اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tûr Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: takva, tur 17, ilahi ikram, nimetler, cennetler, cehennemden koruma, tur suresi 17. ayet, tur suresi, cennet, nimet
-
"Allah'a saygısızlıktan sakınanlar ise cennetlerde ve nimetler içinde olacaklardır.”
Bu âyet, onlar cennetlerde ve nimetler içinde olacaklar mânasına gelebileceği gibi içinde nimetler bulunan cennetlerde olacaklar anlamına da gelir. Buna göre "naîm” (نَعِيمٍ) kelimesinin başındaki atıf edatı olan "vav” (و) harfi “ile” mânasındadır, yani nimetlerle dolu cennetlerde olacaklar.
Yorumu Yorumla
-
el-Muttekîne (الْمُتَّقِينَ)
İbn Fâris, v-k-y kökünün temel anlamının bir şeyi zararlı ve tehlikeli olan her türlü etkenden korumak, sakınmak ve muhafaza altına almak olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "vikâye" kavramını nesneyi eziyet verecek şeylerden korumak olarak tanımlar; bu kelimenin dini terminolojideki yansıması olan "takva" ve ondan türeyen "muttekî" isminin, insanın kendi nefsini ilahi cezaya ve uhrevi yıkıma sürükleyecek günahlardan koruma kalkanı altına almasını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğindeki gelişimini derinlemesine analiz eder; kökenindeki basit bir "korunma" güdüsünün, İslami bağlamda ilahi otoriteye duyulan derin bir saygı, eskatolojik bir ürperti ve bu ürpertinin yönlendirdiği yüksek ahlaki sorumluluk bilincine evrildiğini, ayetteki formunun ise bu bilinci bir yaşam tarzı haline getirmiş erdemli kimseleri nitelediğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki kullanımının, önceki ayetlerde tasvir edilen dehşet verici cehennem azabından kendilerini dünyadaki bilinçli tercihleri ve eylemleriyle korumayı başaran, ilahi gazaba karşı takva zırhına bürünen inançlı kesimi işaret ettiğini anlambilimsel olarak vurgular.
Cennâtin (جَنَّاتٍ)
İbn Fâris, c-n-n kökünün temel manasının bir şeyi örtmek, gizlemek, görünmez kılmak ve kamufle etmek olduğunu; "cennet" kelimesinin de ağaçlarının sıklığından ve dallarının gürlüğünden dolayı toprağı ve içindekileri örterek gözden gizleyen eşsiz bahçeler manasına geldiğini dil bilimsel kurallarla izah eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bitki örtüsüyle kaplı, gölgelik ve korunaklı bahçe olarak tanımlar; ayetteki çoğul (cennât) formunun ve nekra (belirsiz) yapısının, bu eskatolojik ödül mahallinin insan tahayyülünü aşan çeşitliliğine, büyüklüğüne ve ihtişamına işaret ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kullanımına (Aramice ve Süryanice "ganna", İbranice "gan") dikkat çekerek, kavramın geç antik çağ Ortadoğu eskatolojisinde ilahi ödül ve kutsal bahçe anlamıyla köklü bir yere sahip olduğunu, Kur'an'ın bu kadim ve evrensel terimi kendi uhrevi ödül sisteminin merkezine yerleştirdiğini detaylandırır. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryani-Arami alt yapısındaki bağlarına vurgu yaparak, bu kavramın sadece ağaçlık bir alanı değil, özellikle üzüm bağları ve verimli meyve bahçeleriyle bezeli, kusursuz bir ebedi istirahatgah tasavvurunu yansıttığını iddia eder. Toshihiko Izutsu, "cennet" kavramının Kur'an semantiğinde cehennem ateşinin (nâr) tam karşısında, ontolojik bir huzur ve mutlak kurtuluş mekanı olarak konumlandığını analiz eder.
Na'îm (نَعِيمٍ)
İbn Fâris, n-a-m kökünün temel anlamının yumuşaklık, rahatlık, pürüzsüzlük, refah ve iyi hal olduğunu; zorluğun, pürüzün ve sıkıntının zıddını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kökten türeyen "na'îm" kelimesini, insana haz veren, onu her türlü eziyetten uzak tutan kesintisiz ve bol nimet olarak tanımlar; ayetteki formunun sadece maddi bir bolluğu değil, ruhsal bir doymuşluğu ve mutlak bir esenliği de kapsadığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve semantik çerçevesini inceler; önceki ayetlerde inkarcılar için kullanılan "veyl" (helak/acı) ve "azab" kavramlarının yarattığı dehşet tablosunun hemen ardından "na'îm" kelimesinin getirilmesinin, muttekîler için hazırlanan ödülün zarafetini, yumuşaklığını ve kusursuz konforunu edebi bir tezat sanatı (tıbak) ile zirveye taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki pürüzsüzlük ve rahatlık vurgusunun, uhrevi hayattaki ödülün hiçbir eksiklik, kaygı veya acı kırıntısı barındırmayan, mutlak ve saf bir ontolojik mutluluk hali olduğunu anlambilimsel olarak değerlendirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla