اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Târık Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: şaka değil, tarık suresi 13. ayet, kuran, tarık 13, tarık suresi, hak, boş söz değil, ayırt edici söz
-
13. Kur’ân (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.
14. O asla bir şaka değildir.
Kur’ân (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. Yani helâl ve haramı açıklayan, sakınılması gerekenle yapılması lazım geleni beyan eden, doğruyu hatadan ayırt eden, vâd ile vaîdi ayrı kılan... “Fasl” (فصل) kelimesinin mânası tefrik, yani ayırmak demektir. Onun özelliği vâdi vaîdden, helâli haramdan, hakkı bâtıldan ayırt etmesidir. Her şeyi yerli yerince koyan ve birini diğerine karıştırmayandır. O asla bir şaka değildir. Yani Kur’ân oyun, eğlence ve bâtıl değildir.
Yorumu Yorumla
-
Kavl (قول)
Kelimemiz, sözlükte konuşmak, bir düşünceyi sesli olarak ifade etmek ve söz söylemek anlamlarına gelen k-v-l kökünden türemiştir. İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının ağzı açıp ses çıkarmak ve zihindeki manayı lafza dökmek olduğunu belirterek, bu kelimenin sıradan bir sesten ziyade anlam taşıyan, maksadı olan ifade biçimini tanımladığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü söz için kullanılabileceğini ancak ayetin bağlamında bunun mutlak bir hakikati barındıran, sıradan insan sözünden ayrışan ilahi vahyi ifade ettiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kökenine dikkat çekerek İbranice ve Süryanice'deki "ses" manasına gelen akraba kelimelerle bağını kurar ve kelimenin kadim Sami dillerinden itibaren hitap ve seslenişin en temel kavramı olarak Arapçaya yerleştiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kelime dünyasında "söz" kavramının salt bir iletişim aracı değil, aynı zamanda inşa edici ve gerçekliği kurucu bir güce sahip olduğunu, bu ayette sözün bizzat ilahi iradenin sarsılmaz bir manifestosu olarak sunulduğunu inceler. Angelika Neuwirth, erken dönem Mekke surelerinde vahyin kendini sıklıkla bir "söz" olarak tanımlamasının dönemin şifahi (sözlü) kültüründeki polemiklerle doğrudan ilişkili olduğunu, bu hitabın kâhin fısıltılarından veya şair hezeyanlarından tamamen farklı, ağır ve ciddiyet yüklü bir mesaj olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki karşılığına değinerek, muhatapların Kur'an'ı bir beşer uydurması veya mitoloji olarak yaftalamalarına karşı metnin kendi ontolojik statüsünü muazzam bir özgüvenle en yüce ve kesin "söz" olarak tescillediğini aktarır.
Fasl (فصل)
Kelimenin kökü olan f-s-l, temel olarak iki şeyi birbirinden ayırmak, aralarındaki bağı koparmak, kesin hüküm vermek ve gerçeği yalandan ayırt etmek anlamlarına gelmektedir. İbn Fâris, f-s-l kökünün asıl manasının bir bütünü iki parçaya bölmek ve iki nesnenin arasına kesin bir sınır çekmek olduğunu belirterek, karmaşayı gideren ve meseleyi netleştiren her türlü eylemin bu kökten isimlendirildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "fasl" kavramının söz ve hitapla ilişkilendirildiğinde hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden bıçak gibi kesip ayıran şüphesiz ve apaçık beyan manasına geldiğini, ayet bağlamında ilahi kelamın şüpheye mahal bırakmayan kesin ve ayırıcı hüküm vasfına dikkat çekildiğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, klasik dilbilimsel ve tefsir verilerine dayanarak kelimenin karmaşayı bitiren, ihtilafı sonlandıran ve hakkı batıldan temyiz eden kesin söz manasındaki asil kullanımını teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında bu kavramın epistemolojik bir kriter işlevi gördüğünü, insanın zihnindeki kaosu ve inkâr kaynaklı şüpheleri kesip atarak mutlak teolojik netliği sağlayan bir turnusol kağıdı olduğunu tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi boyutundaki keskinliğe ve psikolojik şiddetine odaklanarak, surenin başındaki gecenin karanlığını delen (sâkıb) yıldız imgesi ve yeri yaran (sad') tohum imgesi ile bu ayetteki şüpheleri kesip ayıran (fasl) söz imgesi arasında kusursuz bir retorik bütünlük bulunduğunu, metnin başından sonuna kadar inkârcı aklı bıçak gibi keskin argümanlarla yardığını savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varlıkbilimsel derinliğini ele alarak, ilahi kelamın sadece lafzi bir beyan olmadığını, aynı zamanda varlığın ve hiçliğin, hayatın ve ölümün arasına ontolojik bir sınır çizen, insanın sorumluluğunu tüm çıplaklığıyla önüne koyan mutlak ve ayırıcı bir yasa olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla