Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Târık Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Târık Sûresi, 17. Ayet

    فَمَهِّلِ الْـكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْداً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Femehhili-lkâfirîne emhilhum ruveydâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sen o inkârcılara süre ver, onlara biraz zaman tanı.

      “Fe mehhil” (فمهل) ya da “emhil” (أمهل) şeklinde iki lehçe vardır. Sanki şöyle buyurmuştur: “Emhilhum ruveyden” (أمهلهم رويدا) yani onları yaptıklarına karşılık cezalandırma, çünkü Allah Teâlâ onları yakın bir zamanda yaptıklarından dolayı cezalandıracaktır. Nitekim bunu bilfiil gerçekleştirmiştir. Bunun için de Hz. Peygamber’i (a.s.) onlara musallat etmiş ve onların öldürülmelerini ve esir edilmelerini sağlamıştır. Âyette, onlara karşı galip geleceğine ve zafer elde edeceğine dair Hz. Peygamber’e müjde de vardır. Âyette ayrıca Hz. Peygamber’in risâletine kanıt da bulunmaktadır. Çünkü Allah Teâlâ bunu, henüz müslümanların sayıları az ve zayıf iken ona bildirmiştir. Sonra Allah Teâlâ onun yardımcılarını çoğalttı ve buyurduğu gibi onu onlara üstün kıldı. Böylece onlar, vuku bulacak olaylarla ilgili bu haberleri peygamberin vahiy yoluyla öğrenmiş olduğunu bilsinler istedi. Doğruya muvaffak kılan ancak Allah’tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mehhil (مهل)

        Kelimemiz, sözlükte acele etmemek, yavaş davranmak, kolaylık göstermek ve birine zaman tanımak manalarına gelen m-h-l kökünden türemiş tef'il babında bir emir fiilidir. İbn Fâris, m-h-l kökünün asıl manasının sükunet, yavaşlık ve bir işi telaşsızca yapmak olduğunu belirterek, bu eylemin şiddet ve aceleciliğin tam zıddı bir rahatlığı ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "mühlet" kavramının bir kimseye ceza vermekte acele etmeyip ona süre tanımak manasına geldiğini, ayetin bağlamında Allah'ın Hz. Peygamber'e müşriklerin eziyetleri karşısında sabırlı olmasını ve ilahi azabın vaktini beklemesini emrettiğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin klasik dilbilimsel kullanımında mühlet vermek ve cezayı ertelemek manasında olduğunu teyit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik boyutuna odaklanarak, surenin başından beri devam eden o şiddetli, sarsıcı ve kozmik gerilimin bu emir fiiliyle aniden yatıştığını; kelimenin tınısındaki o yavaşlık ve sükunet hissinin, yorgun düşmüş peygamberin kalbine muazzam bir psikolojik ferahlık ve güven aşıladığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki bağlamına dikkat çekerek, Mekkeli müşriklerin ardı arkası kesilmeyen tuzakları karşısında bunalan Hz. Peygamber'e "onları bana bırak, acele etme" mesajı veren bu fiilin, dönemin zorlu şartlarında muazzam bir ilahi teselli ve politik bir özgüven inşası işlevi gördüğünü aktarır.

        El-Kâfirîn (الكافرين)

        Kelimemiz, sözlükte örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak manalarına gelen k-f-r kökünden türemiş ism-i fail çoğuludur. İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının bir şeyin üzerini örtüp görünmez kılmak olduğunu, karanlığıyla eşyayı örttüğü için geceye, tohumu toprağa gizlediği için çiftçiye bu ismin verildiğini belirterek, inkâr eden kimsenin de hakikatin üzerini örtmesi sebebiyle bu kökten isimlendirildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "küfr" kavramının nimeti inkâr etmek (nankörlük) veya apaçık ilahi delilleri inatla reddedip örtbas etmek manalarına geldiğini, bu ayette hususen surenin başından beri sayılan yaratılış ve evren delillerini kasten görmezden gelen Mekke aristokrasisinin kastedildiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerine inerek Süryanice ve Aramice'deki örtmek, silmek veya inkâr etmek anlamlarına gelen akraba kullanımlarına işaret eder ve kelimenin dini bir terim (kâfir) olarak Arapçanın teolojik sözlüğüne en temel kavramlardan biri olarak yerleştiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında "kâfir" kelimesinin salt bir inançsızlıktan ziyade, Allah'ın nimetlerine karşı aktif bir nankörlük ve ilahi otoriteye karşı bilinçli, kibirli bir başkaldırı (küstahlık) olduğunu tahlil ederek, ayette bu sıfatın özellikle seçilmesinin onların suçunun boyutunu vurguladığını inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dönemsel karşılığını ele alarak, burada bahsedilen zümrenin sıradan halk değil, İslam'ın yükselişini kendi statülerine tehdit olarak gören ve hakikatin üzerini örtmek için aktif olarak tuzak kuran (yekîdûne) organize müşrik liderler olduğunu ifade eder.

        Emhil (أمهل)

        Kelimenin kökü olan m-h-l, temel olarak yavaşlık, mühlet verme ve acele etmeme anlamlarını ihtiva etmektedir. İbn Fâris, aynı kökten gelen bu fiilin if'âl babındaki kullanımının da temel eylemi pekiştirdiğini ve birine kendi haline kalması için zaman bırakmak manasını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir önceki fiildeki tef'il babından (mehhil) if'al babına (emhil) geçilmesinin Arap dilindeki inceliklerine değinerek, bu tekrarın ve bab değişikliğinin mühlet verme eyleminin kesinliğini ve ilahi iradenin bu konudaki kararlılığını vurguladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin aynı manada ancak farklı bir kalıpta peş peşe getirilmesinin dildeki tekit (pekiştirme) sanatının kusursuz bir örneği olduğunu teyit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), aynı kökten gelen iki fiilin art arda kullanılmasının metnin ritminde yarattığı etkiye odaklanarak; bu yavaşlatıcı tekrarın, inkârcıların telaşlı ve hararetli tuzaklarına karşı ilahi sükunetin ve sarsılmaz özgüvenin retorik bir yansıması olduğunu, muhatabın zihnindeki intikam beklentisini asil bir bekleyişe dönüştürdüğünü savunur. Angelika Neuwirth, surenin kapanış ayetindeki bu ahenkli tekrarın, metnin başında evrene edilen yeminlerin şiddetini yatıştıran ve okuyucuyu eskatolojik dehşetten çıkarıp tarihsel gerçekliğin dingin ama tehditkâr bekleyişine indiren yapısal bir kilit taşı işlevi gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varlıkbilimsel derinliğini tahlil ederek, ilahi adaletin asla acele etmediğini, zamanın sahibinin Allah olması hasebiyle bu "mühlet verme" eyleminin inkârcılar için bir kurtuluş değil, kendi hüsranlarını kendi elleriyle hazırlamaları için ontolojik bir serbest bırakılma (istidrac) olduğunu aktarır.

        Ruveydâ (رويدا)

        Kelimemiz, sözlükte yavaşça hareket etmek, yavaşlık, mühlet ve az bir zaman manalarına gelen r-v-d kökünden türemiştir. İbn Fâris, r-v-d kökünün asıl manasının bir şeyi şiddet göstermeden, yumuşaklıkla ve yavaş yavaş istemek yahut aramak olduğunu belirterek, kelimenin barındırdığı sükunet ve esneklik vurgusuna dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "ruveyden" kelimesinin bir şeyde yavaş ve mutedil davranmak manasındaki "mürâvede" eyleminden küçültme (tasgir) kalıbıyla türetildiğini, bağlam gereği bunun "onlara sadece azıcık, çok kısa bir süre mühlet ver" manasına geldiğini, dünyadaki bu ertelemenin ahiret zaman algısına göre yok denecek kadar kısa olduğunu detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Arap dilinde genellikle zarf olarak kullanıldığını ve "kalîlen" (azıcık/kısa bir süre) manasına gelerek verilmiş olan mühletin kesinlikle geçici olduğunu teyit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin son kelimesi olan "ruveydâ"nın ses ve harf yapısına (fonetiğine) dikkat çekerek; kelimedeki yumuşak harflerin, "Târık", "Sâkıb", "Sad'" gibi surenin başlarındaki o sert, patlayıcı ve delici kelimelerin yarattığı akustik fırtınayı usulca dindirdiğini, metnin fısıltı gibi ama son derece ürpertici, fırtına öncesi sessizliği andıran muazzam bir edebi zarafetle son bulduğunu savunur. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinin kapanış formüllerini incelerken, bu kelimenin hem peygambere teselli veren yumuşak bir ninni tınısına sahip olduğunu hem de inkârcılar için o "kısa sürenin" ardından gelecek kaçınılmaz azabın sinsi bir habercisi olarak ikili bir atmosfer yarattığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel ve eskatolojik boyutunu birleştirerek, müşriklere tanınan bu "kısa sürenin" ufukta beliren Bedir gibi dünyevi hezimetleri yahut ölümle başlayacak uhrevi azabı imlediğini, ilahi adaletin nihai tecellisinin an meselesi olduğunu vurgulayan çok güçlü ve vakur bir tehdit dili olduğunu aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X