Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Târık Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Târık Sûresi, 5. Ayet

    فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felyenzuri-l-insânu mimme ḣulik(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      5. İnsan neden yaratıldığına bir baksın!

      6. O, atılan bir sudan yaratıldı.


      İnsanın Yaratılış Hikmeti

      Esas olan şudur: İnsanın yaratılmış olduğu unsur üzerinde düşünmek, âhiret hayatını inkâr edenleri, Hz. Peygamber’in (a.s.) risâletini tanımayanları iman etmeye ve onu tanımaya götürür. Şöyle ki: İnsanın yaratılmış olduğu “nutfe” (sperm) söz gelimi bir tabak içine konulsa ve sonra biri ondan alaka ve mudğa çıkarılması ve ondan bir insanın yaratılması imkânını veren sırrı anlamak ve elde etmek istese, imkânı yok bunu başaramaz. Bütün cinler ve insanlar bir araya gelse insanın organlarından tek birini yapmak için çaba gösterseler, onu bir araya getirmeyi asla başaramazlar. Yahut organın işitme, görme yetisini nasıl elde ettiğinin sırrına ermek isteseler asla muvaffak olamazlar. Bundan ortaya çıkıyor ki kudreti böylesine mükemmel bir dereceye ulaşan bir zat hiçbir şeyden gaflet halinde olmaz ve hiçbir güç ve kudret onu acze düşüremez.

      Atılan su’dan maksat, erkeğin kadının rahmine boşalttığı menidir. Dâfik ism-i fâil vezninde olmakla birlikte “medfûk” (ism-i mefûl) anlamındadır, boşaltılan, atılan demektir. İçinde uyunulan geceye “leyi nâim” kendisi ile yorulan kedere “hemmun nâsıb” denilmesi gibi. Zeccâc dedi ki: “Mâun dâfik” atılan su demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yenzur (ينظر)

        Kelimenin kökü olan n-z-r, temel olarak gözle bakmak, görmek, beklemek ve düşünmek anlamlarına gelmektedir. İbn Fâris, n-z-r kökünün asıl manasının sadece gözle fiziksel bir algılama olmadığını, aynı zamanda bir şeyi beklemek ve onun üzerinde kalp gözüyle derinlemesine düşünmek (basiret) anlamlarını ihtiva ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin salt bir görme (ru'yet) eyleminden ibaret olmadığını, aklı ve basireti kullanarak bir şeyin mahiyetini araştırmak, ondan ibret almak maksadıyla düşünmek manasına geldiğini aktararak, ayetteki "baksın" emrinin anatomik bir inceleme değil, ontolojik ve zihinsel bir tefekkür çağrısı olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin klasik dilbilimsel yapısında ibret nazarıyla bakmak ve akletmek manasında kullanıldığını teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında "bakmak/görmek" fiillerine yüklenen epistemolojik derinliğe dikkat çekerek, bu eylemin insanı körü körüne bir inançtan yahut şuursuz bir inkârdan çıkarıp, kendi biyolojisindeki kanıtları okumaya davet eden rasyonel-teolojik bir aydınlanma metodu işlevi gördüğünü inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu emir kipinin, insanın kibrini kırmak ve onu kendi zayıf başlangıcına dönüp bakmaya zorlayarak tefekküre sevk eden son derece sarsıcı ve dönemin Hicaz-Arap retoriğine uygun, ikna edici bir dilsel araç olduğunu ifade eder.

        İnsân (الإنسان)

        Kelimemiz, sözlükte alışmak, cana yakın olmak, sosyalleşmek manalarındaki i-n-s kökünden veya unutmak manasındaki n-s-y kökünden türemiştir. İbn Fâris, kelimenin kökeni hakkında bu iki asıl görüşün bulunduğunu; birincisinin ünsiyet kuran (sosyalleşen) varlık, ikincisinin ise ahdini ve yaratıcısını çabuk unutan varlık manasına geldiğini belirtir ve insanın her iki özelliği de barındırması sebebiyle bu ismi aldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, insanın tek başına yaşayamayan, hemcinsleriyle ünsiyet kurmaya muhtaç bir tabiatta yaratıldığı için bu isimle anıldığını detaylandırırken, aynı zamanda nisyan (unutkanlık) eğiliminin de onun temel karakteristiği olduğuna dikkat çeker; ayet bağlamında insanın kibrine kapılıp kendi yaratılışını "unutan" bu zayıf doğasına sarsıcı bir hatırlatma yapıldığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin Sami dillerindeki "naşa" veya "anaşa" köklerine dayandığını, İbranice "enosh" ve Süryanice "naşa" ile olan etimolojik akrabalığına işaret ederek bu kavramın kadim dönemlerden beri insan türünü ifade etmek üzere Arapçaya yerleşmiş asli bir unsur olduğunu gösterir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki insan konseptini incelerken, bu ismin genellikle varlığın nankörlük, acelecilik ve kendi aslını unutarak kibirlenme eğilimleriyle birlikte anıldığını; ayette de tam bu kibri kırmak üzere insanın en zayıf biyolojik başlangıcına döndürüldüğünü tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi üslubunda "insan" kelimesinin salt biyolojik bir canlıyı değil, ahlaki zaaflarıyla ve psikolojik karmaşasıyla bütünü temsil ettiğini, surenin bağlamında kibre karşı en etkili psikolojik tedavi olarak ona "neyden yaratıldığına bakma" emrinin verildiğini savunur.

        Hulik (خلق)

        Kelimenin kökü olan h-l-k, sözlükte bir şeyi takdir etmek, ölçüp biçmek ve bir örneği olmaksızın yaratmak anlamlarına gelmektedir. İbn Fâris, h-l-k kökünün asıl manasının bir şeyi belli bir ölçüye göre düzenlemek ve pürüzsüzce var etmek olduğunu, yoktan var etme (ibda) anlamının doğrudan bu pürüzsüz takdir ve ince hesap temelinden doğduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yaratma eyleminin sıradan ve rastgele bir var ediş değil, derin bir hikmetle, belli bir nizam ve maksada uygun olarak tasarlama eylemi olduğunu vurgulayarak, ayetteki meçhul (edilgen) fiil formunun, insanın kendi kendini var etmediği ve mutlak bir Yaratıcı'nın bilinçli tasarımıyla vücut bulduğu gerçeğine dikkat çektiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin tefsir ve lügat geleneğinde bir şeyi eşsiz bir takdir ve ölçü ile yokluktan varlık sahnesine çıkarmak manasında kullanıldığını klasik örneklere dayanarak teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın yaratılış tasavvurunda bu fiilin, ilahi kudretin evrendeki mutlak hükümranlığını simgeleyen en temel ontolojik eylem olduğunu, ayetteki edilgen çatının (yaratıldı) insanın kendi varlığı üzerindeki iktidarsızlığını ve asıl failin Allah olduğunu yüzüne vurduğunu inceler. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi metinlerinde bu tür yaratılış atıflarının kozmik bir ibret sahnesi kurduğunu, kelimenin insanın sadece biyolojik kökenine değil, ilahi plan içerisindeki aciz ama anlamlı ontolojik statüsüne uyanması için çarpıcı bir argüman olarak kurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin felsefi ve varlıksal boyutunu ele alarak, yaratılma eyleminin tesadüfiliği tamamen dışladığını, eylemin kökündeki "takdir" (ölçü) kavramının, insanın basit bir sudan en karmaşık tasarıma dönüştürülmesindeki ilahi sanatın ve mutlak iradenin doğrudan bir kanıtı olduğunu aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X