bir tanrı yok! Onlardan Allah’ın azabını geri çevirecek kimse de yok! Çünkü Allah şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki, Rabb’inin azabı mutlaka gerçekleşecektir; ona engel olabilecek yoktur!”. Allah Teâlâ sonra, onların ulûhiyette kendisine ortak koştukları putlardan kendisini tenzih etmekte, onların ibadete lâyık olmadıklarını söylemektedir: Allah onların yakıştırdıkları ortaklardan tamamıyla münezzehtir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Em (أَمْ)

        İbn Fâris, bu edatın temel olarak bir iddiadan veya sorudan diğerine geçiş yapmak (idrab), önceki durumu reddedip muhatabı yeni bir yüzleşme alanına çekmek amacıyla kullanıldığını dil bilimsel kurallarla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "em" edatının burada "yoksa" manasına gelerek, surenin başından beri ilmek ilmek işlenen retorik kurgunun en tepe noktasına, meselenin en köklü ve sarsıcı varoluşsal boyutuna (ilahlık iddiasına) geçişi sağlayan anlambilimsel bir köprü işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Tûr Sûresi boyunca peş peşe gelen "em" (yoksa) edatlarının müşrik aklını adım adım çürüttüğünü; "şair misiniz? uyduruyor musunuz? evreni siz mi yarattınız? hazineler elinizde mi? gizliyi mi dinliyorsunuz? tuzak mı kuruyorsunuz?" gibi sorularla muhatabın tüm bahanelerini tüketen bu istifham-ı inkârî (kınama sorusu) zincirinin, artık onların en saklı niyetlerine, şirkin ontolojik kökenine ulaştığını anlambilimsel olarak değerlendirir.

        Lehum (لَهُمْ)

        İbn Fâris, başa gelen "lam" harfinin mülkiyet, tahsis, aitlik ve hak etme bildirdiğini; yanındaki "hum" (onlar) zamiriyle birleşerek bir varlığın veya durumun tamamen onların tasarrufunda, himayesinde veya onlara özgü olduğunu ifade ettiğini dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu zarf yapısının cümlenin başında (öne alınarak/takdim) kullanılmasının, müşriklerin sahte tanrılarına (putlara) olan aidiyet hislerindeki kibri ve "bizim kendi ilahımız var" şeklindeki hastalıklı özgüvenlerini deşifre ettiğini belirtir.

        İlâhun (إِلَهٌ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün temel manasının ibadet etmek, kulluk yapmak, sığınmak, itaat etmek ve kalbin bir varlığa derin bir sevgi ve saygıyla yönelmesi olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "ilah" kavramını insanın kendisine kayıtsız şartsız boyun eğdiği, hayatında mutlak otorite kabul ettiği, tapınılan ve kutsanan her türlü varlık olarak tanımlar; kelimenin belirsiz (nekra) formda kullanılmasının, Allah dışında tapınılan tüm sahte güç odaklarını, taştan yapılmış putları veya zihinsel kibrin ürünü olan o değersiz otoriteleri kapsadığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik köklerine değinerek; İbranice "Eloah" ve Aramice "Elah" ile ortak bir uluhiyet terminolojisine sahip olduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi mutlak bir retorik sorgulamanın merkezine koyarak, müşriklerin inandığı o zayıf ve işlevsiz tanrı tasavvurlarını anlambilimsel olarak yerle bir ettiğini kanıtlarıyla detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın inanç semantiğindeki ağırlığını analiz eder; şirkin sadece taşa tapmak olmadığını, insanın kendi arzusunu, kabile gücünü veya dünyevi otoriteleri "ilah"laştırma eyleminin aslında ilahi egemenliğe başkaldıran psikolojik bir isyan hali olduğunu derinlemesine inceler.

        Ğayrullâh (غَيْرُ اللَّهِ)

        İbn Fâris, ğ-y-r kökünün bir şeyin başka bir şeye zıt olması, farklılığı ve dışındalığı ifade ettiğini; tamlamanın "Allah'ın dışında, O'ndan başka" manasına geldiğini dil bilimsel kurallarla izah eder. Râgıb el-İsfahânî, "ğayr" kelimesinin burada yaratıcı olan Allah ile O'nun dışındaki uydurma otoriteler arasına çekilmiş mutlak bir ontolojik ayrım çizgisi olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu tamlamanın tevhidi bir meydan okuma olduğunu; evreni yaratan ve yöneten yegane güç karşısında, O'ndan "gayrı" (başka) olarak konumlandırılan her şeyin aslında mutlak bir acziyetten ve felsefi bir yokluktan ibaret olduğunu anlambilimsel bir düzlemde ortaya koyduğunu ifade eder.

        Subhânallâhi (سُبْحَانَ اللَّهِ)

        İbn Fâris, s-b-h kökünün temel anlamının suda hızla yüzmek, havada süzülmek, uzaklaşmak ve mesafe kat etmek olduğunu; kelimenin teolojik olarak Allah'ın her türlü noksanlıktan, beşeri zaaftan, şirke bulaşmaktan ve iddia edilen sahte iftiralardan "uzak, yüce ve arınmış" olduğunu tenzih eylemi olarak ifade ettiğini dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "tesbih" eylemini Allah'ı layık olmadığı her türlü sıfattan mutlak bir acziyet itirafıyla tenzih etmek ve O'nun şanını yüceltmek olarak tanımlar; bu kelimenin surenin retorik sorgulamasının (em edatlarıyla gelen soruların) bitiminde gelmesinin, insan aklının sınırlarını aşan iftiralar karşısında ilahi makamın sarsılmazlığını ve kusursuzluğunu ilan eden bir teolojik final olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamını inceleyerek; s-b-h kökündeki o "akışkanlık ve uzaklaşma" vurgusunun, Allah'ın müşriklerin zihin dünyalarındaki o kirli ve çelişkili tasavvurlardan ne kadar uzak ve erişilmez bir yücelikte bulunduğunu muazzam bir semantik ahenkle muhataba hissettirdiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğinde ontolojik bir arınma formülü olduğunu; müşriklerin ilahlık iddialarının mantıksızlığı karşısında tartışmaya girmek yerine, "Subhanallah" denilerek mutlak aşkınlığın (transandans) ilan edildiğini analiz eder.

        Ammâ (عَمَّا)

        İbn Fâris, bu kelimenin "an" (den/dan, hakkında, ait) harf-i ceri ile "mâ" (şey) ism-i mevsulünün birleşmesinden oluştuğunu ve "o şeyden ki" manasına geldiğini dil bilimsel kurallarla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "an" edatının bir şeyden uzaklaşmayı ve yüz çevirmeyi (mücavezeti) ifade ettiğini; kendisinden önceki "tesbih" (arındırma) kelimesiyle birlikte, Allah'ın müşriklerin ortak koştuğu şeylerden tamamen kopuk, uzak ve onlardan berî olduğunu vurguladığını belirtir.

        Yuşrikûn (يُشْرِكُونَ)

        İbn Fâris, ş-r-k kökünün temel manasının iki veya daha fazla kişinin bir işte, mülkte veya statüde birbirine ortak olması, denk ve eşit sayılması olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramını insanın mutlak yaratıcı olan Allah'a ibadette, otoritede veya sevgi bağında başka varlıkları ortak ve denk (nidd) koşması olarak tanımlar; fiilin geniş zaman kipiyle kullanımının, müşriklerin bu eylemi anlık bir yanılgıyla değil, kalıcı bir inanç ve hayat tarzı haline getirdiklerini nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin İslamiyet ile birlikte kazandığı yeni ve özgün anlama dikkat çekerek; Arapçada basit bir ticari veya sosyal "ortaklık" anlamına gelen bu kökün, Kur'an semantiğinde en büyük teolojik sapmayı, Allah'ın mutlak tekliğine (tevhid) yapılmış en ağır varoluşsal ihaneti tanımlayan sarsıcı bir "dini terime" dönüştüğünü detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu kelimeyle son bulmasının; surenin başından beri peş peşe sıralanan, akli ve felsefi olarak çürütülen o tüm asılsız iddiaların (şairlik, mecnunluk, kâhinlik, gaybı bilme vs.) hepsinin kökeninde bu "şirk" (Allah'a eş koşma) hastalığının yattığını deşifre eden muazzam bir anlambilimsel sentez ve teolojik bir özet sunduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X