فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Târık Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: çaresizlik, tarık suresi 10. ayet, tarık 10, tarık suresi, yardımcı yokluğu, insan için, güç yokluğu
-
9. Bütün sırların ortaya dökülüp de
10. İnsanın ne bir gücü ne de yardımcısının bulunacağı gün!
Bütün sırların ortaya döküleceği gün. Yani sırlardan gizli kalanların ortaya çıkarılması. Ortaya çıkarmanın, yazıcı meleklerin muttali olamadıkları, dolayısıyla da yazamadıkları amellere yönelik olması da mümkündür. Allah Teâlâ gizli kalan o sırları dilediği şekilde ona hatırlatır ve onları âşikâr hale getirir. Yahut onları organları dile getirirler. Şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “O ceza gününde yapıp ettiklerine dilleri, elleri ve ayakları, aleyhte olarak tanıklık ederler”.
Yorumu Yorumla
-
Kuvvet (قوة)
Kelimemiz, sözlükte güç, sağlamlık, direnç, takat ve zayıflığın zıddı manalarına gelen k-v-y kökünden türemiştir. İbn Fâris, k-v-y kökünün asıl manasının bir şeyin kendi içindeki metaneti, sağlamlığı ve her türlü acziyetten uzak olma durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kuvvet" kavramının hem bedensel/fiziksel gücü hem de zihinsel yahut ruhsal dirayeti kapsadığını belirterek, ahiret ahvalini tasvir eden bu ayet bağlamında insanın o gün kendini savunabilecek, ilahi azabı veya yargılamayı defedebilecek hiçbir özsel (zati) dirence, bedensel yahut dünyevi bir takate sahip olamayacağını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, klasik lügat verilerine dayanarak kelimenin kişinin kendi nefsinde bulduğu içsel koruma gücü ve fizyolojik dayanıklılık manasında kullanıldığını teyit eder. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi Arap toplumunun değer yargılarında bireysel ve bedensel gücün her şeyin ölçüsü sayıldığına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu kelime üzerinden insanın dünyevi kibrinin dayanağı olan o şahsi gücü (kuvvet) ahiret sahnesinde tamamen sıfırladığını ve onu mutlak bir acziyet içinde bıraktığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke aristokrasisinin zenginliğe, statüye ve fiziksel güce dayalı iktidar algısını hedef alan bu ifadenin, o gün hiçbir dünyevi iktidarın veya bedensel direncin ilahi yargılama karşısında bir "kuvvet" üretemeyeceğini ilan ederek muhatapların sahte güven duygusunu yerle bir ettiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir okumasını yaparak, dünyadayken insana emanet olarak verilen bu izafi gücün hesap gününde geri alındığını, böylece insanın kendi varoluşsal çıplaklığı ve mutlak çaresizliği ile baş başa bırakıldığını ifade eder.
Nâsır (ناصر)
Kelimenin kökü olan n-s-r, temel olarak yardım etmek, destek olmak, birini düşmanına karşı savunmak, korumak ve zafere ulaştırmak anlamlarına gelmektedir. İbn Fâris, n-s-r kökünün asıl manasının bir kimseye zor anında arka çıkmak ve onu sıkıntıdan kurtaracak desteği sunmak olduğunu belirtir; hatta kurak toprağa hayat veren yağmura da bu kökten hareketle isim verildiğine dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "nâsır" kelimesinin sıradan bir yardımlaşmayı değil, zorda kalan birini kendisinden daha güçlü bir hasma karşı fiili olarak kurtaracak dışsal bir kurtarıcıyı ifade ettiğini, ayette içsel gücün (kuvvet) yokluğunun hemen ardından dışsal bir yardımcının (nâsır) da bulunmayacağının vurgulanmasıyla insanın çaresizliğinin her boyutuyla tamamlandığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, ism-i fail kalıbındaki bu kelimenin, ahiret gününde kişiyi Allah'ın azabından koruyabilecek hiçbir müttefikin yahut kurtarıcının bulunmadığı manasını taşıdığını dilbilimsel olarak teyit eder. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi sosyolojisinde insanın en büyük güven kaynağının kabile dayanışması, kan bağı veya müttefiklik yeminleriyle bağlandığı "nâsır"lar (yardımcı kabileler/şahıslar) olduğunu inceler; Kur'an'ın bu ayetle söz konusu kabilevi ve toplumsal kurtuluş ağlarını tamamen parçalayarak insanı ilahi adalet karşısında mutlak bir yalnızlığa mahkum ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamdaki psikolojik etkisine odaklanarak, bir önceki ayette bütün sırları ifşa edilen (tublâ) ve çırılçıplak kalan insanın, bu ayette önce iç direncinin (kuvvet), ardından dış desteğinin (nâsır) sıfırlanmasıyla muazzam bir varoluşsal dehşete sürüklendiğini ve surenin edebi mimarisinin bu çaresizlik hissini kusursuzca inşa ettiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar ise, kelimenin kapsamının sadece insanları değil, Mekkelilerin şefaatçi olarak inandıkları putları, sahte ilahları veya herhangi bir doğaüstü gücü de içine alacak kadar geniş olduğunu, ilahi huzurda bu tür hiçbir dışsal otoritenin yardım makamında duramayacağını ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla