Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tûr Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tûr Sûresi, 24. Ayet

    وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve yetûfu ‘aleyhim ġilmânun lehum ke-ennehum lu/lu-un meknûn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sedeflerinde saklı incilere benzeyen genç hizmetçileri etraflarında dönüp dururlar.”

      Allah, insanların dünyada iken canlarının istediği hizmetçileri, meyveleri, serili halıları, cennette de arzulamalarını sağlıyor. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yetûfu (يَطُوفُ)

        İbn Fâris, t-v-f kökünün temel manasının bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak ve tavaf etmek (yürümek) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tavaf" eylemini bir nesnenin çevresinde peş peşe yürümek ve dönmek olarak tanımlar; fiilin geniş zaman (muzari) formuyla kullanımının, bu hizmetkarların cennet ehlinin etrafında bir an bile duraksamadan, nezaketle ve sürekli olarak pervane gibi döndüklerini, hizmette kusur etmediklerini ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, t-v-f eyleminin bu bağlamdaki süreklilik vurgusunun, cennetteki ilahi ikramın kesintisizliğini ve oradaki hizmetin dünyevi bir yorgunluk veya bıkkınlık barındırmayan, kendiliğinden işleyen kusursuz bir estetik düzene sahip olduğunu anlambilimsel olarak değerlendirir.

        Gılmânun (غِلْمَانٌ)

        İbn Fâris, ğ-l-m kökünün temel anlamının gençlik, tazelik ve bedensel enerjinin zirvesinde olmak olduğunu; "gulâm" kelimesinin de bıyıkları yeni terlemiş, dinç ve hareketli gençleri nitelediğini dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi genç hizmetkarlar olarak tanımlar; ayetteki çoğul yapısının (gılmân), cennet ehline sunulan hizmetin ihtişamını, sayısının çokluğunu ve şölenin görkemini gösterdiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın uhrevi ödül semantiğindeki yerini analiz eder; dünyevi hayattaki yaşlanma, hastalanma ve güçten düşme trajedisine karşı, cennet boyutunda varlığın "ebedi gençlik ve tazelik" formunda dondurulduğunu, bu hizmetkarların da o bozulmaz ontolojik estetiğin bir parçası olduğunu derinlemesine inceler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik ve morfolojik yapısını edebi bir çerçevede değerlendirerek; bu gençlerin varlığının, cennet ziyafetlerindeki o neşeli ve dinamik atmosfere canlılık katan, izlemesi bile insana ferahlık veren estetik bir unsur olduğunu semantik olarak vurgular.

        Lu'luun (لُؤْلُؤٌ)

        İbn Fâris, l-e-l-e kökünün temel manasının parlamak, ışıldamak ve göz alıcı bir saflığa sahip olmak olduğunu; inciye de bu benzersiz ışıltısından, lekesizliğinden ve pürüzsüzlüğünden dolayı bu ismin verildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi denizden çıkarılan saf, parlak ve değerli inci tanesi olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçada köklü bir kullanımı olmakla birlikte, Sami dillerindeki ortak değerli taş ve mücevherat terminolojisinin (Akatça "lullu", Süryanice "lâlâ") bir parçası olduğunu; geç antik çağ Ortadoğu tasavvurunda incinin mutlak saflığın, değerin ve bedensel estetiğin en üstün sembolü kabul edildiğini, Kur'an'ın da bu evrensel motifi eskatolojik bir güzellik standardı olarak kullandığını detaylandırır. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryani-Arami alt yapısındaki bağlarına dikkat çekerek, bu ifadenin dönemin Hristiyan edebi metinlerindeki cennet tasvirleriyle paralellik gösterdiğini ve buradaki incinin uhrevi nimetlerin kristal berraklığını, ışıltısını yansıtan köklü bir mecaz olduğunu iddia eder.

        Meknûn (مَكْنُونٌ)

        İbn Fâris, k-n-n kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek, bir muhafazanın veya kabuğun içinde özenle saklamak olduğunu dil bilimsel verilerle izah eder. Râgıb el-İsfahânî, "meknûn" kelimesini sedefinin (kabuğunun) içinde korunmuş, dış etkenlere, toza veya güneşe maruz kalmamış, el değmemiş nesne olarak tanımlar; ayette incinin bu sıfatla nitelenmesinin, hizmetkarların tenlerindeki güzelliğin ve saflığın hiçbir zaman diliminde değişime uğramadığını, renklerinin solmadığını ve kusursuz bir tazelikte muhafaza edildiklerini vurguladığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "meknûn" kelimesinin fonetik kapalılığının ve ağırlığının, incinin sedefi içindeki o saklı, gizemli ve dokunulmamış halini ses uyumuyla muazzam bir şekilde desteklediğini; el değmemişlik vurgusunun cennet ehlinin göz zevkine hitap eden mutlak bir estetik şaheseri edebi bir dille resmettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, k-n-n kökünün içerdiği bu koruma ve özenle saklama manasının, ahiretteki varlıkların dünyevi yıpranmışlıklardan, kirden ve zamansal eskimeden tamamen azade olduklarını; ilahi bir kalkanla korunan saf bir ontolojik güzelliği ve kusursuzluğu temsil ettiğini anlambilimsel bir düzlemde detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X