اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tûr Sûresi, 41. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tur suresi 41. ayet, yazma, gayb ilmi, tur 41, tuzak kurma, ağır borç, ücret isteme, tur suresi, kitap
-
Em (أَمْ)
İbn Fâris, bu edatın temel olarak bir durumdan diğerine geçiş yapmak (idrab), önceki iddiayı terk edip yeni bir konuyu sorgulamak veya muhatabı seçenekler arasında sıkıştırmak amacıyla kullanıldığını dil bilimsel kurallarla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "em" edatının burada "yoksa" manasına gelerek, müşriklerin bir önceki ayetteki ekonomik bahaneleri (ücret ödeme korkuları) çürütüldükten sonra, meselenin epistemolojik (bilgi felsefesi) boyutuna, yani onların görünmez aleme dair asılsız iddialarına geçişi sağlayan anlambilimsel bir köprü işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu surenin kurgusunda peş peşe gelen "em" edatlarının, inkarcı aklı her sığınağından çıkmaya zorlayan, bahaneleri tüketen ve onları en temelsiz inançlarıyla yüzleştiren sarsıcı bir retorik sorgulama (istifham-ı inkârî) zinciri olduğunu anlambilimsel olarak değerlendirir.
İndehum (عِنْدَهُمْ)
İbn Fâris, a-n-d kökünün temel manasının bir şeyin yanında, yöresinde bulunmak, mevcudiyet ve mekânsal veya mülkiyet açısından bir yakınlık durumu olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "inde" zarfının bir nesnenin veya bilginin doğrudan kişinin tasarrufunda, gözetiminde ve kontrolünde olmasını nitelediğini; ayetteki "hum" (onlar) zamiriyle birleşerek, müşriklerin evrensel sırlara ve mutlak hakikate sanki kendi ellerinin altındaymış gibi ulaşabildiklerini iddia etmelerindeki o akıl almaz kibri sorguladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin müşriklerin ontolojik hadsizliğini deşifre ettiğini; sadece yaratıcıya ait olan mutlak bilgi alanının (gayb), sanki sıradan bir meta gibi onların "yanlarında/ellerinde" bulunduğu şeklindeki o hezeyanı anlambilimsel bir ihtar ile yerle bir ettiğini ifade eder.
el-Ğaybu (الْغَيْبُ)
İbn Fâris, ğ-y-b kökünün temel anlamının gözden kaybolmak, örtülmek, hislerin ötesinde kalmak ve insanın idrak sınırlarını aşan kapalılık durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gayb" kavramını insanın beş duyusuyla ve aklıyla doğrudan algılayamayacağı, zaman ve mekânın ötesindeki mutlak gizlilik alanı olarak tanımlar; kelimenin bu bağlamda, geçmişin, geleceğin ve melekût aleminin sadece Allah'ın tekelinde olan o erişilmez bilgisini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğindeki merkezi konumunu derinlemesine analiz eder; "gayb" ve "şehadet" (görünen alem) ayrımının İslami bilgi felsefesinin (epistemolojisinin) temelini oluşturduğunu, müşriklerin gayba vakıf olduklarını iddia etmelerinin sıradan bir yalan değil, doğrudan doğruya ilahi bilgi tekeline yapılmış varoluşsal bir tecavüz ve ontolojik bir sınır ihlali olduğunu inceler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik izlerini sürerek, Aramice ve Süryanicedeki ortak gizem terminolojisiyle bağını ortaya koyar; geç antik çağ teolojisinde mutlak bilinmezliği ifade eden bu köklü kavramın, Kur'an'da yaratıcı ile yaratılan arasındaki mutlak sınırı çizen bir teolojik bariyere dönüştüğünü detaylandırır.
Yektubûn (يَكْتُبُونَ)
İbn Fâris, k-t-b kökünün temel manasının bir araya getirmek, toplamak, derlemek ve bir şeyi sağlamlaştırmak olduğunu; harfleri ve kelimeleri yan yana dizip birleştirerek anlamlı metinler oluşturma eylemine de bu kökten dolayı "kitabet" (yazma) denildiğini dil bilimsel kurallarla izah eder. Râgıb el-İsfahânî, "ketb" eylemini bir hükmü, kararı veya bilgiyi kayda geçirmek, sabitlemek ve farz kılmak olarak tanımlar; fiilin ayetteki geniş zaman kipiyle kullanımının, müşriklerin gayb aleminden aldıklarını iddia ettikleri o sahte bilgileri sürekli ve kendilerinden son derece emin bir şekilde "yazıp kaydettikleri" veya "hükme bağladıkları" o ironik ve küstah tavrı nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice, Aramice ve Süryanice "k-t-b") ortak kökenine dikkat çekerek, bu eylemin salt bir fiziksel yazma eyleminden ziyade, antik dünyada ilahi kararların, kaderin ve bağlayıcı kanunların "yazılması/diktesi" şeklindeki o köklü teolojik otorite kavramını barındırdığını kanıtlarıyla açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), eylemin bu ayetteki edebi ve psikolojik boyutunu inceleyerek; müşriklerin kendi cehaletleri içinde adeta ilahi bir divan kurup kader yazıcıları gibi davranmalarının yarattığı o absürt ve alaycı sahnenin, muazzam bir edebi tasvirle muhatabın gözünde canlandırıldığını semantik açıdan vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, k-t-b kökünün bu kullanımındaki çelişkiye dikkat çeker; Allah'ın yazılı vahyini (Kur'an'ı) inatla reddeden inkarcıların, kendi kuruntularını evrensel bir hakikatmiş gibi "kayda geçirme" (yazma) heveslerinin, müşrik aklının içine düştüğü ontolojik ve epistemolojik trajediyi anlambilimsel olarak gözler önüne serdiğini detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla