Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Târık Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Târık Sûresi, 1. Ayet

    وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-ssemâ-i ve-ttârik(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. Andolsun gökyüzüne ve gece çakıp görünene!

      2. O, gece çakıp görünen nedir bilir misin?

      3. Karanlığı delen yıldızdır!


      Andolsun gökyüzüne ve gece çakıp görünene. Allah Teâlâ, rızıklarının kaynağı olmak, yaratıklardan şerefli olanların -ki onlar meleklerdir- meskeni yapmak suretiyle insanların gözünde göğün değerini yüceltti. Cenneti orada yarattı ve onu görünür bir direk olmaksızın yarattı. Şanını yüceltmek için göğe yemin etti, gıdaların oluşmasında etkin olan ay ve güneşi onun süsü yaptı.

      Karanlığı delip geçen yıldıza yemin etti. O, parlak ışık saçan yıldız olmaktadır. Yahut şeytanı delip geçen yahut onu yakan yıldızdır. Keza gökte büyük bereketler vardır. Onun bereketlerinden biri de karada ve denizde, yıldız sayesinde insanların yönlerini bulabilmeleridir. Onlarla en güzel tedbirler alınır. O kadar ki bazı insanlar yedi yıldızın “müdebbirât” olduğunu sanmışlardır. Keza onlar şeytan, vahiyden kulak hırsızlığı yapmak için göğe çıkmaya çalıştığı zaman yıldızlarla engellenmektedir. Eğer şeytanlar göğe çıkmaktan alıkonulmasalardı ve kulak hırsızlığı yapıp vahiyden bir şeyler kapsalardı, hemen kâhinlere koşarlar, yalan yanlış verdikleri haberlerle işleri karıştırırlardı. Onların kadri yüceliklerinden biri de tek bir gecede bin aylık mesafeyi kat edebilmeleridir. İşte bu yüzden Allah Teâlâ onlara yemin etmiştir.

      Bunun Allah Teâlâ’dan bir yemin değil de peygamberine (a.s.) ona yemin edebileceğini öğretmesi şeklinde yorumlanması da mümkündür. Çünkü onlar Allah’ın ulûhiyeti ve Rab oluşu, haberlerinin doğruluğuna dair bir şüphe duymuyorlardı ki yemin ile onların şüpheleri izale edilmiş olsun. Onlar aksine Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğine dair şüphe duyuyorlardı. Bu itibarla durumunu teyit etmek için yemin etmeyi öğretti ki onları durumu hakkında nazar etmeye şevketsin.

      Yeminin, kâfirler nazarında yüce varlıklar oldukları için bizzat yıldızlara yapılmış olması da mümkündür. Müslümanların kendi aralarında böyle yemin ettikleri vaki değildir. Yahut bunlara yemin etmek esasında bizzat bunların Rabb’ine yemin etmektir. Sanki Allah Teâlâ ona bu yıldızların yaratıcısına yemin etmesini gizli bir şekilde Hz. Peygamber’e emretmiştir.

      “Ve’t-târık” (والطارق) hakkında değişik yorumlar yapılmıştır: Bazıları onun geceleyin gelen demek olduğunu söylemiştir. Gece gelindiğinde “Taraktühu bi’l-leyl” (طرقته بالليل) denilir. Zeccâc şöyle dedi: “et-Târık” ‘ es-sâkin” yani bir yerde duran demektir. Kişi konuşurken durduğu ve sessiz kaldığı zaman “atraka fı’l-kelâmi meliyyen” (أطرق في الكلام مليا) denilir. Bazıları da onun geceleyin parlayan ve gündüzün gizlenen yıldız olduğunu söylemişlerdir. O parlak bir yıldızdır. Arkadan gelen “en-necmü’s-sâkıb” (النجم الثاقب) ifadesi onu tefsir etmektedir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sema (السماء)

        Kelimemiz, sözlükte yükseklik, yücelik ve üstte olma anlamlarına gelen s-m-v kökünden türemiştir. İbn Fâris, s-m-v kökünün temel anlamının yükselmek ve yücelmek olduğunu belirtir; ona göre bu sözcük, insanın üzerinde bulunan, onu gölgelendiren ve yüksekte yer alan her şeyi ifade eden genel bir şemsiye kavramdır. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin kökenindeki yükseklik vurgusuna dikkat çekerek, Kur'an bağlamında kelimenin yeryüzünün üstündeki fiziksel gökyüzü tabakasını ifade ettiğini, ancak aynı zamanda yağmurun kaynağı olması haysiyetiyle bereket ve ilahi rahmetin geldiği yüce makamı da temsil ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kelime dünyasını ve semantik alanlarını incelerken bu kelimenin cahiliye dönemi Arap tasavvurundaki sıradan fiziksel kubbe anlayışından çıkarılarak, Allah'ın yaratma kudretinin ve sonsuzluğunun bir işareti olarak yeniden anlamlandırıldığını, böylece gökyüzünün sadece kozmolojik bir unsur değil, ilahi bir ibret sahnesine dönüştüğünü ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kullanımına değinerek Aramice ve Süryanice gibi dillerdeki akrabalığına işaret eder ve yüksekliği ifade eden bu ortak Sami kökünün Arapçaya tamamen yerleşmiş asli bir unsur olarak geçtiğini belirtir.

        Tarık (الطارق)

        Kelimenin kökü olan t-r-k, temel olarak vurmak, çarpmak ve şiddetle çalmak anlamlarına gelmektedir. İbn Fâris, t-r-k kökünün asıl manasının bir şeye vurmak veya kapı çalmak olduğunu belirterek, kelimenin geceleyin gelen yolcu veya ziyaretçi için kullanıldığını açıklar; zira gece gelen kişi, hane halkı uyuduğu için haber vermek amacıyla mutlaka kapıyı çalmak veya bir yere vurmak durumundadır. Râgıb el-İsfahânî, bu temel "vurma" ve "çarpma" anlamından hareketle kelimenin gece karanlığında ortaya çıkan ve adeta karanlığı bir darbeyle delip geçen parlak yıldızlar için özel bir isimlendirme haline geldiğini, ayetin bağlamında bu şiddetli ve delici aydınlığın kastedildiğini detaylıca aktarır. Celaleddin el-Suyuti, klasik dilbilimsel kökenlere dayanarak kelimenin gece karanlığını yarıp ortaya çıkan, ışığıyla göze çarpan delici yıldız manasına geldiğini teyit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik yönüne odaklandığı analizlerinde, kökündeki aniden vurma ve kapı çalma eyleminin verdiği irkiltici hissin, ayetin taşıdığı uyanış, kozmik sarsıntı ve ilahi uyarı tonuyla mükemmel bir belagat uyumu sağladığını savunur. Angelika Neuwirth ise erken dönem Mekke surelerindeki yemin formatlarını incelerken, bu kelimenin esrarengiz ve çarpıcı yapısının tesadüfi olmadığını, geceleyin aniden ortaya çıkan kozmik fenomenlerin surenin insanı düşünmeye sevk eden haşmetli atmosferine hem işitsel hem de görsel bir derinlik kattığını ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X