اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tûr Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
"Peki bu bir sihir mi? Yoksa görmüyor musunuz?”
Dünyada iken onlar, kendilerine getirilen delillere ve kanıtlara, “bunlar sihirdir” demelerinin cevabı olarak âhirette cehenneme atıldıkları zaman onlara şöyle denilecek: Peki bu bir sihir mi? Buradaki Yoksa görmüyor musunuz? sorusu iki şekilde yorumlanır. Birincisi, cehenneme atıldıkları zaman onlara şöyle denilir: Belki de burada size azap edilmemektedir ve bu da ateş değildir, çünkü siz görmüyorsunuz. Nitekim onlar dünyada iken kendilerine getirilen delillere karşı buna benzer sözler söylüyorlardı: “Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de ‘Herhalde gözlerimiz perdelendi, hatta bize büyü yapılmış olmalı!’ derler”. İşte buna karşılık onlara şöyle buyurur: Peki bu bir sihir mi? Yoksa görmüyor musunuz? Yani muhtemelen görmüyorsunuz. İkincisi, Bu sihir mi? Yoksa görmüyor musunuz? sözü onlara dünyada iken söylenmiştir: bunun âhirette başınıza geleceğini görmüyor musunuz? En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Sihrun (سِحْرٌ)
İbn Fâris, s-h-r kökünün temel anlamının bir şeyi asıl halinden başka bir surette göstermek, göz boyamak ve aldatmak olduğunu; kelimenin gerçeği gizleyip sahte bir görüntü sunan her türlü eylemi nitelediğini dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "sihr" kavramını aslı olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek ve hile yoluyla algıyı yanıltmak olarak tanımlar; ayetteki bağlamında cümlenin başındaki soru edatıyla birlikte, inkarcıların dünyada ilahi vahye yönelttikleri "bu bir büyüdür" iftirasının ahirette bizzat kendi yüzlerine vurularak, gördükleri bu ateşin de bir göz yanılması olup olmadığının ironik bir şekilde sorulduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçada köklü bir kullanımı olmakla birlikte, Sami dillerindeki ortak büyü terminolojisiyle (Akatça "saharu", Aramice "sahra") bağlantılı olduğunu; Kur'an'da bu terimin sıradan bir el çabukluğundan ziyade, hakikati reddetmek için sığınılan teolojik bir bahane ve psikolojik bir bariyer olarak form kazandığını detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğindeki vahiy-büyü çatışması bağlamındaki yerini analiz eder; dünyadayken peygamberi sihirbazlıkla suçlayanların, eskatolojik gerçeklikle yüzleştiklerinde aynı kelimeyle alaya alınmalarının ontolojik bir trajedi barındırdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu retorik sorunun muhatabın dünyadaki iddialarını çürüten anlambilimsel bir tokat olduğunu; hakikate büyü diyenlerin, mutlak gerçeğin ta kendisi olan azap ateşi karşısında derin bir acziyete ve utanca sürüklendiklerini vurgular.
Tubsırûn (تُبْصِرُونَ)
İbn Fâris, b-s-r kökünün temel manasının bir şeyi gözle görmek, idrak etmek ve mahiyetini kavramak olduğunu; bu kelimenin sadece fiziki görme eylemini değil, zihinsel ve kalbi bir uyanıklığı da içerdiğini dil bilimsel kurallarla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "basar" eylemini hem baş gözüyle algılamak hem de kalp gözüyle (basiret) gerçeği kavramak olarak tanımlar; fiilin ayetteki olumsuz soru formunun (lâ tubsırûn), dünyada hakikate karşı kör taklidi yapanların, ahiretteki o devasa ateşi görmeme gibi bir ihtimallerinin kalıp kalmadığını sorguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın idrak ve inanç semantiği içerisindeki merkezi rolüne dikkat çeker; inkarcıların dünyevi hayattaki varoluşsal körlüklerinin (amâ), ahiretteki bu kesin ve kaçınılmaz fiziki görme zorunluluğu karşısında nasıl bir teolojik çelişkiye düştüğünü derinlemesine analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), b-s-r fiilinin geniş zaman/şimdiki zaman kipiyle kullanımını edebi bir çerçevede değerlendirerek, dünyadayken hakkı görmezden gelmekte ısrar edenlerin, şu an önlerinde duran yakıcı gerçekliği algılama yetilerindeki o trajikomik tıkanıklığın altının çizildiğini semantik açıdan ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin, insanın ontolojik idrak yeteneğinin sorgulanması olduğunu; dünyadaki hakikati göremeyen basiretsizliğin, ahiretin mutlak ve sarsıcı gerçekliğini gözleriyle gördüğünde yaşayacağı o varoluşsal çöküşü anlambilimsel bir düzlemde ortaya koyduğunu detaylandırır.
Yorum
Yorum