يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْساً لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tûr Sûresi, 23. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tur 23, günahsızlık, kadeh tokuşturma, tur suresi, meyveler, etler, tur suresi 23. ayet, boş söz yokluğu
-
"Orada karşılıklı kadeh alıp verirler, ama o içecek ne saçmalamaya yol açar ne de günah işlemeye!”
Orada karşılıklı kadeh alıp verirler. Yani orada kadehleri birbirlerine verirler, birbirlerinden de alırlar, dünyada olduğu gibi herkesin tek kadehi olmaz. Nitekim rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber eşlerinden biriyle yıkanıyordu, çoğu kez su tasını eşinin ellerinden alıyordu. Ebû Bekir el-Keysânî şöyle dedi: Buradaki kadehten maksat şaraptır. Başkaları da şöyle dedi: O şarap dolu kadehtir, ama içinde şarap olmadığında su kabıdır. O içecek ne saçmalamaya yol açar ne de günah işlemeye. Buradaki “lağv” (لَغْوٌ) ve “te’sîm” (تَأْثِيمٌ) kelimeleri ötreli ve tenvinli okunmuştur. Ebû Ubeyde şöyle dedi: Âyet, cennette saçmalamanın ve günah işlemenin söz konusu olmayacağını haber vermektedir. Allah Teâlâ başka bir âyette de meâlen şöyle buyurur: “İçenlere dokunmaz, ondan sarhoş da olmazlar”. Âyette geçen “lağv” ve “te’sîm” kelimeleri fethalı (üstün) olarak da okunmuştur, bu da cennetin saçmalama ve günah işleme gibi fiillerden uzak olduğu anlamına gelir. Bu da reddedilmeyen bir yorumdur. Âyetin mânası şöyledir: Dünyada iken içtikleri zaman insanların saçmalamaları ve günah işlemeleri mutat olduğu gibi bir durum cennette söz konusu olmayacaktır. O içecek ne saçmalamaya yol açar ne de günah işlemeye sözü cennette bunların helâl kılındığı mânasına gelir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yetenâze'ûne (يَتَنَازَعُونَ)
İbn Fâris, n-z-a kökünün temel manasının bir şeyi bulunduğu yerden söküp almak, çekmek ve koparmak olduğunu; bu kelimenin "tefâul" babındaki (karşılıklı eylem bildiren) formunun normal şartlarda insanların bir şeyi birbirlerinin elinden çekiştirerek almasını veya tartışmasını ifade ettiğini dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "nez'" eylemini bir şeyi çekmek olarak tanımlar; fiilin bu ayetteki kullanımının dünyevi bağlamdaki husumet, çekişme veya kavga manasından tamamen sıyrıldığını, aksine cennet ehlinin meclislerinde sevgi, neşe ve muhabbet içinde içki kadehlerini birbirlerine nezaketle sunmalarını, şakalaşarak elden ele dolaştırmalarını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik kökenindeki "çekiştirme" vurgusunun uhrevi boyutta tamamen estetik bir forma büründüğünü; bu karşılıklı kadeh alıp verme eyleminin, cennetlikler arasındaki samimiyetin, kaygısızlığın ve derin psikolojik rahatlığın anlambilimsel bir göstergesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin cennetteki hayatın durağan veya pasif olmadığını, aksine muazzam bir sosyal canlılık, paylaşım ve ontolojik bir ortak neşe üzerine kurulu dinamik bir ziyafet tablosu sunduğunu detaylandırır.
Ke'sen (كَأْسًا)
İbn Fâris, k-e-s kökünün Arapçada içinde şarap (içki) bulunan kadeh manasına geldiğini; kelimenin boş bir bardağı nitelemek için kullanılmadığını, "ke's" denildiğinde zorunlu olarak içi dolu bir içki kadehinin kastedildiğini dil bilimsel kurallarla izah eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi şarapla dolu kadeh olarak tanımlar ve Arap dilindeki mecaz kullanımları gereği bu kelimenin çoğu zaman doğrudan içindeki içeceğin (şarabın) kendisini ifade etmek üzere kullanıldığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki ortak ve köklü ziyafet terminolojisinin bir parçası olduğunu; Aramice ve Süryanicede (kasa), İbranicede (kos) kadeh ve kupa anlamlarında kullanıldığını, bu ortak kültürel altyapının Kur'an'ın eskatolojik ödül tasvirlerinde de karşımıza çıkarak kelimenin evrensel bir şölen motifine dönüştüğünü kanıtlarıyla detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğindeki yerini inceleyerek; dünyevi hayatta sarhoşluk, bilinç kaybı ve ahlaki çöküşle ilişkilendirilen şarap kadehinin, cennet boyutunda mahiyet değiştirerek aklı bulandırmayan, saf ve ontolojik bir ilahi ikram sembolü olarak yeniden inşa edildiğini derinlemesine analiz eder.
Lagvun (لَغْوٌ)
İbn Fâris, l-ğ-v kökünün temel anlamının hiçbir faydası olmayan, boş, hükümsüz, asılsız ve hata barındıran söz olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "lagv" kavramını akli bir düşünceye veya mantıksal bir temele dayanmayan, insanın ağzından düşünülmeden çıkan manasız ve saçma sapan ifadeler olarak tanımlar; ayetteki olumsuzluk edatıyla (lâ) birlikte kullanımının, cennet şarabının dünyevi içkiler gibi insanın zihni melekelerini felce uğratmadığını ve onları hezeyana sürüklemediğini vurguladığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki hafifliğin ve ciddiyetsizliğin, dünyevi sarhoşluğun getirdiği o bayağı ve boş konuşma halini edebi bir ahenkle yansıttığını; cennet meclislerinin ise bu tür düşüklüklerden tamamen arındırılarak mutlak bir vakar ve estetik sohbet alanına dönüştürüldüğünü semantik açıdan değerlendirir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin bu mutlak nefyinin (reddedilişinin), uhrevi ödül sisteminin insanın entelektüel ve ruhsal saygınlığını koruduğunu, onur kırıcı hiçbir bilinç kaybına müsaade etmeyen bir afiyet sunduğunu anlambilimsel olarak ifade eder.
Te'sîm (تَأْثِيمٌ)
İbn Fâris, e-s-m kökünün temel manasının birini hayırdan ve sevaptan alıkoyan, cezayı gerektiren eylem, günah ve sınırı aşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ism" kelimesini insanı erdemden ve iyi halden yavaşlatan veya düşüren kötülük olarak tanımlar; kelimenin buradaki "tef'il" babından gelen mastar formunun (te'sîm), birini günaha sürüklemek, günahkarlıkla suçlamak veya ahlaki bir çöküntüye neden olmak manası taşıdığını, cennetteki içeceğin ise hiçbir şekilde düşmanlık, taşkınlık veya ahlaki sınır ihlali doğurmayacağını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ahlak semantiği içerisindeki merkezi konumunu analiz eder; dünyevi içkinin doğurduğu "ism" (günah/zarar) kavramının, cennet boyutunda tamamen ortadan kalktığını, böylece haz ve ahlak arasındaki dünyevi çatışmanın uhrevi hayatta kusursuz bir teolojik sentezle çözüldüğünü detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, e-s-m kökünün bu şiddetli reddinin, cennetliklerin eylemlerinin her türlü ahlaki zaaftan, çatışmadan ve ontolojik kirlilikten muaf tutulduğunu; onların birbirleriyle olan iletişiminin mutlak bir saflık, masumiyet ve günahsızlık zemininde gerçekleştiğini anlambilimsel bir çerçevede vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla