Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Târık Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Târık Sûresi, 8. Ayet

    اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnehu ‘alâ rac’ihi lekâdir(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Şüphesiz Allah onu (öldükten sonra) tekrar yaratmaya elbette kadirdir.

      Bazıları dediler ki: Allah onu babasının döl yatağına döndürmeye elbette kadirdir. Bazıları da onu diriltmeye kadirdir demişlerdir. Bu İkincisi daha yerinde bir yorumdur. Çünkü âyet kâfirlere yönelik kanıt getirme bağlamında sevk edilmiştir. Kâfirlerden dölün babanın döl yatağına döndürülmesine dair bir tartışma ve inkâr etme söz konusu olmamıştır ki âyet öylesine bir tartışmayı ortadan kaldırmayı amaçlamış olsun. Onlar aksine ölümden sonra diriltilmeyi ve âhiret hayatını inkâr etmekteydiler. Bu yüzden de Allah Teâlâ onlara kudretini göstermek için yaratılışın ilk haline dikkatlerini çekti. Aynı şekilde ölümden sonra diriltilmekle ilgili olarak kâfirlere getirilen delillerin büyük çoğunluğu, yaratılışın ilkin nasıl olduğunu açıklamak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Eğer yorumun, dölün babanın döl yatağına döndürülmesi şeklinde olduğunu kabul edersek o takdirde izahı şöyle olacaktır: Yaşlılık dönemini gençliğe döndürecek, büyüklük halini küçüklüğe çevirecek, sonra çocukluk sonra da sırasıyla mudğa, alaka ve nutfe haline getirecek ve bu şekilde onu babanın döl yatağına yerleştirecek. Yoksa kişiyi olduğu gibi mevcut haliyle babanın döl yatağına -yerin darlığı ile birlikte- koyacak değildir. Burada Allah’ın kudretinin buna yeteceğine dair bir açıklama söz konusu değildir. Çünkü böyle bir durum imkânsızdır. Allah Teâlâ imkânsızı yaratmaya kadir olmakla nitelenmez. O’nun böyle nitelenmemesi, ezelde onun kudret sahibi olmadığı gibi bir sonucu gerektirmez.

      Allah Teâlâ, dünyayı bir yumurtanın içine sokabilir mi? diye bir soru sorana verilecek cevap da aynıdır. Ona cevap olarak denilir ki; Eğer dünyayı küçültür küçültür ve yumurtadan daha küçük hale getirir ve o şekilde yumurtanın içine koyar yahut yumurtayı çok büyük ölçekte genişletir ve sonunda içine dünyayı koyar demek istiyorsan elbette ki Allah Teâlâ buna kadirdir. Ama yumurta ve dünya her ikisi de aynı halde iken dünyayı yumurtanın içine koyar demek istiyorsan, bu muhaldir. Çünkü bunda parçanın bütüne, bütünün de parçaya dönüşmesi durumu vardır. Aynı şekilde insanın babasının döl yatağına döndürülmesi de sözünü ettiğimiz tarzda olacaktı. Yoksa mevcut haliyle kişinin babasının döl yatağına konulması imkânsız olduğu için bu durum gerçekleşmez.

      Aynı şekilde cennet ve cehennem ehlinin hareketlerine dair bir soru sorup onların bir sonu var mıdır? diye sorduğumuzda da vereceğimiz cevap hayır olacaktır. Eğer derlerse ki “Allah Teâlâ onun sonunu ve sayısını bilmez mi?” Ona vereceğimiz cevabımız şöyle olur: Allah Teâlâ onların sona ereceğini değil sonsuz olarak devam edeceğini bilir. Bizim onları sona erecek olarak bilmez sözümüzde cehalet ispatı ve O’nda ilim sıfatının bulunmadığı gibi bir durum söz konusu değildir. Aksine cehalet sona ermeyecek olan bir fiilin sona erecek diye bilinmesi halinde bahis konusu olur. Aynı şekilde Allah’ın muhale kadir olmadığını söylemek O’nun acizliğinin ispatı değildir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rac'ihî (رجعه)

        Kelimemiz, sözlükte geri dönmek, bir şeyi ilk haline veya önceki durumuna çevirmek, rücu etmek ve tekrar etmek manalarına gelen r-c-a kökünden türemiştir. İbn Fâris, r-c-a kökünün asıl anlamının bir şeyin başladığı noktaya geri dönmesi, eski haline rücu etmesi olduğunu belirterek, bu eylemin hem fiziksel bir dönüşü hem de durumsal bir iadeyi kapsadığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'an bağlamında insanın toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden hayata döndürülmesi (ba's) sürecini ifade ettiğini, ayetteki formun ilk yaratılışı yoktan var eden ilahi kudret için ikinci yaratılışın (aslına geri döndürmenin) son derece kolay bir eylem olduğuna dair güçlü bir teolojik vurgu taşıdığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, tefsir ve lügat geleneğine dayanarak kelimenin ahirette diriltilip hayata iade edilme manasında kullanıldığını teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik (ahiret inancı) kurgusunda "dönüş/rücu" kavramının taşıdığı semantik ağırlığı incelerken, bu kelimenin cahiliye Araplarının ölümü mutlak bir son olarak gören hiçlik tasavvurunu yıkarak yerine, varlığın yaratıcı kaynağına mecburi ve kaçınılmaz bir geri dönüşü olduğu bilincini yerleştirdiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin surenin edebi mimarisindeki yerine odaklanarak, önceki ayetlerde insanın bir damla sudan "çıkarılması" (yahruc) eylemi ile bu ayetteki aslına "döndürülmesi" (rac') fiili arasında kurulan muazzam retorik simetriye dikkat çeker; bu zıtlık sanatının, dirilişi inkâr eden aklın kendi içindeki çelişkilerini yüzüne vuran psikolojik bir şok dalgası yarattığını savunur. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin yapısal bütünlüğünü ele alırken, bu kelimenin surenin ilk bölümündeki biyolojik yaratılış (mikrokozmos) anlatısından eskatolojik hesap gününe (makrokozmos) geçişi sağlayan kavramsal bir köprü vazifesi gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varlıkbilimsel boyutunu tahlil ederek, buradaki geri döndürme işleminin sadece bedenin ve dağılan kemiklerin bir araya getirilmesinden ibaret mekanik bir biyolojik iade olmadığını, bilakis insanın ahlaki sorumluluğunu yüklenmiş şahsiyetli bir özne (nefs) olarak hesap vermek üzere ontolojik bir yeniden inşası olduğunu aktarır.

        Kâdir (قادر)

        Kelimemiz, sözlükte bir şeye güç yetirmek, ölçü ile yapmak, belirlemek ve mutlak iktidar sahibi olmak anlamlarına gelen k-d-r kökünden türemiş bir ism-i faildir. İbn Fâris, k-d-r kökünün temelinde bir şeyin miktarını, nihayetini ve sınırını bilmek ile bir işi o belirlenen ince ölçüye göre eksiksizce yapabilme gücüne sahip olmak manalarının yattığını belirtir; bu kökün acziyetin ve yetersizliğin tam karşıtı olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "kudret" kavramının Allah'a nispet edildiğinde sıradan bir kuvvet kullanımını değil, eylemini mutlak bir hikmetle, hiçbir zorluk çekmeksizin ve sonsuz bir iradeyle gerçekleştiren, eşi ve benzeri olmayan bir muktedirliği ifade ettiğini; bağlam gereği insanın ilk var edilişindeki o hassas tasarımın (kader), onu ikinci kez diriltmeye muktedir olan (kâdir) aynı ilahi gücün en inkar edilemez delili olduğunu detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin dilbilimsel olarak mutlak manada güç yetirebilme sıfatını taşıdığını ve ayetin yapısındaki tekit (pekiştirme) unsurlarıyla birlikte Allah'ın diriltme eylemindeki karşı konulamaz kudretini ilan ettiğini teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında Allah'ın kudreti konseptinin her zaman insanın zayıflığı (acz) ile keskin bir tezat içinde işlendiğini, bu ayetteki "kâdir" sıfatının, insana kendi bedenindeki o zayıf başlangıcı idrak ettirdikten hemen sonra ilahi gücün sarsılmaz ve şüphe götürmez büyüklüğünü zihinlere kazıyan ontolojik bir mühür işlevi gördüğünü inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke dönemi inanç haritasındaki polemik değerine ve retorik gücüne değinerek, Mekkeli müşriklerin Allah'ın evreni yaratan (hâlık) yüce bir güç olduğunu kabul ettiklerini ancak O'nun ölüleri diriltme kudretini inatla reddettiklerini; ayetteki pekiştirmeli "lekâdir" (elbette kadirdir/mutlaka gücü yeter) vurgusunun, tam da bu yerel ve çelişkili inancı hedef alarak Allah'ın kudretinin hem başlangıcı hem de sonu kapsayan parçalanmaz, mutlak bir bütün olduğunu ilan eden sarsıcı ve reddedilemez bir argüman olduğunu aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X