وَاَك۪يدُ كَيْداًۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Târık Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tuzak kurma, karşı plan, tarık 16, allah'ın tuzağı, tarık suresi 16. ayet, tarık suresi, kafirler
-
15. Onlar bir tuzak kuruyorlar;
16. Ben de bir karşı plan hazırlıyorum.
Ben de bir karşı plan hazırlıyorum. İki şekilde yorumlanabilir: Birincisi: Onların tuzaklarının karşılığı cezayı veririm. Ceza, her ne kadar tuzak olmasa da cezanın karşılığı olan “keyd”, yani tuzak adıyla anıldı. [Bu bedî ilminde müşâkele adı verilen bir üsluptur] ve örnekleri çoktur: “Seyyie”, yani kötülüğün karşılığının gene ‘seyyie”, yani kötülük olarak anılması gibi. Keza “i'tidâ" yani haddi aşma fiilinin karşılığının da her ne kadar tecavüz olmasa da “i'tidâ" şeklinde anılması da böyledir. Şu İlâhî beyanlarda olduğu gibi: “Haram ayın karşılığı haram aydır; saldırmazlık kurallarına riayet karşılıklıdır. Şu halde kim size saldırırsa, onun saldırısının dengiyle siz de ona saldırın. Allah’ın hükmüne saygılı olun ve bilin ki Allah kendisine saygılı olanların yanındadır”; “Onlar Allah’ı umursamadılar, O da onları umursamadı” Yani unutmalarının cezasını onlara verdi. Ya da onları önemsiz unutulmuş bir nesne gibi yaptı. Yoksa âyette Allah için gerçek anlamda bir unutmadan söz etmek mümkün değildir. Aynı şekilde “keyd” tuzak kuranların cezasını da “keyd”, yani tuzak olarak isimlendirdi, oysa ceza tuzak değildir.
Bir başka durum daha vardır. “Keyd” ve “mekr” kişiyi güvende olduğunu sandığı bir anda yakalamaktır. Tuzak kuran kimse yerilir çünkü hasmına beklemediği bir yönden saldırmaktadır. Allah Teâlâ'ya nispet edilen “keyd”de böyle bir mâna bulunmaz. Çünkü Allah Teâlâ kul için yolu belirlemiş ve hangi yolu tutarsa emniyette olacağını ve hangi yolu tutması halinde de zarar görüp helâke uğrayacağını açıklamıştır. Hal böyle iken kul bile bile helâk yolunu tutmuşsa onun bu yola girişi inadın ya da kendi özüne insafı terk etmenin bir sonucu olacak ve orada hoşuna gitmeyecek şekilde tuzaktan zarar görecektir, tuzağı kurandan değil. Bu itibarla oraya tuzak kurana hoşa gitmeyen bir niteleme erişmeyecektir. Onların Hz. Peygamber (a.s.) ve diğer müslümanlara yönelik suikast planları başka bir İlâhî beyanda belirtilen şu husustur: “Hatırlar mısın? İnkâr edenler seni etkisiz hale getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı; onlar tuzak kuruyorlardı Allah da bozuyordu. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah’tır”.
Yorumu Yorumla
-
Ekîd (أكيد)
Kelimemiz, sözlükte gizli bir plan yapmak, ince bir strateji kurmak, birine fark ettirmeden mukabelede bulunmak manalarına gelen k-y-d kökünden türemiş birinci tekil şahıs (ben) formunda bir fiildir. İbn Fâris, k-y-d kökünün asıl manasının dışarıdan fark edilmeyen, arka planı ve maksadı gizli tutulan derin bir tertip olduğunu belirtir; bu eylem Allah'a nispet edildiğinde, O'nun inkârcıları hiç beklemedikleri bir yönden yakalaması, onlara mühlet vererek kendi hatalarında boğulmalarını sağlayan ilahi bir strateji kurması manasına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kavramının niyet ve sonuca göre değer kazandığını, beşeri boyutta genellikle kötü niyetli bir hileyi ifade ederken, ayetin bağlamında ilahi iradeye atfedilen bu fiilin mutlak bir hikmeti, adaleti ve batılı ortadan kaldıran kusursuz bir karşı planı temsil ettiğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, klasik retorik kuralları çerçevesinde bu fiilin "müşâkele" (benzeşme) sanatı yoluyla kullanıldığını, inkârcıların eylemine aynı lafızla ancak ilahi adaletin mutlak üstünlüğünü ve cezalandırmadaki kesinliğini ifade edecek manada mukabele edildiğini teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında ilahi eylemlerin genellikle insanın acziyeti ile tezat oluşturacak şekilde kurgulandığına dikkat çekerek, bu birinci tekil şahıs formunun (ben de plan yaparım), insan aklının ürettiği tüm komploları bir anda anlamsızlaştıran ve evrensel nizamın kontrolünün mutlak surette Allah'ın elinde olduğunu ilan eden teolojik bir gövde gösterisi olduğunu tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik şiddetine odaklanarak, doğrudan "Ekîd" (Ben plan/tuzak kurarım) şeklindeki birinci şahıs hitabının metne aniden muazzam bir haşmet kattığını, bu doğrudan müdahalenin inkârcıların kolektif çabalarını ezip geçen, muhatabı ilahi kudretle doğrudan yüzleştirerek donduran sarsıcı bir retorik hamle olduğunu savunur. Angelika Neuwirth, surenin kapanış bölümündeki dramatik kurguyu incelerken, bu fiilin metnin ritmini değiştirdiğini ve sadece olup biteni anlatan bir anlatıcı konumundan çıkarak doğrudan tarihe ve olaylara yön veren mutlak otoritenin varoluşsal fermanına dönüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki sosyo-politik algısına değinerek, Mekke aristokrasisinin kendi siyasi manevralarını yenilmez zannettiğini, ayetteki bu ilahi hitabın, onların dünyevi politikalarının çok daha üstün, kuşatıcı ve görünmez bir ilahi siyaset tarafından çoktan çembere alındığını ilan eden bir meydan okuma olduğunu aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise, eylemin ontolojik boyutunu ele alarak, ilahi planın sıradan bir reaksiyon olmadığını, aksine varlığın kendi yasaları üzerinden inkârcıların sonunu hazırlayan, kendi kazdıkları kuyuya kendi tabiatlarıyla düşmelerini sağlayan muazzam bir evrensel adalet mekanizmasının işletilmesi manasını taşıdığını belirtir.
Keydâ (كيدا)
Kelimenin kökü olan k-y-d, temel olarak ince plan, sağlam strateji, gizli tertip ve mukabele anlamlarını ihtiva etmektedir. İbn Fâris, k-y-d kökünün masdar formu olan bu kelimenin, eylemin arkasındaki ciddiyeti, mahiyeti ve etkisini bütün ağırlığıyla yansıttığını, ilahi iradenin kurduğu bu düzenin hiçbir beşeri gücün bozamayacağı kadar muhkem ve kesin olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kavramının isimleşmiş bu formunda, Allah'ın inkârcılara karşı kurduğu tertibin sıradan bir ceza olmadığını, onların kendi oyunlarını kendi aleyhlerine çeviren, hakikatin zaferini görünmez yollarla adım adım inşa eden mutlak ve aşılmaz bir hikmet bütünü olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin gramatik olarak mef'ul-i mutlak (pekiştirici nesne) konumunda bulunduğunu, bu kullanımın eylemin ihtişamını, azametini ve geri dönülmezliğini dilbilimsel olarak en üst seviyede tekit ettiğini (pekiştirdiğini) klasik örneklere dayanarak teyit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ahengine ve psikolojik ağırlığına dikkat çekerek, cümlenin sonunda bu masdarın tekrar edilmesinin adeta ilahi bir mühür işlevi gördüğünü, kelimenin ses yapısındaki o keskin ve nihai tonun, inkârcı aklın bütün sinsi umutlarını kökünden kazıyan ve ilahi iradenin mutlak galibiyetini kulaklarda çınlatan bir yankı yarattığını savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varlıkbilimsel tahlilinde, ilahi "keyd"in (planın) aceleye getirilmiş bir öfke patlaması değil, evrenin ve insanın fıtratına yerleştirilmiş şaşmaz bir ontolojik yasa olduğunu, bu yasanın batılı yavaş yavaş, kendi ağırlığı altında ezilerek yok olmaya mahkum eden o sessiz ve muazzam ilahi kuşatmayı ifade ettiğini aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla