Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tûr Sûresi, 13. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tûr Sûresi, 13. Ayet

    يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعاًّۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yevme yuda’’ûne ilâ nâri cehenneme da’’â(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O gün cehennem ateşine itile kakıla götürülecekler.”

      Yani yüzleri üzeri sürüklenerek cehenneme atılacaklar. Ebû Ubeyde şöyle dedi: Bu cümle, özellikle kafa üstü cehenneme atılacaklar demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yevme (يَوْمَ)

        İbn Fâris, y-v-m kökünün temel olarak bilinen bir zaman dilimini, mutlak bir vakti ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gündüz manasına gelmekle birlikte Kur'an'da belirli bir zamanı veya çağı nitelemek için de kullanıldığını; bu ayette sıradan bir vakti değil, inkarcıların cehenneme itileceği o dehşetli eskatolojik anı (kıyamet gününü) işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda ilahi cezanın infaz edileceği o somut anı vurgulayarak, tehdidin gerçekliğini ve zamanlamasının kesinliğini muhatabın zihnine kazıyan anlambilimsel bir işlev gördüğünü ifade eder.

        Yude'ûne (يُدَعُّونَ)

        İbn Fâris, d-a-a kökünün temel anlamının bir şeyi şiddetle itmek, kaba kuvvet kullanarak uzaklaştırmak ve ensesinden tutup fırlatmak olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, eylemi sert bir şekilde itip kakmak olarak tanımlar; ayetteki meçhul (edilgen) formun, inkarcıların kendi iradeleri dışında, görevli melekler tarafından acımasızca, aşağılanarak ve zorbalıkla ateşe sürüklenmelerini nitelediğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin morfolojik ve fonetik yapısını inceler; şeddeli harfin telaffuzundaki ağırlık ve zorluğun, cehenneme doğru yapılan bu fiziksel itilmenin şiddetini, sertliğini ve muhatabın yaşayacağı çaresiz çırpınışı edebi bir ahenkle yansıttığını semantik olarak vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin, dünyada hakikati kibirle yalanlayanların ahiretteki varoluşsal hiçliğini ve zelil durumunu gösterdiğini; fiziksel itilmenin ötesinde ontolojik bir dışlanmayı ve azaba fırlatılmayı temsil ettiğini detaylandırır.

        Nâri (نَارِ)

        İbn Fâris, n-v-r kökünün temel olarak aydınlık, ışık ve yakıcı ateş anlamlarına geldiğini, ateşin hem aydınlatma hem de tahrip etme özelliği taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi gözle görülen alev ve ısı yayan unsur olarak tanımlar; ayetteki kullanımının sadece fiziksel bir ateşi değil, ilahi öfkenin somutlaşmış bir cezalandırma aracını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an semantiğinde uhrevi cezanın en temel sembolü olduğunu, dünyevi ateşten farklı olarak insanın hem bedenini hem de ruhunu kuşatan eskatolojik bir tahribat gücünü simgelediğini anlambilimsel olarak değerlendirir.

        Cehenneme (جَهَنَّمَ)

        İbn Fâris, kelimenin kökeni hakkında Arapçada derin bir kuyu manasına gelen kelimelerle fonetik bağı olabileceğine değinse de, ismin genellikle yabancı kökenli bir özel isim olarak kabul edildiğini belirtir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin saf Arapça olmadığını, İbranice veya Süryanice gibi kadim dillerden Arapçaya geçip uyarlanmış (mu'arreb) bir isim olduğunu, doğrudan mutlak ceza mahallini nitelediğini aktarırlar. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini detaylı bir şekilde inceleyerek, İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) ve Süryanice "Gihanna" kelimelerinden türediğini; antik dönemde Kudüs yakınlarındaki lanetli ve ateş yakılan bir vadinin isminden evrilerek, geç antik çağ Sami dini terminolojisinde nihai azap yerinin özel adı haline geldiğini ve bu dini alt yapıyla Kur'an sözlüğüne girdiğini kanıtlarıyla açıklar. Theodor Nöldeke, kelimenin Arapçaya geçiş sürecini dil bilimsel ve tarihi bağlamda ele alarak, cehennem kavramının kadim Ortadoğu eskatolojisiyle ortak bir terminolojik havzadan beslendiğini doğrular.

        De'â (دَعًّا)

        İbn Fâris, cümlenin başındaki fiille aynı kökten (d-a-a) gelen bu mastarın, eylemin şiddetini ve kesinliğini vurgulamak için kullanıldığını dil bilimsel kurallarla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin hemen ardından mef'ûl-i mutlak (pekiştirme mastarı) olarak getirilmesinin, inkarcıların ateşe itilmelerinin basit bir yönlendirme olmadığını; son derece haşin, kesintisiz ve dehşet verici bir sarsıntıyla fırlatılma eyleminin bizzat gerçekleşeceğini muhatabın zihninde kesinleştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Arap dilindeki bu kullanımın, azaba sürüklenişin ne kadar kaba, tahkir edici ve şiddetli olacağını vurguladığını; eylemin sadece bir kez değil, tekrar tekrar, enseden ite kaka yapılacağının edebi ve anlambilimsel göstergesi olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X