Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tûr Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tûr Sûresi, 11. Ayet

    فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feveylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İşte o gün vay haline (peygamberin bildirdiklerini) yalan sayanların!"

      Bu âyet Allah’ın elçilerini inkâr edenlerin vay haline mânasına gelebileceği gibi Allah’ın birliğini yahut varlığının delillerini veyahut ölümden sonra dirilmeyi inkâr edenlerin vay haline mânasına da gelebilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Feveylun (فَوَيْلٌ)

        İbn Fâris, v-y-l kökünün temel olarak hüzün, helak, şiddetli azap ve kötü bir duruma düşme anlamlarını taşıdığını; kelimenin genellikle felakete uğrayan kişi için söylenen bir beddua veya vahlanma ifadesi olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "veyl" kelimesini büyük bir çöküş, helak ve şiddetli azap olarak tanımlar; ayetteki başında bulunan "fe" bağlacıyla birlikte, önceki ayetlerde tasvir edilen dehşet verici kozmik olayların kaçınılmaz bir sonucu olarak inkarcıların maruz kalacağı mutlak yıkımı nitelediğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak beddua ve feryat nidalarıyla (Süryanice "vay", İbranice "hoy") kökensel bir bağı olmakla birlikte Arapçada köklü bir kullanıma sahip olduğunu; Kur'an'da bu ifadenin sadece bir üzüntü nidası değil, uhrevi bir lanet ve azap kategorisi olarak teolojik bir terim hüviyeti kazandığını detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kelimenin İslam öncesi dönemdeki dünyevi bir şanssızlık veya felaket anında söylenen sıradan bir nida olmaktan çıkarak, Kur'an semantiğinde ilahi adaletin tecellisiyle ahirette yaşanacak olan sonsuz bir teolojik lanetlenmeyi ve derin bir eskatolojik pişmanlığı simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki "fe" (takibiyye) harfinin eylemler arası zorunlu nedenselliğe işaret ettiğini, göklerin yarılması ve dağların yürümesi gibi evrensel yıkım sahnelerinin ardından bu kelimenin korkunç bir sonuç bildirgesi olarak muhataba edebi bir tokat gibi çarptığını ifade eder.

        Yevme-izin (يَوْمَئِذٍ)

        İbn Fâris, kelimenin y-v-m (zaman/gün) ismi ile i-z (o vakit/o an) zarfının birleşiminden oluştuğunu; belirli bir zaman diliminde vuku bulan bir olaya işaret etmek için kullanıldığını dil bilimsel kurallarla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının geçmişte veya gelecekte bahsedilen belirli bir anı sabitlediğini; ayetteki kullanımının sıradan bir günü değil, tam da göklerin sarsıldığı ve dağların yürütüldüğü o spesifik kozmik yıkım anını, yani kıyamet kopuşunun gerçekleştiği o dehşet verici vakti işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu birleşik zarf yapısının, ilahi cezanın soyut bir tehdit olmaktan çıkıp, evrensel nizamın çöktüğü o somut ontolojik anda tam isabetle gerçekleşeceğini vurgulayan ve zamanı mekana kilitleyen anlambilimsel bir işlev gördüğünü detaylandırır.

        Lilmukeżżibîn (لِلْمُكَذِّبِينَ)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün temel manasının doğrunun ve gerçeğin (sıdk) zıddı olarak yalan söylemek, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak olduğunu; bu kelimenin de gerçeği reddeden ve ona yalan diyenleri nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tekzib" eylemini sadece yalan söylemek olarak değil, hakikati getiren kişiyi yalanlamak, sunulan ilahi mesajı bilinçli bir şekilde asılsızlıkla itham etmek ve gerçeğin üzerini örtmeye çalışmak olarak tanımlar; ism-i fail çoğul formundaki bu kelimenin, peygamberleri ve ilahi ayetleri inatla yalanlamayı bir karakter ve yaşam biçimi haline getirmiş kimseleri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğindeki "küfür" (inkar) kavram ağı içerisinde merkezi bir rol oynadığını; eylemin sadece pasif bir inanmama durumu değil, ilahi otoriteye karşı aktif, kibirli ve düşmanca bir meydan okuma, hakikati kasten "yalan" kategorisine indirgeme çabası olduğunu derinlemesine analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin türediği tef'il babının (tekzib) Arap dilinde eylemde aşırılık, süreklilik ve ısrar bildirdiğini; bu nedenle kelimenin bir anlık şüpheyi değil, sistematik, inatçı ve bilinçli bir inkar kampanyasını yansıttığını, bu ısrarlı tutumun da onları önceki kelimedeki "veyl" (helak) azabına müstahak kıldığını edebi ve semantik bir yaklaşımla değerlendirir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin başındaki "li" (için/ait) harf-i cerinin, bahsedilen o büyük kozmik yıkım günündeki azabın ve helakın doğrudan doğruya bu hakikati yalanlayanlar kitlesine tahsis edildiğini, azabın adresi konusunda hiçbir şüphe bırakmadığını dil bilimsel olarak vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X