Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Târık Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Târık Sûresi, 7. Ayet

    يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yaḣrucu min beyni-ssulbi ve-tterâ-ib(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bu su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar.

      Bu İlâhî beyanın yorumu hakkında ihtilaf edilmiştir. Kimisi “sulb”un erkek, “terâib”in de kadına yönelik bir ifade olduğunu söylemiştir. Buna göre “sulb”den maksat bel, “terâib”den maksat da sekiz kaburgadır. Onların dördü sağ tarafında dördü de sol tarafındadır. Kimileri de “terâib” organlardır, demişlerdir. Kimi de gerdanlığın takıldığı yerdir açıklamasını yapmıştır. Bazıları “Terâib”, köprücük çukuru ile göğüs üstü arası yerdir demiştir. Başka bazı müfessirler de her ikisini de erkeğe nispetle yorumlamışlardır. “Min beyni’s-sulbi ve’t-terâib” denilirken erkeğin hem beli hem de omurgaları kastedilmiştir. Aynı yorumcu çocuğu oluşturan erlik suyunun çıktığı yerin sadece sulb, yani bel olmadığını, aksine onun bütün organlardan süzülerek ortaya çıktığını sanmıştır. Bu kelimeleri diğer mânalara yoranlar ise durumu hem erkek hem de kadına yönelik olarak açıklamışlardır. Buna göre çocuğun yaratıldığı su, hem erkek hem de kadında bulunur. Ebû Bekir el-Esam, “sulb”un erkekten, “terâib”in de kadından kinâye olduğunu söylemiştir. Buna göre atmık (mâ-i dâfik) her ikisinden oluşan suyun adı olur. Allah Teâlâ’nın şu beyanını görmez misin: “Ve halâ’ilu ebnâikumü’llezîne min aslâbikum” “Anneleriniz... kendi dölünüzden olan oğullarınızın eşleri... size haram kılındı...Görüldüğü gibi burada oğullar, “sulb”e yani döle nispet edilmiştir.

      Suyun “sulb” ve “terâib” arasından çıkmasında Allah Teâlâ’nın bir lütfu vardır. Çünkü bütün mahlûkat toplansa ve belirtilen organlar arasından onu bütün güçleriyle ve her yola başvurarak çıkarmaya ve onu rahime koymaya çalışsalar buna asla güç yetiremezler. Allah Teâlâ lütfu ile insanlar arasında şehvet duygusunu koydu ve döl suyunu bel ve apış arasından o şehvetle çıkardı. Birinin bunu birtakım sebepler ve çareler ile çıkarabilmesi mümkün değildir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yahruc (يخرج)

        Kelimemiz, sözlükte dışarı çıkmak, belirmek, gizli bir yerden veya durumdan açığa çıkmak anlamlarına gelen h-r-c kökünden türemiştir. İbn Fâris, h-r-c kökünün asıl manasının girmek (duhûl) eyleminin tam zıddı olduğunu, bir şeyin gizlilikten görünürlüğe, içeriden dışarıya intikal etmesini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel bir mekândan ayrılışı anlattığı gibi bir durumdan başka bir duruma geçişi de ifade ettiğini belirterek, bu ayetin bağlamında insanın özünü oluşturan üreme sıvısının, bedenin gizli ve derin noktalarından dışarıya doğru fiziksel çıkışını imlediğini, böylece görünmeyenden (bâtın) görünene (zâhir) doğru gerçekleşen ilahi yaratılış safhasına dikkat çekildiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, klasik sözlük bilimsel kurallara dayanarak fiilin, içeride saklı olan bir maddenin bedenin dışına fırlatılması manasındaki standart kullanımını teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik kurgusunda bu fiilin, Allah'ın hayatı yokluktan veya ölü/cansız maddelerden çekip çıkarması (ihraç) temasıyla yakından ilişkili olduğunu, bedenin karanlık ve cansız gibi duran derinliklerinden hayat verecek olan o tazyikli suyun çıkarılmasının, aynı zamanda ahirette ölülerin kabirlerinden çıkarılmasına da ince bir ontolojik delil oluşturduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin geniş zaman (muzari) kipiyle kullanılmasının önemine değinerek, bu formun insan soyunun devamlılığına, yaratılış mucizesinin her an yenilenerek süregelen dinamik ve kesintisiz bir biyolojik-ontolojik süreç olduğuna işaret ettiğini aktarır.

        Es-sulb (الصلب)

        Kelimenin kökü olan s-l-b, temel olarak sertlik, sağlamlık, katılık ve bel kemiği anlamlarını ihtiva etmektedir. İbn Fâris, s-l-b kökünün asıl manasının kuvvet, sertlik ve direnç olduğunu belirterek, insan bedeninin temel direği ve en sağlam parçası olması haysiyetiyle bel veya sırt kemiğine bu ismin verildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bedendeki gücün ve dayanıklılığın merkezi olan bel kemiğinin bu isimle anıldığını, ayet bağlamında ise insanın varoluşunun başlangıcı olan o tazyikli sıvının çıkış noktalarından birini, hususen erkeğin anatomik yapısındaki kökeni ve sağlam soy ağacını temsil ettiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, tefsir ve lügat geleneğinin ittifakıyla bu kelimenin erkeğin sırtı, bel kemiği ve sülbü manasına geldiğini teyit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tasvir gücüne odaklanarak, bir önceki ayette zikredilen "su"yun (mâ') akışkan ve yumuşak tabiatı ile bu ayetteki "bel kemiği"nin (sulb) katı ve sert tabiatı arasında kurulan tezat sanatının, Kur'an'ın çarpıcı ve sarsıcı edebi üslubunun bir yansıması olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'ın indiği 7. yüzyıl Hicaz-Arap kültüründeki anatomik ve tıbbi algıya göre okunması gerektiğini, o dönemin muhataplarının üreme sıvısının kaynağını erkeğin sırt/bel bölgesi olarak algıladıklarını ve ayetin bu fenomenolojik dil üzerinden onlara kendi yaratılışlarının hakir başlangıcını hatırlatarak kibrini kırdığını aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar ise, kelimenin sadece fizyolojik bir kemiği değil, aynı zamanda Arap dilinde soyu, nesli ve ataerkil dayanıklılığı simgeleyen geniş bir kültürel semantiğe sahip olduğunu belirtir.

        Et-terâib (الترائب)

        Kelimemiz, sözlükte toprak, göğüs kemikleri ve kaburga manalarına gelen t-r-b kökünden türemiş olan "terîbe" kelimesinin çoğuludur. İbn Fâris, t-r-b kökünün temelinde toprağa değmek veya toprakla bir olmak manasının yattığını, ancak çoğul formdaki bu kelimenin hususen gerdanlığın düştüğü göğüs kafesi kemiklerine isim olduğunu belirtir; kemiklerin birbirine olan paralelliği veya eşitliği sebebiyle bu kökle ilişkilendirilmiş olabileceğine dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kadının göğüs bölgesindeki üst kaburga veya köprücük kemiklerini ifade ettiğini belirterek, üreme sürecinde erkeğin bel kemiğine (sulb) karşılık kadının anatomik kökenini temsil ettiğini ve ayetteki ikili yapının bu fizyolojik kaynağı işaret ettiğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kadim Arap şiirinden ve dilbilimsel kaynaklardan örnekler getirerek kelimenin kadının göğüs kemikleri manasında kullanımının dildeki asilliğini ve doğruluğunu teyit eder. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi surelerinin ahenk ve fâsıla (ayet sonu uyumu) yapısını incelerken, bu kelimenin sadece anatomik bir bilgi vermekle kalmadığını, aynı zamanda "sâkıb", "dâfik" gibi önceki ayet sonlarındaki keskin sessiz harflerle biten ritmik yapıyı b harfiyle (terâib) sürdürerek metnin şiirsel, akustik ve esrarengiz atmosferini mükemmel bir uyumla tamamladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dönemin biyolojik tasavvuruna yeniden dikkat çekerek, erkeğin bel kemiği ile kadının göğüs kemiklerinin o çağın algısında insanın varoluşsal hammaddesinin menşei olarak kabul edildiğini, ilahi mesajın bu yerel ve bilindik terminolojiyi kullanarak insanın aslındaki zayıflığa dair teolojik argümanını en etkili ve anlaşılır şekilde sunduğunu aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X