اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Târık Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
1. Andolsun gökyüzüne ve gece çakıp görünene!
2. O, gece çakıp görünen nedir bilir misin?
3. Karanlığı delen yıldızdır!
Andolsun gökyüzüne ve gece çakıp görünene. Allah Teâlâ, rızıklarının kaynağı olmak, yaratıklardan şerefli olanların -ki onlar meleklerdir- meskeni yapmak suretiyle insanların gözünde göğün değerini yüceltti. Cenneti orada yarattı ve onu görünür bir direk olmaksızın yarattı. Şanını yüceltmek için göğe yemin etti, gıdaların oluşmasında etkin olan ay ve güneşi onun süsü yaptı.
Karanlığı delip geçen yıldıza yemin etti. O, parlak ışık saçan yıldız olmaktadır. Yahut şeytanı delip geçen yahut onu yakan yıldızdır. Keza gökte büyük bereketler vardır. Onun bereketlerinden biri de karada ve denizde, yıldız sayesinde insanların yönlerini bulabilmeleridir. Onlarla en güzel tedbirler alınır. O kadar ki bazı insanlar yedi yıldızın “müdebbirât” olduğunu sanmışlardır. Keza onlar şeytan, vahiyden kulak hırsızlığı yapmak için göğe çıkmaya çalıştığı zaman yıldızlarla engellenmektedir. Eğer şeytanlar göğe çıkmaktan alıkonulmasalardı ve kulak hırsızlığı yapıp vahiyden bir şeyler kapsalardı, hemen kâhinlere koşarlar, yalan yanlış verdikleri haberlerle işleri karıştırırlardı. Onların kadri yüceliklerinden biri de tek bir gecede bin aylık mesafeyi kat edebilmeleridir. İşte bu yüzden Allah Teâlâ onlara yemin etmiştir.
Bunun Allah Teâlâ’dan bir yemin değil de peygamberine (a.s.) ona yemin edebileceğini öğretmesi şeklinde yorumlanması da mümkündür. Çünkü onlar Allah’ın ulûhiyeti ve Rab oluşu, haberlerinin doğruluğuna dair bir şüphe duymuyorlardı ki yemin ile onların şüpheleri izale edilmiş olsun. Onlar aksine Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğine dair şüphe duyuyorlardı. Bu itibarla durumunu teyit etmek için yemin etmeyi öğretti ki onları durumu hakkında nazar etmeye şevketsin.
Yeminin, kâfirler nazarında yüce varlıklar oldukları için bizzat yıldızlara yapılmış olması da mümkündür. Müslümanların kendi aralarında böyle yemin ettikleri vaki değildir. Yahut bunlara yemin etmek esasında bizzat bunların Rabb’ine yemin etmektir. Sanki Allah Teâlâ ona bu yıldızların yaratıcısına yemin etmesini gizli bir şekilde Hz. Peygamber’e emretmiştir.
“Ve’t-târık” (والطارق) hakkında değişik yorumlar yapılmıştır: Bazıları onun geceleyin gelen demek olduğunu söylemiştir. Gece gelindiğinde “Taraktühu bi’l-leyl” (طرقته بالليل) denilir. Zeccâc şöyle dedi: “et-Târık” ‘ es-sâkin” yani bir yerde duran demektir. Kişi konuşurken durduğu ve sessiz kaldığı zaman “atraka fı’l-kelâmi meliyyen” (أطرق في الكلام مليا) denilir. Bazıları da onun geceleyin parlayan ve gündüzün gizlenen yıldız olduğunu söylemişlerdir. O parlak bir yıldızdır. Arkadan gelen “en-necmü’s-sâkıb” (النجم الثاقب) ifadesi onu tefsir etmektedir.
Yorumu Yorumla
-
En-necm (النجم)
Kelimemiz, sözlükte belirmek, ortaya çıkmak, doğmak ve yerden bitmek manalarına gelen n-c-m kökünden türemiştir. İbn Fâris, n-c-m kökünün asıl anlamının bir şeyin görünür hale gelmesi, doğup ortaya çıkması olduğunu belirtir; gökyüzündeki yıldızlara da karanlıkta parlayarak kendilerini gösterdikleri için bu ismin verildiğini, ayrıca yerden gövdesiz olarak biten bitkilerin de aynı kökten isimlendirildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin temelde gövdesiz bitkiler ve gök cisimleri için ortak bir "ortaya çıkış" kökenine dayandığını, ancak mutlak olarak kullanıldığında gökyüzünde parlayan ve karanlığın içinde belirerek insana yol gösteren yıldız manasına geldiğini ifade ederek, ayetin bağlamında gece karanlığında aniden beliren parlak gök cismini nitelediğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, klasik sözlükbilimsel verilere dayanarak kelimenin karanlığı yırtıp ortaya çıkan, yükselen ve göze çarpan gök cismi anlamında kullanıldığını teyit eder. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi Arap düşüncesinde çölde yön bulma ve meteorolojik zamanlama için kullanılan sıradan bir tabiat unsuru olan yıldızın, Kur'an'ın anlamsal dünyasında ilahi kudretin bir nişanesi, mutlak yaratıcının evrendeki sarsılmaz düzeninin şahidi ve kozmik bir uyarıcı olarak yeniden konumlandırıldığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dönemin Hicaz-Arap kültüründeki kullanımına ve algısına dikkat çekerek, bu ismin genel bir gök cisminden ziyade muhatapların yakından bildiği, karanlıkta yönlerini buldukları son derece parlak ve belirgin bir yıldıza işaret ettiğini, ilahi mesajın bu tanıdık ancak ihtişamlı unsur üzerinden verilerek muhatapta tanıdıklık ile ontolojik dehşet hissini birleştirdiğini aktarır.
Es-sâkıb (الثاقب)
Kelimenin kökü olan s-k-b, temel olarak delmek, delip geçmek, bir şeyde delik açmak ve şiddetle parlamak anlamlarına gelmektedir. İbn Fâris, s-k-b kökünün asıl manasının bir nesneyi delip diğer tarafa geçmek olduğunu belirterek, ateşi alevlendirmek veya karanlıkta parlayan şiddetli bir ışık için bu kelimenin kullanılmasının nedenini, o keskin ışığın gecenin karanlık perdesini adeta fiziksel ve katı bir maddeymiş gibi delip geçmesi suretiyle ufukta belirmesi olarak açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "delme" eyleminin bu kelimede görünürlük bağlamında incelikli bir boyut kazanarak doğrudan görme duyusuna hitap ettiğini; yıldızın ışığının o kadar keskin, yoğun ve güçlüdür ki, gecenin tabaka tabaka biriken katı karanlığını delip doğrudan gözlemcinin gözüne ulaştığını, bu sebeple "karanlığı delen" manasının ayetin mehabetine en uygun kavram olduğunu detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, bu sıfatın doğrudan gök cisminin parlaklık derecesi ve nüfuz ediciliğiyle ilgili olduğunu, soluk ışıklı olanların değil, yalnızca ışığı karanlık katmanlarını delerek hedefine ulaşan olağanüstü parlaklıktaki yıldızların bu isimle nitelendirilebileceğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tasvir gücüne ve retorik şiddetine odaklanarak, kökündeki "delip geçme" eyleminin zihinde yarattığı keskinliğin, yalnızca fiziksel bir ışığın geceyi yarmasını değil, aynı zamanda Târık'ın sarsıcı gerçeğinin insanın iç dünyasına, gaflet ve inkâr karanlığına nüfuz eden delici etkisini muazzam bir psikolojik derinlikle yansıttığını savunur. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi surelerinin estetik ve semantik yapısını incelerken, "delen yıldız" imgesinin surenin ritmini ve teolojik gerilimini yükselten çok güçlü bir görsel sıfat olduğunu, bu kozmik delici ışığın, insanın üzerindeki mutlak ilahi gözetimin gökyüzündeki somut ve ürpertici bir sembolü olarak metne yerleştirildiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varlıkbilimsel bir okumasını yaparak, karanlığı delen bu keskin ışığın tabiatın tekdüze akışında bir yarık açtığını ve insana, evrenin sessiz görünen yüzünün ardındaki mutlak, keskin ve hiçbir karanlığın örtemeyeceği ilahi hakikati hatırlatan ontolojik bir işaret fişeği işlevi gördüğünü aktarır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla