Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tûr Sûresi, 42. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tûr Sûresi, 42. Ayet

    اَمْ يُر۪يدُونَ كَيْداًۜ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَك۪يدُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em yurîdûne keydâ(en)(s) felleżîne keferû humu-lmekîdûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama asıl tuzağa düşecek olanlar inkârcıların kendileridir!”

      Yani onlar Resûlullah'a (s.a.) tuzak kurmak istiyorlar, fakat asıl tuzağa düşecek olan kendileridir. Onların Resûlullah'a (s.a.) kurmak istedikleri bu tuzak kendilerine dönecektir. Burada Cenâb-ı Hakk’ın haber verdiği tuzak, müfessirlerin söylediklerine göre onların Bedir günü öldürülmeleridir. Ancak bu tuzağın âhirette olması da muhtemeldir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Em (أَمْ)

        İbn Fâris, bu edatın temel olarak bir konudan diğerine geçiş yapmak (idrab), önceki iddiayı terk edip muhatabı yeni bir sorgulama alanına çekmek amacıyla kullanıldığını dil bilimsel kurallarla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "em" edatının burada "yoksa" manasına gelerek, müşriklerin bilgi felsefesine dair asılsız iddialarından (gaybı bilme hezeyanlarından) sıyrılıp, fiili bir eyleme, yani peygambere karşı kurdukları somut bir komploya geçişi sağlayan anlambilimsel bir köprü işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kullanımın, surenin başından beri peş peşe gelen "em" (yoksa) retoriğinin zirve noktalarından biri olduğunu; inkarcıların zihinsel bahanelerinin tükenmesiyle birlikte meseleyi fiziksel bir tuzağa (suikast veya komplo) dökmelerini ifşa eden sarsıcı bir istifham-ı inkârî (kınama sorusu) olduğunu anlambilimsel olarak değerlendirir.

        Yurîdûne (يُرِيدُونَ)

        İbn Fâris, r-v-d kökünün temel manasının bir şeyi aramak, talep etmek, bir amaca doğru yönelmek ve gidip gelmek olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "irade" kavramını nefsin bir şeyi arzulaması ve aklın o eylemi gerçekleştirmeye kasten karar vermesi olarak tanımlar; fiilin bu ayetteki geniş zaman ve çoğul yapısıyla kullanımının, müşriklerin peygambere karşı besledikleri düşmanlığın anlık bir öfke değil, bilinçli, sürekli ve organize bir kast (kötü niyet) olduğunu nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğinde "ilahi irade" ile "beşeri irade" arasındaki çatışmayı gözler önüne serdiğini analiz eder; inkarcıların kendi cılız ve varoluşsal olarak sınırlı iradeleriyle, Allah'ın mutlak planına karşı bir güç gösterisine girişmelerindeki o ontolojik kibri ve trajikomik durumu derinlemesine inceler.

        Keyden (كَيْدًا)

        İbn Fâris, k-y-d kökünün temel anlamının sinsi bir plan kurmak, gizlice zarar vermek, hile yapmak ve muhatabı beklemediği bir yerden vurmak için tuzak hazırlamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kavramını birine zarar vermeyi amaçlayan zihinsel hazırlık ve eylemsel tedbir olarak tanımlar; ayetteki belirsiz (nekra ve tenvinli) formunun, bu tuzağın büyüklüğüne, karanlık ve belirsiz doğasına dikkat çektiğini, muhtemelen müşriklerin gizli meclislerde peygambere karşı aldıkları karanlık kararlara işaret ettiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısını inceleyerek; k-y-d harflerinin bir araya gelişindeki o keskin ve fısıltılı ses ahenginin, kapalı kapılar ardında fısıldaşarak kurulan o sinsi tuzağın ve tehlikenin soğukluğunu edebi bir tasvirle muhataba hissettirdiğini semantik açıdan vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, k-y-d kökünün içerdiği "gizlilik" vurgusunun, müşriklerin açıkça fikirsel bir mücadele veremeyecek kadar acizleştiklerini, hakikati entelektüel sahada yenemedikleri için kaba kuvvete ve alçakça bir komploya sığındıklarını anlambilimsel bir düzlemde ortaya koyduğunu detaylandırır.

        Fellezîne (فَالَّذِينَ)

        İbn Fâris, başa gelen "fe" bağlacının bir nedensellik ve eylemi anında takip eden bir sonucu (takibiyye) bildirdiğini, "ellezîne" ism-i mevsulünün (bağlaç olan zamir) ise belirli bir eylemi gerçekleştiren grubu nitelediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının, müşriklerin kurduğu tuzağın hemen ardından ilahi adaletin anında devreye gireceğini ve sonucun kaçınılmaz olarak onların aleyhine döneceğini gösteren anlamsal bir hız ve kesinlik bildirdiğini belirtir.

        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temel manasının bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve karanlıkta bırakmak olduğunu; çiftçinin tohumu toprağa gömerek gizlemesi gibi, ilahi nimetleri ve hakikati inatla örten kişiye de bu kökten dolayı "kâfir" denildiğini dil bilimsel kurallarla izah eder. Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramını nimetin üzerini örtmek, nankörlük etmek ve Allah'ın ayetlerini bilerek reddetmek olarak tanımlar; fiilin geçmiş zaman kipiyle kullanımının, bu kişilerin inkarı kalıcı ve sabit bir ontolojik kimlik haline getirdiklerini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik yolculuğunu detaylıca inceler; Süryanice ve İbranicedeki "k-f-r" (kofer/kapparah - örtmek, günaha kefaret olmak, silmek) kökünden geldiğini, ancak Kur'an'ın bu köklü kelimeyi alıp, onu "teolojik nankörlük" ve "imana karşı bilinçli bir örtbas" eylemi olarak yepyeni bir terminolojik çerçevede yeniden inşa ettiğini kanıtlarıyla açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğindeki ağırlığını analiz eder; buradaki inkarın sadece pasif bir inanmama hali değil, "iman" kavramının ontolojik zıddı olarak, hakikate karşı aktif, saldırgan ve bilinçli bir savaş ilan etme hali olduğunu derinlemesine inceler.

        Humul-mekîdûn (هُمُ الْمَكِيدُونَ)

        İbn Fâris, k-y-d kökünden türeyen ve eylemden etkileneni gösteren ism-i meful çoğul formundaki bu kelimenin, tuzağa düşürülenler, kurdukları hile kendi başlarına geçirilenler manasına geldiğini dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin başındaki "hum" (onlar) zamiriyle birlikte kullanılmasının (hasr/tahsis yapısı), asıl mağdurun ve tuzağa düşecek olanın peygamber değil, hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın "bizzat müşriklerin kendileri" olacağını vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin ilahi adaletin kusursuz işleyişini yansıttığını; "keyd" (tuzak) eyleminin Allah'a nispet edildiğinde haksız bir komplo değil, kötü niyetli planları bozarak anında sahiplerine iade eden muazzam bir ontolojik karşı hamle olduğunu, ayetin bu finaliyle inkarcıların kibrini ve sahte güç zehirlenmesini anlambilimsel olarak darmadağın ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, cümlenin etken (yurîdûne keyden/tuzak kurmak istiyorlar) başlayıp edilgen (mekîdûn/tuzağa düşürülenler) bir yapıyla bitmesinin, insanın kendi eyleminin mahkumu olacağı gerçeğini; evrensel planda ilahi iradeye karşı kurulan her tuzağın, aslında kuranın kendi varoluşsal çöküşünü hazırlayan bir intihar eylemi olduğunu teolojik bir dille vurguladığını detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X